Bir millet için, büyümekten korkmak kadar ölümcül düşünce olamaz.
 
Hüseyin Nihâl Atsız 
 
Ana Kategorilerimiz
Tüm Kategorilerimiz
Bağlantılar
 
 
İHTİLALİN LİDERLERİ ARASINDA ANLAŞMAZLIK
 

TÜRK TOPLULUKLARI >> IRAK TÜRKLERİ >> İHTİLALİN LİDERLERİ ARASINDA ANLAŞMAZLIK

İhtilalin ikinci adamı olan Yarbay A. Arif, Arap milliyetçisi ve Nasır taraftarı idi. İhtilalden birkaç ay sonra Suriye'nin başkenti Şam'da Nasır ile buluşan Arif, Irak ile Mısır'ın birleşmesi hususunda bazı prensipler üzerinde anlaşmaya varmıştı. Ordunun içinde kraliyet döneminin batı yanlısı politikasına karşı tepki duyan subayların bir kısmı milliyetçi (Nasırcı), bir kısmı da komünist ideolojiyi benimsemişti. Yavaş yavaş çarpışmaya başlayan bu iki eğilim, yeni rejimi ikiye bölmeğe itiyordu. General Kasım'ın kurduğu ilk kabinede, dördü komünist olmak üzere oniki bakan yer almıştı. Moskova'nın desteklediği Kasım'a karşı Arif taraftarları büyük tepki gösteriyorlardı. Kasım'ın kurduğu Halk Mukavemet Ordusu'nun başına, yıllarca Moskova'da eğitim görmüş olan Kâmil Kazancı getirilmişti.

İhtilalden bir süre sonra Kasım tarafından hazırlattırılan yeni Irak anayasasında "Irak'ın büyük Arap vatanının bir parçası olduğu" belirtildiği halde, diğer bir maddesinde "Araplar ve Kürtler, Irak'ın müşterek sahipleri" olarak gösterildi. Kraliyet döneminde Türklerden anayasa'da bahsedilmiş, ancak fiiliyatta Türklere hiç bir hak verilmemişti. Halbuki yeni rejimin anayasasında, bu sefer Türklerden hiç söz edilmedi. Bu durum Türklerin şiddetli tepkisine yol açtı. İster Nasırcılar, ister komünistler tarafından olsun Türklere hiç bir hakkın tanınmayacağı anlaşıldı. Yukarıda işaret edilen anayasadaki çelişkili maddeler bir yandan Nasırcıların baskısını, diğer yandan ileride bir Kürt devleti kurmak isteyen eğilimin rolünü göstermekte idi. İhtilalin üçüncü ayı dolmuştu ki, Arif'in tutuklanması ve milliyetçi Nasırcıların tasfiye edilmesi, iktidar koltuğunda Kasım'ı rakipsiz kıldı.

Nasırcıların tasfiye edilmesi, komünistlerle milliyetçilerin çarpışmalarına yol açtı. Askeri birliklerin müdahalesi ile Bağdat'ta bine yakın kişi tutuklandı. Böylece Birleşik Arap Cumhuriyeti (Mısır ve Suriye) ile Irak'ın birleşmesini isteyen Arif yanlılarının umutları suya düştü. Komünistlerin desteklediği Kasım, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini arttırmağa başladı. Ordu Rus silahları ile donatıldı. Kısa süre içinde Rusya'dan 742 doktor, 1053 tarım mühendisi, 143 petrol uzmanı, 705 öğretmen ve çok sayıda askeri uzman Irak'a geldi. Birçok vatandaş sebepsiz yere, Halk Mukavemet Ordusu tarafından tutuklanarak sorguya çekildi ve işkence gördü. Milis kuvvetleri istedikleri evi bastı ve bazı kişileri öldürdü.
Irak'ın kuzeyinde, Kürtlerin hareketleri ve özerklik istekleri, artık açıklık kazandı. Kraliyet rejiminin yıkılarak, yerine sosyalist rejim gelince, Kürtler, Kasım'ın ana tarafından Kürt oluşunu da fırsat bilerek, amaçlarına ulaşmak için, her yolu denemek istiyorlardı.

Bu arada Kerkük'te Türkleri kuşkulandıran ve tedirgin eden bir takım olaylar meydana geldi. Türk bölgelerinde komünizm ve Kürdistan tehlikesi başgöstermeğe başladı. Açıktan açığa Türklere hakaret ediliyor ve "Türklere hayat hakkı yoktur" deniliyordu. Irak'ın her yanında varlıklı kimseler hakarete uğruyorlardı. Ancak Kerkük'te Türkler arasında buna benzer hiç bir gelişmenin olmaması, komünistleri sinirlendiriyordu. Köylüler arazi sahiplerinden şikâyet etmiyor, fakirler zenginlere kardeş gözü ile bakıyordu. Böylece komünistlerin yarattığı servet düşmanlığı akımı, Türk bölgelerinde başarıya ulaşamamıştı.
Krallık döneminde yurt dışına kaçan bütün siyasi suçlular, yeni rejim tarafından affedilmiş ve yurda dönmeleri için çağrıda bulunulmuştu. Bunlardan yararlanan Molla Mustafa Barzani, onbir yıl sürgün kaldığı Moskova'dan Irak'a döndü ve Bağdat'ta tantanalı bir şekilde karşılandı. Barzani'nin Irak'a dönüşü, Kürtleri büyük ölçüde cesaretlendirdi. Kürtler,petrol yatakları ile zengin Kerkük'ü kendi bölgeleri arasına katmayı planlamağa başladılar. Hayallerindeki devlete ekonomik kaynak için, zengin Babagurgur petrol yataklarının yer aldığı Kerkük bölgesini hedef olarak seçtiler. Ancak bu planın karşısında büyük bir engel vardı. Bu da Kerkük'ün tamamiyle Türk şehri olması idi. O tarihlerde Kerkük'te çok az sayıda Kürt nüfusu vardı.

