SAYFA: 1/4
Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan etmesiyle, Osmanlı Devleti ile ilişkiler gerginleşti. Ancak, Rusya'nın arabuluculuğu ve diplomatik yoldan gerekeni yapması sayesinde, iş savaşa kadar vardırılmadı.6.4.1908 İstanbul'da Rus, İngiliz ve Fransız temsilcilerinin de huzurunda özel bir protokol imzalandı ve buna göre Osmanlı Devleti, Bulgaristan'ın yeni politik durumunu ve bağımsızlığını kabul ettiğini açıklamış oldu (protokolün 8. maddesi).
21.5.1909 gün ve 11 no'lu kararı ile, Bulgar diplomatik temsilcileri, delegasyonları ve diplomatik ajanları büyük elçilik adını taşımağa başladı. Büyükelçi olarak İstanbul'a gönderilen Mikail K. Safarov güven mektubunu sundu (17.7.1909). Öte yandan Mustafa Asım Bey de kendi güven mektubunu Sofya'da takdim etti (14.9.1909).
Balkan Savaşı'ndan az önce Bulgaristan bütün müttefikleri ile Babıali'ye bir nota vererek Osmanlı Devleti'nden, Hıristiyan halkın yaşadığı Balkan topraklarının idari özerkliğinin verilmesini istedi. (30.12.1912). Osmanlı Hükümeti bu notayı reddederek Avrupa ve Asya'da bulunan ordularının seferberliğini ilan etti. Daha sonra da Balkan ülkelerindeki bütün temsilcilerini geri çağırdı. 8 Ekim 1912'de Karadağ, 17 Ekim 1912'de Bulgaristan ile Sırbistan Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiler. Rusya, Bulgaristan'ın çıkarlarının Osmanlı Devleti'nde korunmasını üzerine aldı. İstanbul'daki Rusya Büyükelçiliği yanında dragoman (tercüman) sıfatıyla gönderilen Milan K. Popov bu görevinde, yeniden Bulgaristan elçiliğinin açıldığı güne kadar kaldı. Öte yandan İspanya'nın Sofya'daki delegasyonu da Bulgaristan'daki Türk çıkarlarını koruma görevini üstlendi.
Savaş, Osmanlı Devleti ile müttefikler arasında Londra'da imzalanan barış antlaşması ile sonra erdi (30.5.1913). Bu antlaşmanın 1. maddesi, Osmanlılar ile Balkan İttifakı ülkeleri arasında dostluk ve sonsuza dek barışı öngörmekteydi. Ancak barış iki ay bile sürmedi. Balkan İttifakı-Osmanlı Devleti arasında savaşa yol açtı. Bu savaştan sonra Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler 29.6.1913 günü imzalanan İstanbul Antlaşması'nın 3. maddesi hükmüyle yeniden kuruldu. Barış antlaşması imzalandıktan sonra, Bulgar hükümeti İstanbul'daki Rus büyükelçisi Girs aracılığıyla, Bulgaristan elçisinin İstanbul'a atanması için gereken "agreement" (muvafakat name) verilmesini istedi. Ancak Osmanlı hükümeti bu isteği reddederek, Osmanlılar ile Bulgaristan arasında barış antlaşmasından doğan bir takım sorunların çözümlenmesi gerektiğini bildirdi. İmza olunan barış antlaşması hükümleri içinde İstanbul'a gönderilen büyükelçi Andrey Tonasev güven mektubunu sundu (2.11.1913). 2 Aralık 1913 günü, Sofya Büyükelçiliği binasını, bir tütün tüccarının özel evi iken 1913'te Osmanlı hükümetine satılmıştı. Binanın Osmanlılara geçmesi sırasında Sofya Büyükelçisi Ali Fethi Bey'di.
