|
 |
Padişahlık Sırası |
16 |
| Saltanatı |
4 Yıl |
| İslâm Halifelik Sırası |
81 |
| Cülûsu |
26 Şubat 1618 |
| Babası |
Sultan Birinci Ahmed Hân |
| Annesi |
Mâhfirüz Hadice Sultan |
| Doğumu |
3 Kasım 1604 |
| Şehâdeti |
20 Mayıs 1622 |
| Kabri |
İstanbul Sultan Ahmed Hân Türbesindedir |
Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve İslâm halifelerinin seksen birincisi.
Babası Sultan birinci Ahmed Han, annesi Mahfiruz Hadice Sultandır. 1604
senesinde İstanbul'da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arapça, Farsça,
Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir
edebiyât, târih, coğrafya ve matematik tahsili gördü.
26 şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın
rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultânı
oldu. İkinci Osman'ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması
imzâlanarak harbe son verildi. 1620 yazında Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı
donanması İyonya Denizini kuzeye doğru geçerek Otranto Boğazında Adriyatik'e
geldi. Dıraz üssünde iki İtalya gemisini ele geçirdi. Daha sonra batıdan doğuya
doğru Adriyatik Denizine geçerek Manfredonia Körfezine girdi ve İtalya'ya asker
çıkardı. Kısa sürede Manfredonia liman ve şehrini fethetti. Halil Paşa bu
zaferini Pâdişâha ve husûsi bir mektupla da şeyhi Üsküdarlı Aziz Mahmûd Hüdâi
hazretlerine bildirdi ve çok hâyır duâ aldı. Bu sırada Boğdan Voyvodası Gratiani
Osmanlıya karşı cephe almıştı. İhâneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan'a
sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50- 60 bin kişilik bir
kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi Beylerbeyi İskender Paşa,
süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla Nehrini geçerken imhâ etti. Düşman
ordusundan Zahire ganimet olarak alındı. Diğer taraftan Sultan Osman, Lehistan'ı
ele geçirip, Baltık Denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak, Atlas Okyanusuna
geçip Avrupa Hıristiyanlığını, hem Akdeniz hem okyanus donanmalarıyla çember
içine almak gâyesiyle 21 Mayıs 1621'de cumâ namazını kıldıktan sonra sefere
çıktı. 1 Eylül 1621'de Hotin önüne varıldı ve kale derhâl kuşatma altına alındı.
35 gün devâm eden muhârebelerde kale birkaç defâ düşmek durumuna geldiyse de
yeniçerilerin itâatsizliği ve devlet adamlarının arasındaki geçimsizlikler,
kesin neticenin elde edilmesine mâni oldu. Ancak Nogay tatarlarının beyi
Kantemir mirzâ ile Kırım Hânının oğlu Nûreddin, Lehistan içlerine kadar
akınlarda bulunarak pekçok ganimetle döndüler. Netice de kış mevsiminin gelmesi
üzerine Lehistan'la barış yapılarak geri dönüldü. Lehistan seferinde tam
muvaffakiyet elde edemeyen sultan, bunun sebebinin askerlerin gayretsizliği
olduğuna inanıyor ve bâzı ıslâhâtlâr yapmak istiyordu. Kapıkulu ocaklarını
kaldırarak, yerine Anadolu, Sûriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sâdece
askerlikle uğraşan, pâdişahın emirlerine itâat eden bir ordu kurmak istiyordu.
Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilâtlarında da esaslı değişiklikler
düşünüyordu. Ancak onun bu ıslâhât fikirlerine kapıkulu ocakları açıkça karşı
çıkıyor, ilmiye sınıfı da çok çekimser davranıyordu. Nitekim Osman Hanın hacca
gitme arzusunu bahâne eden yeniçerilerle sipâhiler ayaklandılar. Öncelikle Osman
Hanın hacca gitmekten vazgeçmesi isteğiyle başlatılan isyân, daha sonra bâzı
devlet adamlarının kellesinin istenmesiyle büyüdü. Neticede isyân Sultan Osman
Hanın hal-i ve sultan Mustafa'nın ikinci defâ tahta geçirilmesiyle son
buldu.