22 Ekim 1958'de Süleymaniye'ye gitmek üzere Kerkük Askerî Havaalanına inen Mustafa Barzanî, Kerkük'e organize biçimde gelen Kürt gruplarının tezahüratı ile karşılandı. Daha sonra Süleymaniye'ye geçen Barzanî, orada yaptığı iki günlük ziyareti sırasında Kürt ağalarıyla görüştü. 24 Ekim'de Barzanî, peşine taktığı yüzlerce komünist görüşe sahip Kürtle birlikte Kerkük'e döndü. SilahlıKürt gruplarının Kerkük'e gelmesi, şehirde tansiyonu yükseltti. Türklere karşı çeşitli sloganlar atan bu gruplar, taşkınlığı hergeçen dakika biraz daha arttırdılar. Daha o akşam Türk gençlerinin oturduğu Yıldız Kahvesine saldırıda bulundular ve bazı sürtüşmeler meydana geldi. İkinci günü komünist nümayişçiler, saldırılarına daha bir yoğunluk kazandırdılar.Alışveriş yerleri yağmalandı ve Türklere ait evler sadırıya uğradı. Haklı olarak kendilerini savunmaya başlayan Türklerle Komünistler arasında yer yer çatışmalar oldu. İşin ilgi çeken bir diğer yanı, komünist subayların tahriki ile ordu birliklerinin de, komünistlerle Kürtlerin tarafını tutması ve Türk halkına yapılan saldırılara katılmış olması idi.

Kamyonlarla Süleymaniye'den gelen yüz binlerce silahlı Kürt, ellerinde Kasım ile Barzani'nin posterleri ve Kürtçe pankartlar olduğu halde, Türklerin aleyhine sloganlar atarak, Kerkük'te gövde gösterisi yapmağa devam ettiler. Şehrin Türk halkına karşı Kürtler, "Buraları terkedin gidin, Kerkük Kürtlerindir" şeklindeki sloganlarla olayları büyüttüler. Türkleri tahrik etmek için, Atatürk ve diğer Türk büyüklerine ait resimleri yırttılar. Bunun üzerine Türkler ile Kürtler arasında ilk büyük çatışma meydana geldi. Bu sıralarda Kerkük Garnizon Komutanı olan Hidayet Arslan, olayların büyümesini önlemek için büyük çaba harcıyordu. Barzanî, tekrar Kerkük askeri havaalanından Bağdat'a hareket edecekti.

Barzanî'nin resmi bir sıfatı olmadığı halde, uğurlamada bulunan Kerkük Garnizon Komutanı Hidayet Arslan'ın Türklere karşı girişilen saldırılardan dolayı, duyduğu üzüntülere dayanamayarak, kalp krizi sonucu ölümü, Türk halkının galeyana gelmesine yol açtı. Bu arada Barzanî Bağdat'a hareket ederek, Kerkük'ten ayrıldı. Ertesi gün yani 25 Ekim 1958'de, olayların büyümesi üzerine, Kerkük'teki 2.nci Tümen Komutanı General Nazım Tabakçalı bir bildiri yayınlayarak, halkın tahriklere kapılmaması ve sükünetini korumasını istedi. Aynı gün Hidayet Arslan'ın cenazesine binlerce kişi katıldı. Cenaze dönüşü halk, 2.nci Tümen Komutanlığı'nın önüne kadar yürüyerek, Irak Türklerinin sevilen lideri Ata Hayrullah'ın dirayeti ve uyarıları sayesinde olay çıkarmadan, büyük bir olgunluk ve vekar içinde dağıldı.






[ Geri Dön |

Okunma: 732

 
     
  Copyright 2004 - 2006 © www.turktarih.net
Site tamamıyla bağımsız olup; hiçbir siyasi kurum ya da kuruluşla ilgisi bulunmamaktadır.
İsmail İpek
turktarih@turktarih.net
 
     
   
     
  This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 2.5 License.
BAZI HAKLARI SAKLIDIR: İçerik Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 ile lisanslanmıştır. İçeriğin TurkTarih.Net tarafından üretilmiş kısmı, atıfta bulunularak, ticari çalışmalar haricinde, değiştirilmeden dağıtılabilir ve kullanılabilir. İçeriği forumlarda yada kendi sitenizde kullanırken, alıntının en altında konunun orijinaline link vermeyi unutmayın.
(CC) 2004 TurkTarih.Net
 
     
© turktarih.net-org &

Bu sitenin yapımı ve teknik işleri HTBilgi Bilişim Net Hizmetleri tarafından yapılmaktadır.
Tasarım: Volkan