|
İrtiş boyu, I. yüzyıldan beri çeşitli Türk-Kıpçak boylarının
yaşadıkları bir saha idi. Sibir'in doğu kısmında hâkimiyet süren İnal adlı
bir Kırgız hanı, Çingiz'e tabi olduktan sonra, burası Moğol
İmparatorluğu'nun bir parçası haline geldi, sonraları ise Coçi (Cuci)
Ulusu'na ve dolayısıyla Altın-Ordu'ya bağlandı.
Altın-Ordu'nun parçalanmasından sonra kurulan (batı) Sibir (Sibirya)
Hanlığı'nın bilinen ilk hükümdarı, Mamık oğlu Taybuğa'dır. Çingiz ona,
İrtiş, Tobul, İşim ve Tura ırmakları boyunu verdi; bu hanlığın merkezi,
bugünkü Tümen şehri (veya ona yakın bir yer) olsa gerektir; o zamanki adı
"Çinki" (veya Çimki)-Tura idi. Sonraları buraya sadece "Tura"
denmiştir.
Taybuga'dan sonra oğlu Hoca Han sonra da onun oğlu Mar Han tahta
çıkmıştır. Kazan Hanlığı'na bağlı küçük bir beyliğin başında bulunan
Opak'ın kız kardeşi ile evlenen Mar Han, aralarında çıkan mücadelede
ölünce, Mar'ın oğulları Opak'ın sarayına alınmış ve Sibirya Hanlığı bunun
idaresine geçmiştir. Mar Han'ın torunları Muhammed ile Angış kaçarak
dedelerinin memleketini ellerine geçirmişlerdir. Muhammed Han, eski
merkezi bırakarak, dana emin bir yer olan, İrtiş nehri üzerindeki (bugünkü
Tobolski'nin 17 km. yukarısında) "İsker" (İskir veya Kışlak) şehrini
başkent yapmıştır. Bu ailelerin sonuncusu olan Yadigâr'ın saltanatı, Kazan
Hanlığı'nın Ruslar tarafından istilâsı zamanına rastlar.
Batı'daki en kuvvetli kale olan Kazan'ın düşmesinin (1552), Sibirya'ya
büyük tesiri olmuştur. Bu durum karşısında Yadigâr Han, bir taraftan,
yaklaşan Rus tehlikesini hafifletmek, diğer taraftan, güneydeki Türk
Kazak-Kırgız bozkırlarından gelen hücumlara karşı koyabilmek maksadıyla
1555'te Moskova'ya elçiler göndererek Rus Çarı İvan'ı başarısından dolayı
tebrik etmiş ve kendisinin de onun tabiiyetine girmek istediğini
bildirmiştir. Bunun üzerine Moskova elçisi İsker'e gelmiş ve 1556'da
Moskova'ya dönüşünde Yadigâr'ın bir elçisi ona refakat etmiş ve 1557'de
karşılıklı elçiler gidip gelmiştir. Bu sıralarda Yadigar, Sibir'de
hakimiyet sürebilmek için, bazı bozkır hanlariyle mücadeleye tutuşmuştu.
Yadigâr'ın en büyük rakibi Çingiz sülâlesinden Şiban neslinden olduğu
rivayet edilen Küçüm Han idi.
1556'dan az sonra, Küçüm ile Yadigâr arasında mücadele başladı ve
1563'te, İrtiş nehri üzerindeki "İsker" şehri ve Batı Sibir Hanlığı'nın
idaresi Küçüm'ün eline geçti.
Küçüm Han, İrtiş boyundaki Türk (Tatar) kavimleri, Şaman dininde olup
eski âdetlerine bağlı idiler. Küçüm Han, Buhara Hanı Abdullah Han'a
müracaat ederek, İsker şehrine, İslâmiyeti öğretecek hocalar
gönderilmesini rica etti; bunun üzerine Buhara tarafından bazı din
âlimleri ve şeyhler geldi ve İslâmiyet'in yayılmasına yardım ettiler.
Türk uruğlarının bir kısmı, hele İrtiş ve Obi nehirleri ile Altay
dağlarına yakın sahadakiler yine de şamanlıkta kalmışlardır. Küçüm Han'ın
gayreti sayesinde İsker şehri ve civarı ahalisi oldukça yüksek bir
medeniyet seviyesine çıkabildiler. Fakat, hanın bu hayırlı faaliyeti Rus
hücumu ile sekteye uğradı ve han, medeniyeti yaymak yerine, memleketini
Ruslar'a kaptırmamak için savaşmak zorunda kaldı.
Novgorod'dan gelen Ruslar'ın kıymetli kürkler arayarak, 1032'de
Urallar'a kadar vardıkları, fakat "Yugralar"ın hücumuna maruz kalarak
çekildikleri biliniyor. Bundan sonra uzun zaman Novgorodlular'ın "Yugra"ya
karşı hareketlerinden bahsedilmiyor.
Fakat tabii bu yıllar içinde Ruslar bu bölgedeki hedeflerinden tamamen
vazgeçmiş değillerdi nitekim Toktamış Han'ın 1391'de Betkuk adlı bir Tatar
başbuğunu gönderip Vyatka şehrindeki Ruslar'a hücum ettirmesi, Tuktamış
Han'ın Kama boyunu Rus tehlikesinden korumak istediğini göstermektedir.
Fakat Altın-Ordu'nun yıkılması üzerine, Ruslar'ın Urallar'a doğru
yayılmalarını durduracak bir kuvvet kalmadı; Kazan Hanlığı ise bunu
yapacak durumda değildi. Novgorodlular'ı Ural bölgesine çeken unsur,
kıymetli kürklerdi.
Novgorod'un nüfuzu azalınca onun "kolonileri" de Moskova'nın eline
geçti. Bundan sonra Moskova hükümeti Yuğra arazisine asker göndermeğe
başladı. 1465'de Moskova kuvvetleri Yuğra'ya sevk edildiler. Nitekim
Ruslar 1483'de Urallar'ı aşarak Vogul arazisine girdiler. Knez
Kurbskiy'nin kumandasında yapılan bu hareket Ruslar'ın Urallar'ın ötesine
yaptıkları ilk büyük seferdi.
Ruslar, Vogullar'ı Pilim ırmağı civarında yenerek, oradan Tavda ırmağı
boyunca İrtiş'e indiler ve Obu nehrine vardılar. 1499'da yeniden bir sefer
açıldı, fakat mesafenin uzaklığı ve sahanın ormanlık ve soğuk olması
yüzünden, burada daimî bir Rus hâkimiyeti kurulamadı. Yuğra'da ve Sibir'de
Rus hâkimiyetinin yerleşmesinde Stroganovlar adlı bir tüccar-kolonizatör
ailenin faaliyeti çok mühim rol oynamıştır.