Bu dönemde Mustafa Kemal ateşemiliter olarak, kurma, binbaşı rütbesiyle Sofya büyükelçiliğine atandı (28 Ekim 1913). Ateşemiliterlik görevine Belgrad ve Çetine de dahildi. Sofya'da kurmay yarbay rütbesine yükselen Mustafa Kemal, Sofya Ateşemiliterliği sırasında Kral Ferdinand'ın maskeli balosuna Yeniçeri kılığında katıldı. Kral, balosuna gösterilen bu ilgiden dolayı teşekkür ederek kendisine gümüş tabakasını armağan etti. Mustafa Kemal'in Sofya'daki görevi sırasında komitacılar arasında çıkan anlaşmazlıklar dolayısıyla iki kez öldürülmek istendi. Mustafa Kemal, Makedonya komitacılarının kendisine yaptıkları uyarmalarla bu tertiplerden sıyrıldı. Türk Milli Savunma Bakanlığı'nın bu atamadan beklediği en önemli sonuç, Bulgarlarla Osmanlı Devleti arasındaki askerî sorunların çözümlenmesiydi. İlk günden itibaren büyük bir titizlikle ve yeterlikle görevine sarılan Mustafa Kemal, İstanbul'a gerektiği bilgileri göndermeyi ve hükümetin isteklerini gerçekleştirmeyi başarmıştı. 1914'te, Yunanlılara karşı Bulgarlarla bir antlaşma yapılması çalışmalarında önemli hizmetlerde bulundu. Bu gerçek o zaman, Bulgar Milli Savunma Bakanı olan General Kliment Boyaciyev'in Mustafa Kemal'e gönderdiği 15 Mart 1922 tarihli mektubundan aşağıdaki parçalardan da anlaşılmaktadır:
"1914 yılında Yunanlılara karşı, Türkiye ile Bulgaristan arasında bir askerî anlaşma yapmak üzere Sofya'ya geldiğiniz zaman, siyasi ve askeri bakımdan pek önemli olan o anda, aramızda doğan dostluğu, umarım ki hatırlarsınız. O vakit, ben Harbiye Nazırı bulunuyordum. Sizinle Bulgar Genelkurmay Başkanı arasında çıkan anlaşmazlığı gidermek için, birçok defalar görüşmelerinize katılmak fırsatını bulmuştu. Hatırlıyorum ki çeşitli tasarılarda yüksek şahsınızı tutuyordum. Zira askerî teknikteki bilginiz ve tam dehanız sayesinde kıtalarımızın ortak harekatı için gereken ilkeleri ekselansınız daha iyi takdir buyuruyordunuz. Size verilen görevleri başarı ile tamamlayarak, İstanbul'a hareketiniz sırasında yüksek şahsınıza gönderdiğim bir mektupla hakkınızda en iyi dileklerimi ulaştırmakla birlikte, Vatanınızın gelecekteki kaderinde parlak bir yer tutmanız umudunu açıklamıştım"
Görülüyor ki, Mustafa Kemal Bulgar Harbiye Nazırı üzerinde en büyük etkiyi yapmış bulunmaktadır. Elbette ki, ilişki kurduğu diğer çevrelerde de bilgisi, inceliği ve üstün yeteneğiyle Türk Milletini, Türk ordusunun en iyi şekilde temsil etmeyi başarmıştır.
Ateşemiliter Mustafa Kemal, Türk Genelkurmayınca ele alınan sefer planlarının hazırlanmasında esas olacak, Bulgar ordusu kuruluş ve durumu hakkında çok değerli bilgileri öğrenerek Genelkurmaya bildiriyordu. Bir yandan da Bulgaristan'ı inceliyor, edindiği bilgileri, vardığı kanaatleri üst makamlara sunuyor, bu arada, bazı devletlerin iç ve dış politikalarına da değiniyordu. Aralık 1913'te gönderdiği bir raporda, Bulgar ordusu ileri gelenlerinin büyük bir ciddiyet ve intikam duygusuyla orduyu yeni baştan düzenlemek çabasında bulundukları belirtilmektedir. Yukarıda tarihi belirtilen rapordaki konuların uygulanması bakımından beşer yıllık dönemlere ayrılmış yirmi yıllık bir plan yapıldığı; başka bir raporda da, 250 milyon franklık çeşitli top ve tüfek ve türlü cephane satın almak istedikleri açıklanmıştır. Almanya ve Avusturya'ya yapılan bu siparişlerin türü ve sayısı bildirilmekte, o arada "192 makinalı tüfek, 440 sahra topu, 170 dağ topu, 220 bin tüfek" alınmasına çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Mustafa Kemal Bulgarların bayındırlık ve ulaştırma çabalarıyla, demiryollarına verdikleri önemi, strateji bakımından değerlendirmekte; bu arada Hasköy, Porto Logos (Karaağaç) hattını döşeyerek Adalar Denizi'ne inmek istediklerini anlatmaktadır.
Verilen bilgiler, Osmanlı Devleti'nin Milli Savunma Politikası, silahlı kuvvetlerin hazırlıkları bakımından her halde büyük önem taşımaktaydı. Sofya Ateşemiliteri M. Kemal, bu görevde yüzlerce önemli rapor ve öneriler sunmuş, ülkesine çok yararlı hizmetler yapmaya çalışmıştır. M. Kemal Türk Genelkurmayınca yapılacak sefer planının hazırlanmasında esas olacak askerî bilgileri vermekle yetinmemiş, Balkan Devletlerinin siyasi durum ve ilişkileriyle siyasi hedeflerini de belirleyen değerli raporlar vererek, ateşemiliterlik görevinde de üstün başarılı olmuştur. Bu raporların en önemlisi 6 Mart 1914 tarihini taşımaktadır.