İsyan sırasında Sultan Osman'ı ele geçiren câniler, revâ gördükleri ağır ve
kötü sözlerle orta câmiye götürerek orada hapsettiler. Genç pâdişahın mâruz
kaldığı hakâretin haddi hesâbı yoktu. Yaptıkları ezâ ve cefâ onu boynu bükük ve
perişan bir hâle koymuştu. İkinci Osman Han, kendisine eziyet eden ocak
ağalarına karşı; ''Dün sabah pâdişâhı cihân idim, şimdi uryân kaldım; merhamet
edip hâlimden ibret alın; dünyâ size dahi kalmaz; hangi pâdişâhın kulları
pâdişâhlarına bu ihâneti ettiler.'' diyerek yalvardı ise de, bu sözlerin câniler
üzerinde hiçbir tesiri olmadı. Orta câmide Genç Osman'ın muhâfazasına Haseki
Sarı Mehmed Ağa tâyin edildi. Yeniçeriler, Sultan ikinci Osman'ın hayâtına
dokunulmayarak kafes hayâtı yaşamasını istiyorlardı. Nitekim, çok hâin bir kimse
olan yeni sadrâzam Dâvû d Paşa onu öldürtmek için cebeci başına emir verince,
yeniçeri ağaları mâni oldular. Osman Han hayâtına kasd eden Dâvûd Paşaya;
''Behey zâlim, ben sana neyledim? İki defâ mûcib-i katl cürmünü affedip
öldürmedim, mansın verdim, bana gadrin nedir?'' diye bağırdı. Buna rağmen, Dâvûd
Paşa, cumâdan sonra en güvendiği adamları olan cebecibaşı ile kalender uğrusu
denen zâbite, sultan Osman'ı yedikkule'ye götürerek boğmalarını emretti. Eski
Sultanın Yedikule'ye götürülüşünü seyretmek üzere yollara biriken halk, o târihe
kadar görülmemiş kalabalığı teşkil ediyordu. Yedikule'ye gelindiği zaman vakit
akşama yaklaşıyordu. Dâvûd Paşanın emriyle oraya kadar gelen binlerce asker
dağıtıldı. Daha sonra Dâvûd Paşa, cebecibaşına ve kalender uğrusuna dönerek;
''Yanınıza sekiz cellâd alıp, Osman'ın işini bitirin. Yarına kalmasın.'' dedi.
Sultan Osman, günlerden beri perişân vaziyette, aç ve uykusuz olduğu hâlde
kendisine son nefesine kadar müdâfaa etmeye karar vermişti. On cellâdın ilk
hücûmu netice vermedi. Bire on nisbet olmasına rağmen, cellâtlar, silâhsız
pâdişâhla mücâdele edemeyeceklerini anladılar. Kementten başka silâh da
kullanmak istemiyorlardı. Çünkü hânedândan olanın kanı akıtılamazdı. Buna rağmen
dışarıdan balta alan cellâtlara genç sultan, büyük bir ustalıkla karşı koydu.
Fakat arkasında gelen bir cellât, baltası ile omuzuna vurarak fenâ şekilde
yaraladı. bu durumu fırsat bilen cebecibaşı kemende Osman Hanın boynuna geçirdi
ve yere düşürdü. Diğer câniler de üzerine yüklenerek genç pâdişâhı şehit ettiler
(20 Mayıs 1622) . Şehit sultanın cenâzesi o gece Topkapı Sarayına götürüldü.
Ertesi gün yapılacak cenâze törenine hazırlandı. Öğle namazından sonra kılınan
cenâze namazını müteâkip Sultanahmed Camiinde babasını türbesine defnedildi.
Genç Osman'ın şehit edilmesi târihimizin en acıklı olaylarındandır. Genç
Osman'ın öldürülmesi, Anadolu'da bâzı isyânların çıkmasına sebep oldu. Millet,
pâdişâhın öldürülmesini hiçbir zaman hazmedemedi ve onun kâtillerini nefretle
andı. Sultan ikinci Osman Han güneş yüzlü, heybetli, yüksek himmet sâhibi,
bahadır bir pâdişâhtı. Fevkâlade iyi bir binici, silâh ve harp aletlerini
kullanmakta pek mâhirdi. Şecâat ve binicilikte akranı pek az olup, şirin şehreli
ve güzel tavırlıydı. Gençliğinin en parlak günlerinde tahta çıkıp, tecrübeli,
akıllı ve sâdık bir yardımcıya mâlik olmayışı,kendisine bu hâzin sonu
hazırlamıştı. Yazmış olduğu şu beyt onun ıslâhat ve düşünceleri ile
muhâliflerinin durumunu çok güzel ifâde etmektedir.
Niyyetim hizmet idi saltanat ü devletime
Çalışır hâsid ü bedhâh ecel nekbetime.
Sultan Genç Osman dini ve fenni ilimlerde âlimdi. Fârisi mahlasıyla yazdığı
şiirlerinin toplandığı Divân'ı vardır.
[ Geri Dön |
Okunma: 2039
|