Stroganovlar ailesinin kökeni, katiyetle tespit edilemiyorsa da,
atalarından birinin Altın-Ordu mirzalarından Rus hizmetine giren ve
ortodoksluğa geçen bir Tatar olması kuvvetle muhtemeldir. Bu kişinin
çocuğu ve torunları Novgorod şehrinde yerleşmişlerdir. Az sonra bu aile
büyük bir servet sahibi olmuş, Novgorod'un kuzey Rusya'daki
"koloniler"inde büyük bir ticaret faaliyeti göstermeğe başlamıştır.
1445'de Moskova knezi Vasiliy Vasilyeviç, Kazan Hanı Uluğ Muhammed
tarafından esir edildiğinde, hana ödenecek kurtuluş parasının Stroganovlar
tarafından verilmiş olması, Stragonovlar'ın bu sıralarda çok zengin
olduklarını gösterdiği gibi, bu ailenin Moskova knez ailesi ile sıkı
münasebetini açığa vurmaktadır. Zaman içinde bu ailenin nüfuzu giderek
artmış ve sonuçta Stroganovlar ailesinden iki birader Kama nehrinin baş
kısmı ve Çusovaya nehri boyuna Ural dağlarına kadar elde etmiştir; inşa
ettirdikleri müstahkem noktalar, Rus hâkimiyeti için birer dayanak yeri
oldu.
1573'te Sibir hanı Küçüm'ün biraderi Muhammed Kul'un Kama boyuna kadar
bir akın yapması üzerine, Stroganovlar daha esaslı müdafaa tertibatı
almaya başladılar. Moskova'ya yaptıkları müracaat neticesinde, Çar onlara
Tahçı ve Tagıl ırmakları boyunda müstahkem şehirler inşâsına ve yerli
Vogul, Ostyk, Samoyed ve Yugralar'dan başka ücretli hizmette kullandığı
Kazaklar'dan kıtalar kurarak Sibir Hanlığı'na karşı harbe başlamaları
bildirildi. Sibir'in Rus hâkimiyetine girmesinde işte bu aile ön ayak
olmuş, Sibir'e karşı büyük ölçüde ilk seferi bunlar tertip
etmişlerdir.
XV. yüzyıldan itibaren, Rusya'nın güneyinde "Kazak" adiyle bir zümre
türemişti. Bunlar, Rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçan aşağı
tabaka, bilhassa soylu zümrelerinden teşekkül etmekte idi. Bilhassa Don
nehri ve Özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri yurt edinen bu
kaçaklar, "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasına gelen ve aslen
Türkçe bir söz olan "Kazak" adını almışlardı. Rus Kazakları'ndan önce,
güney Rusya'da "Kazak" adiyle Türk zümrelerinin bulunduğu anlaşılıyor; Rus
"Kazakları" işte bu Türk "Kazak"larının yaşayış tarzlarını ve
teşkilâtlarını taklit etmişler, ona bazı Rus hususiyetlerini
katmışlardı.
Geçim vasıtaları Don ve Dnepr boyunca yaptıkları balıkçılık, mahdut
miktarda ziraat olmakla beraber, en mühim faaliyetleri çapulculuktu.
Lehistan-Litvanya arazisinden başka, Don ve Dnepr boyunca inerek
Karadeniz'e kadar çıktıkları ve hattâ Anadolu sahillerinde çapulculuk
yaptıkları olurdu.
Moskova'dan Azak ve Kefe şehirlerine gidip gelen Rus tüccarları da bu
Kazaklar'ın hücumuna maruz kalırdı. Kazaklar, kendi aralarından seçtikleri
başbuğları (atamanları)nın idaresinde, birkaç bin kişilik kitle halinde
harekete geçerler, komşu yerleşik memleketlerde soygunculuk ederlerdi. Don
boyundaki Kazaklar'ın birçoğu yakalandı ve öldürüldü; bir kısmı da İdil
yakınına kaçtılar ve buradan yukarıya çıkarak Kama boyuna geldiler. Bu
zümrenin şefi sonraları "Sibir fatihi" adını alacak, Yermak Timofeyeviç
idi. Hakikî adının ne olduğu tespit edilemiyor, ancak Türkçe bir kökten
geldiği tahmin edilen "Yermak" adının sonradan uydurulduğu
anlaşılıyor.
İşte bu Kazak "atamanı", 1577 yılının sonbaharında, maiyetindeki birkaç
bin kişiyle, Stroganovlar'ın hâkim oldukları sahaya geldi.
Stroganovlar'ın, Çar İvan'dan aldıkları berata göre "hırsız ve kaçak olan
kimseleri" kabul etmeleri yasak olduğu halde, Yermak'ı yanlarında
alıkoydular. Yermak ve arkadaşlarının esas gayeleri yağma ve soygunculuk
yapmaktı; Kazaklar, Urallar'ın arkasında kolayca yağma yapmak imkânını
öğrenince, Sibir arazisine gitmeğe hazırlandılar. Stroganovlar tarafından
inşâ edilen müstahkem mevkilerden hareketle, 1578, 1579 ve 1580 yıllarında
Urallar'ı aşarak, Sibir'e ulaşan nehirleri takiben Batı Sibir sahasına
çıktılar ve buraları yağma etmeğe başladılar.
Kazaklar'ın önce 5.000 kişilik bir kitle teşkil ettikleri anlaşılıyor;
bunlardan mühim bir kısmı ateşli silâh, yani tüfekle donatılmışlardı.
Fakat yıl geçtikçe, Yermak'ın yanındaki Kazaklar'ın adedi azaldı.
Yermak, 1580 yılının Ağustosunda Tura ırmağı üzerindeki Çimki (veya
Tümen) şehrini zaptetti. Yermak bu defa kışı geçirmek için Ural sahasına
dönmedi, Tura boyunda kaldı. Bu saha Küçüm Han'a tabi idi. Küçüm Han,
Yermak'a karşı savaşmağa karar verdi ve kuvvetlerini toplamağa
başladı.
Yermak ve Kazaklar'ı, Küçüm Han'ın arazisini ele geçirmek maksadiyle,
1581 yılının yazında kat'î harekete geçtiler. Küçüm Han, Tavda ırmağı
civarındaki "Baba Hasar" adlı bir köy yakınında Kazaklar'ı durdurmak için
büyük bir kuvvet gönderdi. Çarpışmalar beş gün sürdü. Kazaklar'ın adedi
2.000 kişi bile olmadığı halde, ateşli silâhları sayesinde üstün geldiler.