Mustafa Kemal 1913-1914'lerde Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da ataşemilter olarak bulunduğu sırada kendisi ile görüşen Bulgaristan'ın eski başkomutanı emekli general N. Jekov şunları söylüyor: "... 1914 sonbaharında idi. Bulgaristan I. Dünya Savaşında Almanların yanında yer almak üzere iken, Türkiye ile askerî bir anlaşma yapma görüşlerinde bulunuyordu. Bu anlaşmanın hazırlıkları için Bulgar Genelkurmay Başkanlığında çalışırken, bir gün buraya Mustafa Kemal adında bir Türk subayı geldi. Türk hükümetinin kendisini Sofya Ataşemiliteri olarak gönderdiğini ve Türkiye ile Bulgaristan arasında askerî ittifak anlaşması görüşmelerine katılmak üzere de gönderildiğini söyledi. O binbaşı ben ise albaydım. Harikulade Fransızca konuşuyordu. Cümleleri, bir yüksek diplomat gibi tartarak söylüyordu. Karşımda yüksek kültür sahibi centilmen ve aydın bir Türk bulunduğunu anladım... Bu münasebetle Mustafa Kemal ile ahbap oldu. Sofya'da birlikte gezmeye başladık. Tarihî ve politik konularda konuşuyordu. Daha o zamanlar, yeni Türkiye'de yapacağı devrimleri düşünüyordu. Sonunda duruma hakim oldu, muradına erdi, yeni Türkiye'yi kurdu, ayağa kaldırdı." Mustafa Kemal 2 Şubat 1915'te Sofya'dan ayrılmıştır.
Türk Bulgar ilişkileri, Balkan Savaşı'ndan sonra normale dönmüş gibiydi. Türkiye ve Bulgaristan merkezi imparatorlukların müttefikleri olarak çeşitli cephelerde birlikte savaşmışlar ve her ikisi de yenilgiye uğramıştı. Savaş sonunda Bulgarlar, imzalamaya mecbur oldukları Neuilly Antlaşması ile Romanya ve Yugoslavya'ya toprak vermek zorunda kalmışlardı. Yunanistan da Batı Trakya'yı ilhak ettiğinden Bulgaristan Dedeağaç limanından ve Ege Denizi'ne mahreçten yoksun bırakılmıştı. Makedonya'nın Yugoslavya'ya bırakılması yüzünden 300.000 Makedonyalı Bulgar, Bulgaristan'a sığınmıştı. Bunlar, Yugoslavya aleyhinde daimi bir kışkırtma kaynağı idiler. İlk önceleri Türkiye ile Bulgaristan'ın 1914-1918 süresinde kader birliği etmiş ve her ikisinin de yenilgiye uğramış olmaları, Yunanistan'ın Türkiye'nin olduğu kadar Bulgaristan'ın düşmanı oluşu, iki ülke arasında bir yakınlık unsuru gibi görünmekteydi ve Bulgarlar Türk Milli hareketine sempati göstermekteydi.
I. Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan ile Osmanlı Devleti, Almanya müttefikleri olarak birlikte yenildi. Barış Antlaşması ile bu iki ülkeye çok ağır bir takım zorunluluklar yüklendi. Selanik'te imzalanan Barış Antlaşması ile (27.11.1918) müttefiklerle Bulgaristan arasında her türlü askerî harekat durduruldu. Merkez güçlerin diplomatik temsilcileri Bulgaristan topraklarından diledikleri gibi geçme hakkını kazandı. Ayrıca gerektiği anda, Bulgaristan ve eski müttefikleri ile bütün ilişkilerini kesme hakkı da kendilerine verildi. 17.12.1918 tarihli nota ile Sofya'daki Osmanlı delegasyonu Büyükelçi Sefa Bey'in Varna, Ruse ve Burgaz konsoloslarının Bulgaristan'ı terk edecekleri bildirildi.
Bulgar çıkarlarının Osmanlı Devleti'nde korunması, oradaki İsveç delegasyonuna verildi. İsveç, Bulgar elçiliğinin kapısına kendi armasını ve bayrağını dikti. Yalnız Bulgar seksiyonunu yöneten iki Bulgar memur, Bulgar vatandaşlarının vizeleri ve pasaport işlerini yürütüyordu.
İşbaşındaki Bulgar hükümeti, ihtilalci hareketlerin baskısı karşısında yönetimi 21 Mayıs 1920'de Bulgar bağımsız Çiftçi Partisi'ne bırakmak zorunda kaldı. Partinin iktidara gelmesiyle başkanlığa bağımsız olan Aleksandr Stamboliyski getirildi. Stamboliyski, aynı zamanda dışişlerini de üstüne almıştı. Müttefikler, Bulgaristan'da biri askerî kontrol komisyonu, diğeri de tazminat komisyonu olmak üzere iki kurul oluşturdular. Bu kurullardan birinin görevi ordunun silahsızlandırılmasını sağlamak ve kendi organları aracılığıyla hükümetin ve askerî kuvvetlerin nerelerde silah sakladığını meydana çıkarmaktı. Bu komisyondaki İngiliz temsilcileri Tunca nehri kıyılarındaki Yambol ve Elhovo'dan bir takım silahların Türkiye'ye Kemalist ihtilalcilere doğru sevk edildiğini tespit etmişlerdi.
Sonraki Sayfa (2/4)

Okunma: 6546
|