21-26 Temmuz günlerinde cereyan eden bu "Baba Hasan" muharebeleri,
Sibir'in mukadderatını tayin etmiştir. Yermak, Eylül ortalarında seferine
devamla, Tobul nehrinden İrtiş ırmağına geçmeğe muvaffak oldu. Bu sırada
Kazaklar'ın ancak 545 neferi kalmıştı. Küçüm han, İrtiş'in doğu tarafında,
Tobul'un mansabından 2-3 km. mesafedeki "Çuvaş" adlı küçük bir şehri
Yermak'a kaptırmamak için mühimce bir kuvvet ile hücuma geçti ise de,
muvaffak olamadı. Küçüm Han'ın, hattâ iki topu bile vardı; fakat topçuları
bunları kullanmasını bilmediklerinden, bunlardan fayda temin
edilemedi.
Sibir hanının yenilmesi üzerine, hana tabi olan ve birlikte Kazaklar'a
karşı savaşan Ostyaklar ve Vogullar, Küçüm Han'dan ayrıldılar. Kendi
yurtlarına gittiler. Bu durum neticesinde Küçüm Han'ın kuvveti büsbütün
azaldı ve maneviyatı kırılmağa başladı. Vaziyetin çok hassas bir safhaya
girdiğini gören Küçüm, 1581 yılının 25/26 ekim gecesi, payitahtı olan
İsker şehrinden gizlice kaçtı. Ertesi gün burası Kazaklar tarafından işgal
edildi. İsker veya Kışlak şehri, İrtiş nehrinin yüksek bir yamacı üstünde
yapılmış müdafaası gayet kolay bir mevki idi; fakat Küçüm Han'ın askerleri
Kazaklar'ın tüfekleri karşısında korkuya kapıldıklarından, payitahtı
müdafaa edemediler. Yermak'ın İsker şehrini ele geçirmesi ve burada
yerleşmesi üzerine, etraftaki Ostyak ve Tatar ahali kendisine vergi
ödemeği kabul ettiler. Serseri Kazak güruhunun atamanı, bu suretle adeta
bir hükümdar derecesine yükselmiş bulunuyordu.
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda Yermak'ın yanında gayet
az asker kalmıştı. Bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen, Rusya'dan çok
uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları çok uzun ve çetin
olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını biliyordu.
Bundan ötürü, Moskova Çarı'na elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş
ülkenin idaresini Rus Çarı'na vermek teklifinde bulundu ve bunun
mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. Bu maksatla, Kazak
başbuğlarından Kotso'yu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda Moskova'ya
gitmek üzere yola çıkardı. Yermak, Sibir ülkesinin idaresi için valinin
tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de ricâ edecekti.
Moskova'da, Yermak'ın Sibir'deki muvaffakiyetlerin kimsenin haberi
yoktu. İvan, Yermak'ın ubudiyet-nâmesini alıp, Kazaklar'ın Sibir'deki
muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli suçlarının
affedildiğini bildirdi. Sibir'in zaptı münasebetiyle Moskova kiliselerinin
bütün çanları çalındı, Rusya'ya "yeni bir padişahlığın" katılmış olduğu
ilân edilerek büyük şenlikler yapıldı. Yermak'a ve Kazaklarına kıymetli
hediyeler götürmek üzere, Koltso Sibir'e gönderildi.
Yermak İsker şehri ve çevresini eline geçirmekle beraber, etraftaki bir
çok Tatar uruğu, fırsat düştükçe Kazaklar'la çarpışmaktan geri kalmıyordu.
Bilhassa, Küçüm Han'ın biraderi Muhammed Kul, Kazaklar'a karşı çetin
mücadeleye girişmişti.
Kahramanlığı ile tanınan Muhammed Kul, Yermak için büyük bir tehlike
teşkil ediyor, Kazaklar'ın, İsker'deki hâkimiyetlerini gün geçtikçe
şüpheli bir duruma sokuyordu. Sibir'de tutunabilmek için her şeyden önce
bu Tatar başbuğunu ortadan kaldırmak şarttı.
Muhammed Kul, maiyetindeki kuvvetleriyle âni baskınlar yapıyor ve
çabucak çekilip gidiyordu; bu yüzden yakalanması müşküldü. Kazaklar
Sibir'e gelmelerinden önce de Tatar beyleri arasında birlik olmadığı
biliniyordu. Kazaklar'ın galebesi üzerine Küçüm Han'ın ve taraftarlarının
düşmanları büsbütün arttı; ihanetler baş gösterdi. Mirzalardan Sinbahtı
adlı bir hain, Yermak'a bir adam göndererek, Muhammed Kul'un nerede
bulunduğunu bildirdi. Kazak atamanı oraya hemen askerlerini gönderdi, ve
âni bir baskınla Muhammed Kul'u yakalattı.
Muhammed Kul'un esir edilişi, Küçüm Han için ağır bir darbe oldu. Bu
vakadan sonra birçok Tatar büyüğü Han'ı terk ettiler. Sibir yurdunda durum
büsbütün karıştı. O sırada Sibir'in eski hanı Yadigâr'ın biraderi Bekbulat
oğlu Seyyid Ak, hanlık iddiası ile ortaya çıktı. Küçüm Han'ın bir
"karaca"sı (en büyük mirzalarından biri) Tura ırmağı boyuna göç etti ve
Han'dan ayrıldı.
Bu suretle, Sibir Tatarları, tarihlerinin en müşkül anında, müşterek
düşmana karşı el birliğiyle savaşacakları yerde, ancak kendi şahsî
menfaatleri peşinde koşuyorlar, buna ulaşmak için ihanetten, entrikalardan
ve kardeş harbinden geri durmuyorlardı. Onlar, bu hareketleriyle, Sibir'e
gelen bir avuç Rus Kazağı'nın işini büsbütün kolaylaştırıyorlardı.
Yermak'ın elçileri, Moskova'ya gidip-geldikleri sırada (1581
Aralık-1582 Mart), Yermak kendisi İrtiş ve Obi nehirleri boyunda bazı
seferler yaptı. Ostyaklar ve Vogullar itaat altına alındı.
Nihayet 1552 Mart'ında, Koltso ve arkadaşları Moskova'dan döndüler.
Çar'ın cevabı Yermak'ın durumunu tamamıyla kuvvetlendirdi. Moskova
hükümeti tarafından tayin edilen umumî vali (namestnik) Bolhovskiy ve
muavini Gluhov ile birlikte 1583 yılı Kasım ayında, 500 kadar Rus askeri
İsker şehrine geldiler. Bununla Sibir'de Rus hâkimiyeti kurulmuş oldu.
Mamafih mücadele bitmiş değildi; İsker'e yakın yerlerde bile Rus nüfuzu
teessüs etmemişti. Yukarda adı geçen "karaca" mirza, İsker'e bile
hücumlarda bulunuyordu. 1584 Martında vukubulan böyle bir hücum Kazaklar
tarafından püskürtüldü.
İsker şehrindeki Kazaklar'ı ve Rus askerlerini beslemek için yiyecek
kalmadığından ve bunları etraftaki ahaliden almak da mümkün olmadığından,
Ruslar arasında müthiş bir kıtlık ve hastalık baş gösterdi; hattâ,
ölenlerin lâşeleri yendiği bilinmektedir. Bu yüzden İsker şehrindeki Rus
ve Kazaklar'dan birçoğu ve ilk Rus valisi Bolhovskiy de hastalanarak öldü.
İdare işleri, bu yüzden, yardımcısı Gluhov'un eline geçti.
Yermak, hem iaşe durumunu düzeltmek, hem de henüz itaat altına
alınmayan bazı Tatar uruğlarına boyun eğdirmek maksadı ile, İrtiş nehrinin
yukarısına doğru bir sefer açtı. Tatarlar, İrtiş ırmağı mansabında
şiddetli bir mukavemette bulundularsa da, Kazaklar önünde kaçmak zorunda
kaldılar. Buralardaki uruğlar Küçüm Han'a tabi idiler.
Yermak, İrtiş nehrinin batı tarafındaki "Kullar" adındaki bir kaleyi
almak teşebbüsünde bulundu ise de, muvaffak olamadı ve İrtiş nehrini
takiben yukarı çıkmağa başladı. Bir müddet sonra, fikrini değiştirdi ve
geri dönmek kararını verdi. Kazak kayıkları İrtiş boyunca aşağıya inmekte
iken, "Buhara'dan bir tüccar kervanının gelmekte olduğu" haberi
alındı.
Yermak, bu kervanı yağmaya karar verdi; bu maksatla, İrtiş'e akan Vagay
nehri boyunca hızla ilerlemeğe başladı; fakat kervana bir türlü tesadüf
edilmedi. Kazaklar, çok yorgun olduklarından "Atbaş" adlı bir yere
gelince, geceyi burada geçirmeğe karar verdiler ve oradaki küçük adaya
çıktılar.
Yermak ve Kazakları, oralara yakın bir yerde bulunan Küçüm Han
tarafından dikkatle takip ediliyorlardı; gece olup, Kazaklar derin bir
uykuya dalınca, Küçüm Han'ın askerleri Kazaklar üzerine anî bir baskın
yaptılar ve bir Kazak müstesna, hepsini de kılıçtan geçirdiler. Yermak'ta
ödürülenler arasında idi. Bu olay 5/6 Ağustos 1584 tarihinde cereyan etti.
Yermak'ın Küçüm Han tarafından öldürüldüğüne bir türlü inanmak istemeyen
Rus tarihçileri, onun "kayığa binmek için İrtiş nehrine atladığını, fakat
Çar tarafından hediye edilen kürkü giymiş olduğundan, baskını esnasında
Tatarlar tarafından öldürüldüğü, daha ciddî tetkiklere göre, muhakkak
sayılmaktadır.
Sibir fatihi Yermak Timofeyeviç, Küçüm Han'ın adamları tarafından
öldürüldü, Sibir'in kahraman savunucusu Küçüm Han da, hiç olmazsa, bu
suretle intikamını almış oldu.
Yermak'ın öldürülmesi, İsker'deki Kazaklar'ın ve Ruslar'ın durumunu
tamamıyla fenalaştırdı. Bu sıralarda, zaten, İsker'deki Rus valisi
Gluhov'un yanında ancak 150 asker kalmıştı. Bu kadarcık bir kuvvetle
Sibir'de tutunmak imkânsızdı. Bu vaziyet karşısında Ruslar Sibir'den
kaçmağa mecburdular.
Nitekim, Gluhov Kazakları ve Rus askerlerini alarak, 15 Ağustos 1584
tarihinde, İsker'den çıktı ve Rusya'ya dönmek üzere hareket etti. İsker
şehri ise az sonra Bekbulat oğlu Seyyid Ak tarafından işgal edildi.
Tam bu sıralarda, Moskova'dan Sibir'e gitmek için, vaktiyle
Hıristiyanlığa geçmiş olan Tatar mirzalarından Mansurov adlı birinin
kumandasında, 100 Rus askeri ve birkaç top yola çıkarılmıştı. Mansurov Obi
nehrine ulaşınca, Ostyaklar'ca tapılan ve büyük bir mukaddesattan sayılan
"putları" top ateşine tuttu ve yıktı. Bunun üzerine Ostyaklar büsbütün
korkuya kapıldılar ve Rus hâkimiyetini tanıdılar. Bu defa Sibir ülkesi,
kuzey tarafından Ruslar'ın eline geçmeye başladı.
Gluhov Moskova'ya dönüp Sibir'deki durum hakkında izahat verince
Mansurov'un 100 kişilik bir kuvvetle fazla bir şey yapamayacağı
anlaşılmıştı. Bu defa Sibir'e 300 kişilik bir kuvvet ve toplar
gönderilmesi kararlaştırıldı. Bunlar 1586 kış başında yola
çıkarıldılar.
Sibir'in kati olarak ele geçirilmesi ve Rus hâkimiyetinin teessüsü için
yeni bir plân tatbik edilecekti. Evvelâ mühim istinat noktaları, tahkimli
mevkiler yapılacaktı. Rus kıtaları, mukavemet görmeden Tura nehrine kadar
geldiler.
İlk iş olarak, eski Tatar başkenti olan Çingidin şehrine yakın bir
yerde, Tura nehri kıyısında "Tümen" adıyla bir şehir ve bir kale kuruldu.
Burası Ruslar'ın Sibir'de yaptıkları ilk şehirdir.
Ertesi sene, buraya, Moskova'dan 500 kişilik bir kuvvet geldi. 1587'de,
İrtiş nehrinin sağ kıyısında, Sibir Hanlığı başkentinden 16-18 km.
mesafede, İrtiş ile Tobul ırmaklarının birleştiği bir yerde Tobolsk şehri
kuruldu. Burada iki kilise ve kışlalar inşâ edildi.
Küçüm Han, bütün muvaffakiyetsizliklere bakmaksızın, Ruslar'a karşı
savaşa devam etti. Onun, bir aralık (1590'da) hattâ Tobolsk şehrine kadar
ilerlediği biliniyor. Moskova'dan Sibir'e boyuna yeni kıtalar
gönderildiğinden, Ruslar gün geçtikçe kuvvetleniyorlardı; yeni şehirler ve
kaleler inşa ediyorlardı. Moskoflu Rus askerlerinden başka Tobolsk
şehrine, esir alınan Polonyalı ve Litvanyalılar'ın ve Dinyeper boyundan
Kazaklar'ın da getirildiği biliniyor. Bu faaliyet uygun olarak, İrtiş
nehrinin batı kıyısında, Tura nehrine yakın ve "Tara" adını taşıyan üçüncü
bir şehir daha kuruldu. Tara şehrinin kumandanına Küçüm Han'a karşı
harekete geçmesi emri verildi.
Küçüm Han'a tabi Tatar uruğları 1584-1595 yıllarında birkaç defa Ruslar
tarafından baskına uğradılar; fakat Küçüm Han ele geçirilemedi. Nihayet
1598 yılının Ağustosunda, Küçüm Han, Obi nehrine yakın "Urmin" mevkiinde
Ruslar'ın hücumuna uğradı. Çarpışma esnasında Küçüm Han'ın yakınları
Ruslar'ın eline düştü; Küçüm Han'ın kendisi ise, yine kurtuldu. Ruslar,
Küçüm Han'ın esir edilen aile efradını Moskova'ya gönderdiler. 1598
Ağustosundan sonra bu kahraman Türk hanı hakkında kaynaklarda malûmat
verilmiyor.
Zaten bu müthiş darbe ile Küçüm Han'ın siyasî ve askerî faaliyeti sona
erdirilmişti. Küçüm Han, aile efradını, hanlığını ve varını-yoğunu
Ruslar'a kaptırmıştı. Bundan sonra, onun Sibir'in güney sahasına çekildiği
anlaşılıyor. Fakat Ruslar'a karşı mücadele edecek kuvveti kalmamıştı.
Onun, Çar Feodor İvanoviç ile münasebete giriştiği biliniyor. İrtiş
boyundaki bir mıntıkanın kendisine bırakılmasını rica etmişti. Moskova
Hükümeti ise, Küçüm Han'ın Moskova'ya gelerek Çar'n hizmetine girip,
"rahat etmesini" teklif ediyordu. Fakat ihtiyar han böyle bir zillete
katlanmak istemedi, Moskova'da "rahat etmektense" kendi ilinde kalmayı
tercih etti.
Ebûlgazi Bahadır Han'ın verdiği malûmata göre; Küçüm Han, Buhara'ya
gitmiş, Mangıtlar arasında kalmış, gözleri kör olmuş ve 1003 hicrî
tarihinde (1595 ?) ölmüştür; fakat bu tarihin yanlış olduğu tahmin
ediliyor. Çünkü 1598'de Küçüm Han'ın Ruslar'la savaştığı Rus kaynaklarınca
tespit edilmiştir. Bundan sonra Ruslar, Baykal gölüne kadar ilerlediler;
Baykal gölünü de aşarak Amur nehri vasıtasıyla Japon denizine kadar varmak
imkânını elde ettiler. Ancak Çin hududuna ulaştıktan sonra, toplarla
donanmış Çinliler'i gördüler ve durakladılar. Kuvvetin ancak kuvvetle
durdurulabileceği hakikatini bu münasebetle bir daha görmüş olacağız.
Bu suretle, Kazan Hanlığı'nın sukutundan otuz yıl bile geçmeden
Rusya'nın doğu sınırları bir hamlede 1.000 km.'den fazla genişledi ve
birkaç milyon kilometre kare arazi Moskova hâkimiyeti altına alındı;
dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Sibir ülkesi Rus hâkimiyetine
geçmiş oldu.
1587'de Tobolsk şehrinin kurulması ile, Batı Sibir'de, askerlerden
başka şehir ahalisi ve bilhassa kıymetli kürkler toplamak için gelen
tüccarlar çoğaldı; diğer yandan, Yermak'ın işini devam ettirmek isteyen
Kazak çeteleri de yok değildi.
Rus nüfuzu, Obi nehri boyuna da yayıldı; bu mahallerde oturan Rus
memurları, yerli ahaliden devlet hasabına "yasak" (kürkler), kendileri
için "takdime" (hediye), ve tüccarlar namına da 1/10 nisbetinde kürk almak
suretiyle, Sibir Tatarları'na, Astyaklar'a ve Vogul (Mans)lar'a, Moskova
hükümetinin zulüm rejimini tatbike başladılar. "Yasak" ödemeyenler veya
ödeyemeyecek durumda olanlar, şiddetli cezalara çarptırılıyorlardı
Rus hâkimiyetinin dayandığı müstahkem mevkiler, Kuzey-Doğu Sibir'de de
yapılmakta idi; Taz ırmağı ağzında, 1601 yılında kurulan Mangazay
(Mangazeya) şehri, Ruslar'ın Doğu Sibir'e girişleri için mühim bir basamak
yeri oldu. Birkaç yıl sonra da, Yenisey nehrine Turuhan ırmağının
döküldüğü mahalde Turuhansk şehri yapıldı (1607).
Tom nehrinin aşağı kısmında, 1604'de, Tomsk adiyle bir kurgan (hisar)
kurulması, Ruslar'ın, İç Rusya'da karışıklıklar başladıktan sonra da
Sibir'i işgale devamlarını göstermektedir. Rus çetecileri, Kazaklar'ı ve
"iş adamları", küçük kitleler halinde, Sibir'in içlerine sokulmakta, yerli
ahaliyi yağma etmekte, veya "yasak"a bağlamakta idiler. XVII. y.y.
başlarında Rus nüfuz sahası, İrtiş ve Yenisey başlarında göç eden
Kırgız-Kazak sahasına varıp dayanmıştı.
Ket nehrinin Yenisey'e yaklaştığı bir yerde, 1618'de, Makovski kurganı
kuruldu; buradan Rus kayıkları, karadan sürüklenerek Yenisey nehrine
naklediliyordu. Yenisey kıyısında da "Yeniseysk" şehri yapıldı (1619).
Ruslar bu defa "Yukarı Tunguska" ve Baykal gölünden akan Angara nehirleri
boyuna sokulmak, aynı zamanda Yenisey nehrinin baş kısmına gitmek
imkânlarını buldular.
Avrupalılarca adları birbirine karıştırılan Türk asıllı Kazak ve
Kırgızlar'ın "Kazak" boyu Türkistan'ın kuzey kısmındaki geniş sahalarda
yaşıyor, Yenisey ve Obi nehrine kadar uzanıyorlardı. Ruslar,
Türk-Kazaklar'ı "Kırgız"lardan ayırmak için bunlara "Kırgız-Kazak" (veya
Kirgiz-Kaysak) diyorlardı.
Kazaklar'ın bir kısmı göçebe olmakla beraber, ziraatle de meşgul
oluyorlardı. Vaktiyle büyük bir devlet teşkil eden Kırgız-Kazaklar,
sonraları dört kısma bölündüler; her biri birer "han" tarafından idare
edilirdi. Her hanın idaresinde ayrıca küçük uruğlar da vardı, bunlar han'a
vergi ödüyorlardı; bu gibi uruğlara "kıştım" denirdi. Kazaklar, Ruslar'a
karşı daha çok mukavemet gösterdiler.
1628'de, Yenisey'in yukarı kısmında, Ruslar, Kazak sahasında, Kızılcar
(Krasnogorsk) şehrini kurmuşlardı. Kazak-Kırgızlar bu şehre karşı hücuma
geçtiler ve Rus Kazakları'nı Kızılcar'da kuşattılar. Rus-Kazaklar, ateşli
silâhları sayesinde uzun müddet dayanabildiler.
Kırgız beylerinden Tutuş'un, Rus vaadlerine kapılması, onların
mukadderatını tayin etti; Tutuş, Ruslar'a "yasak" ödemeyi kabul etmekle,
Kazak-Kırgız kavmi de Rus nüfuz bölgesine alınmış oldu. Maamafih bu
durumdan memnun olmayan Kazak-Kırgız uruğlarından mühim bir kısmı, güneye,
Yedisu tarafına göç etti; eski yurtlarında kalanlar da, Ruslar'a karşı
mücadeleden vazgeçmediler. Beylerden İrenek, Kara İrtiş boyundaki
Kalmuklar'dan yardım alarak, Rus müstevlileriyle çarpıştı.
Sibir kavimlerinin en mühimlerinden biri de Moğol-Buryatlar idi. Bu
kavim ayrı uruğlar halinde, Angara nehri boyunda ve yukarı Lena havzasında
yaşıyorlardı. Kırgızlar ve diğer Türk kavimleriyle temas neticesinde,
Buryatlar, başka bir Sibir kavmi olan Tunguzlar'a (Evenk) hücum ederek
bunlardan "yasak" alırlardı. Ruslar, Yukarı Tunguska nehrini takiben, bu
nehrin baş kısmı olan Angara'ya geldiler, ve 1630'da "Bratski Ostrog"u
kurdular; bu suretle, Ruslar tarafından Buryatlar sahasına da el konmuş
oldu.
Rus Kazakları, Buryatlar'ı "yasak" ödemeye zorlamaya başladılar; fakat
mukavemetle karşılaştılar. Buryatlar, 1635'te, "Bratski Ostrog" yanında
Kazaklar'ı kuşattılar ve 50 kişi öldürdüler. 1641'de, Buryatlar arasında
Rus tahakkümüne karşı umumî bir ayaklanma patlak verdi. Lena nehri yukarı
sahasındaki Ruslar'ın bulundukları mahallelere hücum edilerek, büyük bir
tahribat yapıldı. Fakat Ruslar'ın tüfekleri karşısında, Buryatlar çekilmek
zorunda kaldılar. Buryatlar'a, bazı Tunguz uruğları da katıldılarsa da,
Ruslar az sonra vaziyete hakim oldular ve ayaklanan uruğları yeniden
"yasak" ödemeye mecbur ettiler.
Buryatlar, 1644-1645 ve 1648 yıllarında da "yasak" ödemeyi reddederek,
Rus Kazaklar'a karşı harekete geçtiler. Fakat, bütün hareketler şiddetle
bastırıldı. Buryatlar, Moskova'dan gönderilen voyvodalar, hizmet-adamları
ve Kazaklar tarafından merhametsizce soyuluyorlardı. Yasak toplamak için
Yeniseysk'ten gönderilen İvan Pohabov adlı bir boyar oğlunun şiddeti ve
zulmü, Ruslar'ın bile hiddetine sebep olmuş ve bu adam hakkında tahkikat
açılmıştı.
1652'de, Angara'nın baş kısmında İrkutsk (Ürküt) şehri kuruldu;
böylelikle Baykal gölüne yakın sahada oturan Buryatlar boyunduruk altına
alındılar. Tunguzlar'ın ve Buryatlar'ın Ruslar'ın eline geçmeleriyle,
Sibir'in büyük bir kısmı Moskova hükümetine bağlanmış oldu.
Baykal gölünün doğusundaki ve Lena nehrinin baş kısmında, Yurakı
Tunguska ırmağından başlayarak, Yenisey nehrinin sağ tarafında, (doğu
kısmı), Kuzey Buz denizi sahili olan Taymur yarımadasına kadar, Tunguzlar
yaşıyordu.
Küçük beylerin idaresinde, ayrı uruğlar halinde yaşayan Tunguzlar,
"Tayga" ormanlarında göç ediyor ve kürklü hayvanları avlamakla
geçiniyorlardı. Çok muharip bir kavim olan Tunguzlar, Ruslar'ın Tayga'ya
nüfuz etmelerini durdurmak istedilerse de, ateşli silâhın kuvvetine boyun
eğmek mecburiyetinde kaldılar. Tunguzlar da, diğer Sibir kavimleri gibi,
Rus Kazakları'na ve Rus memurlarına "yasak" ödemeye ve rehine
(ananat-emanet) vermeğe mecbur tutuldular.
1648'de, Baykal gölünün doğu kısmında Barguzin şehri kurulmakla,
Tunguzlar'ın bir kısmı sıkı bir Rus kontrolü altına alınmıştı. Kuzeydeki
"tayga" sahasında yaşayan Tunguzlar'ın itaat altına alınması için daha
uzun zaman geçti. Rus voyevodalarının gönderdikleri adamlar, senenin
muayyen zamanlarında, miktarı tespit edilen kürkleri toplayarak geri
dönüyorlardı; Tunguz uruğlarının birçoğu, XVII. y.y. sonuna kadar Ruslar'a
karşı çarpışmağa devam ettiler. Fakat her taraftan Rus hücumuna maruz
bulunduklarından, boyun eğmek mecburiyetinde kaldılar.
Kendilerine "Saha" adı veren Yakutlar esas itibariyle bir Türk
kavmidirler. Baykal gölü civarından göç ederek, tedricen Lena boyunu işgal
eden Yakutlar, Doğu Sibir'in en eski kavimlerindendir. Yakutlar'ın dili,
diğer Türk şivelerinden epey farklı olduğundan onların Türk kitlesinden
çok erken ayrıldığı ve Sibir'in diğer unsurlarıyla karışarak, bir Yakut
kavmi meydana getirdiği anlaşılmaktadır.
Yakutlar, eski Türk yurdundan hayvanlarını da (at, sığır) birlikte
getirdiklerinden, Sibir'in şiddetli iklim şartlarına bakmaksızın, ehli
hayvan beslemeğe devam edebilmişlerdi. Böylelikle, Sibir'in şimalindeki
diğer kavimlerden farklı bir ekonomik hayat kurmuşlardı. Hayvan
beslemekten başka, nehirlerde balık ve ormanlarda kıymetli kürk avlamak
meşguliyeti de çok gelişmişti.
Yakutlar, hemen hemen bütün Lena havzası boyunca yarı uruğlar halinde
yaşıyorlardı. Bu uruğlara, Yakutça "con" deniliyor ve her "con"un başında,
kendi beyleri, (Yakutça "toyon") bulunurdu. "Toyon" (toyun) eski bir
Türkçe lâkap olup, Avarlar'da ve Hazarlar'da rastlanmaktadır; bunun
Rusça'ya da (Hazarlar vasıtasıyla) geçtiği ve XVII. y. Yıla kadar
kullanıldığı biliniyor. Sibir'e Ruslar girmek üzere iken, Yakutlar'ın, bir
kısmının Tigin adlı bir "toyun"un idaresinde bulundukları rivayet
edilmektedir; Tigin adı da Türkler'de maruf adlardan olup "prens" manasına
gelir.
Yakutlar'ın en kuvvetli uruğu, Lena nehrinin sol sahilinde yaşayan
"Namas"lar idi. Bunların güneyinde de "Kangalas"lar, Lena'nın sağ
tarafında, çok kalabalık bir uruğ olan "Mengin"ler vardı. Aldan'a dökülen
Tanda boyunda "Borogon"lar, daha doğuda "Baturust"lar, "Batulin"ler v.b.
Yakut uruğları bulunuyordu.
Dış ticarette en mühim mal teşkil eden ve yabancı memleketlerin devlet
adamlarına rüşvet ve hediye olarak dağıtılan kıymetli kürklere,
Moskova'nın çok ihtiyacı vardı. Samur, sansar, kara tilki, kakım, sincab
ve kunduz gibi kıymetli kürklü hayvanların en iyisi, Yakutlar'ın ülkesinde
bulunurdu. Bundan haber alan Ruslar, "Lena" boyuna geçerek, Yakutlar'ı da
"yasak" ödemeğe zorlamağa başladılar.
1632'de Lena nehrinin orta kısmında, Yakutsk şehri kuruldu. Yakutlar
üzerindeki Rus hakimiyeti işte bu şehirden icra edilecekti. Rus
"yasakcı"ları, Yakutlar arasında muhtelif yerlerden giriyorlar ve "kürk"
topluyorlardı; aynı yerde bazen iki grubun adamları faaliyette
bulunuyorlardı. Mangazay (Mangazeya)'dan gönderilen bir Rus (Kazak)
müfrezesi 1633 ilk baharında, Yakutsk şehrinden gönderilen bi rbaşka Rus
grubu ile karşılaşmıştı. Rus Kazakları veya "iş adamları", bazan kendileri
için "kürk" talep etmek maksadıyla Yakutlar arasına gidiyorlardı. Böylece
Yakutlar ülkesi, tam bir Rus yağmasına uğramış bulunuyordu.
1633'de, Yakutlar Ruslar'a karşı durmak teşebbüsünde bulundular ve
birkaç Rus Kazağını öldürdüler. 1634'te, birkaç Yakut uruğu ayaklandı;
fakat bunlar, Yakutsk şehrindeki Kazak atamanı, İvan Galkin tarafından
şiddetle bastırıldılar. İkinci büyük ayaklanma da 1636-1637 yıllarında
oldu; bu hareket de aynı şiddetle tedib edildi.
Rus Kazakları az olmalarına bakmaksızın, ateşli silâhlarıyla, Yakutlar
arasında dehşet saçıyorlar ve birkaç bin kişilik Yakut kalabalığını,
kolayca dağıtıyorlardı. Bir Kazak atamanı, 1637'de, Aldan nehri boyunca
çıkarak, 1638'de "Butal'ski Ostrog"u kurunca, Yakutlar'ın esas yurtları da
Rus kontrolü altına girmiş oldu. 1639 sonunda Aldan Yakutları, Tunguzlar
ile birlikte, Ruslar'a karşı ayaklanmak teşebbüsünde bulundularsa da, yine
muvaffak olamadılar. 1641'de, Yakutsk şehrine Moskova tarafından tayin
edilen voyvoda Petr Golovin'in gelmesiyle, Yakut yurdunun Rus idaresi
tarafından sistemli bir şekilde soyulmasına başlanmış oldu.
Voyevoda Petr Golovin, çok az bir zaman içinde zulmü ve açgözlülüğü ile
şöhret buldu. Yakutlar'dan, mutad "yasak"tan başka çok miktarda kürk,
voyevodanın şahsı için toplanıyordu; bu yapılırken, yerli halk bin bir
türlü hakarete maruz kalıyor ve işkenceye tabi tutuluyordu. Yakutlar, buna
karşılık olmak üzere, 1642'de, kürk toplamak için gelen Rus memurlarına
taarruz etmek istediler; fakat bu teşebbüsleri, Golovin tarafından
şiddetle bastırıldı. 23 Yakut rehinesi (amanat) asıldı, birçok Yakut da
sopa ile dövülerek öldürüldü.
Canavar ruhlu bir kimse olan Golovin, kürklerin sayısını çoğaltmak
maksadıyla "yasak" usulünü değiştirdi. Ondan evvel, "yasak"tan bütün bir
uruğ toptan sorumlu tutulurken, bu defa Yakutlar'ın umumî sayımı yapıldı,
her şahıs muayyen miktarda kürk getirmeğe mecbur tutuldu; bununla
Ruslar'ın eline geçen kürk miktarı çok fazlalaştı. Bu hususta şu rakamlar
tespit edilmişti: 1633/34'de, Yakutsk atamanı İvan Golovin'in
voyvodalığının ilk yıllarında 9.665 samur toplandı; üç yıl sonra da, yani
1644/45'te "yasak" olarak 11.531 samur alındı. Golovin dört yıl içinde,
Moskova'ya "yasak"tan gelen 102.131 samur kürkü gönderdi. Bu hesaba diğer
kıymetli kürkler girmiyordu. Bu rakam Moskova hazinesini doldurmak ve Rus
devletini zenginleştirmek için Yakut Türkleri'nin nasıl soyulduklarını
açıkça gösterir.
İstanbul'a ve Kırım'a gönderilen veya Batı Avrupa saraylarına, devlet
adamlarına hediye ve rüşvet olarak sunulan samur kürkleri, bu suretle,
zavallı Sibir kavimlerinden zorla, ölüm tehdidiyle Rus memurları
tarafından, "yasak" (vergi) namiyle toplanan veya gasp edilen kürklerden
ibaretti. Yakutlar, bu ağır yükten kurtulmak için ümitsizce ayaklanmalar
yaptılar, fakat Rus Kazakları'nın kurşunlariyle binlerce Yakut öldürüldü
ve ayaklanmalar bastırıldı; Ruslar'a henüz "yasak" vermeyen diğer uruğlar
da bu mükellefiyeti taşımağa mecbur edildiler.
1636-1648 yıllarında, Anabara, Olenek, Yana-İndigirka ve Kolma
ırmakları boyunda yaşayan Yakutlar da "yasak"a bağlandılar; bu sahada da
Rus "kışlak"ları, "kurgan" (kale)leri tesis edildi. Yerlilerin büyükleri,
"amanat" (rehine) olarak alındı; herkesten muayyen miktarda kürk teslim
edilmesi istendi. Önceleri, ancak nehir boylarında hareket eden, buralarda
müstahkem mevkiler, "kurgan"lar yapan Rus müstevliler, bir müddet sonra
"tayga" (orman) içlerine de sokuldular. Tayga alanlarında, Rus
Kazakları'nın "kışlak"ları (karakolları) tesis edildi; buralara Rus
ahalisi gelmeğe başladı. Yakutlar'ın, doğu komşuları Yukagirler de,
Ruslar'a "yasak" ödemeyenler arasına katıldılar.
XVII. y.y. ortalarında, Kamçatka ve Çukça arazisinden başka, Sibir
baştan başa Moskova Çarlığı'na tabi bir ülke haline getirildi. 30-40 yıl
gibi, çok kısa bir zaman içinde -Sibir gibi muazzam bir ülkenin Ruslar
tarafından, pek küçük kuvvetlerle, ve az masrafla, ele geçirilmesinin en
mühim sebebi: buralarda yaşayan kavimlerin (Tunguz, Buryat, Yakut, Kırgız
v.b.) Ruslar'a karşı cephe teşkil etmeyerek, her kavmin ve hattâ her bir
uruğun kendi haline bırakılmış ve tek başına Ruslar'a karşı savaşmak
zorunda kalmış olmasıdır. Bu kavimlerin çoğu gayet ibtidaî bir kültür
basamağında bulunmakta idiler. Ateşli silahı hiç görmemiş ve işitmemiş
olan bu Sibir kavimleri, 20-30 kişilik Rus Kazağına, kitle halinde boyun
eğiyorlardı. Bundan dolayı Rus mütevliler 30-40 yıl içinde 4-5 bin km.'lik
bir sahayı kolayca işgal edebildiler.
Rus çeteleri ve müstevlilerinin Baykal gölünün doğu çevresindeki Buryat
sahasına gelmeleri ve 1684'de Baykal kıyısında Barguzin hisarını kurmaları
üzerine, Buryatlar'dan birçoğu Rus baskısından kaçarak, güneye,
Moğolistan'a göç etmişti. Ruslar, bu defa, doğu istikametinde ilerleyerek,
Amur'un baş kısmı olan Silka nehrine ulaştılar ve 1658'de bu nehir
üzerinde Nerçinsk adiyle bir kasaba kurdular.
Rus Kazakları'ndan kendi başlarına hareket eden bir "hırsız" çete, Amur
nehri boyunca inerek, yerli Daur kavminin beyi Albaza'nın şehrini ele
geçirdiler ve burada yerleştiler; bununla "Amur Kazakları"na ait bir
merkez tesis edilmiş oldu. Buyratlar, Tunguzlar ve Daurlar Ruslar'a karşı
mücadele ettiklerinden, bu kavimleri Rus idaresi altına almak için, Rus
hükümet kuvvetleri ve münferid "iş adamları" tarafından teşkil edilen
kıtalar, bunlar üzerine sevk edildi.
1643'te Yakutsk şehrinden, Vasili Polyarkov'un kumandasında, Amur
boyunca gönderilen bir Rus askerî birliği, Daurlar'ı "yasak" ödemeğe
zorladı ise de, Rus başbuğlarının aç gözlülüğü ve şiddetleri Daurlar'ın
ayaklanmalarını mucip oldu. Polyarkov ve askerleri hepsi de kılıçtan
geçirildiler. Bu suretle, Ruslar'ın Amur boyunda hâkim olmak teşebbüsleri
boşa çıktı. Bunun üzerine, Yerofey, Habarov adlı bir "iş adamı" kendi
hesabına bir kuvvet topladı, ve Amur boyuna gitti. Ruslar yerli ahali
üzerine ani baskınlar yaptılar; erkekleri, kadınları ve çoluk-çocukları
öldürdüler veya esir aldılar. Aynı zamanda çokça "yasak" topladılar. O
sıralarda, "Albazin Kazakları" da, Rus voyvodasının hâkimiyetini
tanıdılar; Amur boyu, bu suretle, yeniden Ruslar'ın eline geçmiş gibiydi.
Zeya nehrinin Amur'a döküldüğü yerde, 1683 tarihinde, Aygun adiyle kurulan
yeni Rus şehri, aşağı Amur bölgesindeki Rus hakimiyetini sağlayacaktı.
Fakat hâdiseler başka türlü gelişti.
Ruslar'ın bu kadar süratle ilerlemeleri, o sırada Asya'nın en büyük ve
kuvvetli devleti olan Çin'in şüphesini uyandırdı. Çinliler, Çin'e gelen
Fransız Çizvit rahiplerinden, Avrupa usulü top dökmeyi ve ateşli silah
kullanmayı öğrenmişlerdi.
Ruslar, Sibir'e ayak bastıkları 1581 tarihinden beri karşılarına "ok"la
donanmış, teşkilâtsız dağınık "avcı" kavimlerle karşılaşmışlar, önlerine
çıkan her kavmi kolaylıkla itaat altına almışlardı. Fakat bu defa, Sibir
fütuhatına başlamalarından tam yüz elli yıl sonra, Ruslar'ın karşısına
topları olan Çinli kuvvetler çıktı ve bununla Rus ilerleyişi hemen
durdu.
Çinliler, 1628'de Nerçinsk voyevodasından, Zeya ağzındaki Aygun
kalesinin yıkılmasını istediler. Ruslar buna razı oldular ve kaleyi
yıktılar. Çinliler bunu da kâfi görmeyerek Ruslar'a karşı harekete
geçtiler. Amur üzerindeki Albazin mevkiini aldılar, ve yıktılar. Ruslar,
burayı yeniden kurmak teşebbüsünde bulundukları zaman, Çinliler tarafından
püskürtüldüler. Ruslar'ın, bu durum karşısında Amur boyunda
tutunamayacakları açıkça anlaşıldı. Bunun üzerine, Moskova hükümeti,
1689'da, Çin ile yaptığı Nerçinsk uzlaşmasıyla, Amur nehrinin sol (kuzey)
tarafını, Zeya havzasını tamamiyle Çin'e bırakmak zorunda kaldı.
[ Geri Dön |
Okunma: 1757
|