| |
SAYFA: 1/3
İz Bırakanlar >> BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün sözleri
Bağımsızlık
(İstiklâl)
Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız
vazifenin temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı
yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şüphe yok ki
çok düşündük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak
olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin
işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında
kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu
gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır.
Bu hataya uyma neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve
bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz;
yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya
uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin, cahil,
istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen
anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar
kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam
ettirilmesidir.
Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî,
iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam
serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan
mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından
mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve süküna erişeceğimiz
inancında değiliz. 1921 (Nutuk II, S. 623-624)
Bağımsızlık ve
hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve
kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle
koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak,
insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin
hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış
milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü
fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın
hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşünülebilirler. 1928 (Atatürk'ün
S.D. II, S. 249)
Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık
haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve
elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir
millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927 (Nutuk I, S.
13-14)
Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak
yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne
kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir
millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye
lâyık olamaz.
Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık
özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey
değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir
yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk'ün
haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet
esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya bağımsızlık, ya
ölüm!... 1919 (Nutuk I, S. 13)
Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride
kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin
hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan
eminim. 1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 71-72)
"Biz barış istiyoruz"
dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi
lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra
aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız.
1923 (Atatürk'ün S. D. II, S. 89)
Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil
bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat
meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı
teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset
münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir
etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar
amansız düşmanıyım. (23.4.1921)
Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca
hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz. (Nutuk)
Ne kadar
zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî
insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat
kazanamaz. (Nutuk)
Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil
yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlâtlarından
ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. (21
Haziran 1922)
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir ben milletimin en
büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olan istiklâl aşkı ile dolu bir adamım.
Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî hususî ve resmî hayatımın her safhasını
yakından bilenlerce bu aşkım malümdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin,
namusun ve insanlığın vücut beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve
istiklâline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok
ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek
için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek
için mutlaka müstakil bir milletin evlâdı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklâl
bence bir hayat meselesidir.
İstiklâl ve hürriyet âşıkı milletler için,
ıstırap anları, o ıstırabın âmilleri, ibret alıp tetikte durmak için daima
hatırlanmalıdır. İstiklâl ve hürriyetlerini her ne pahasına ve her ne
karşılığında olursa olsun ihlâl ve takyide asla müsamaha etmemek, istiklâl ve
hürriyetlerini bütün mânasıyla masun bulundurmak ve bunun için, icap ederse, son
ferdinin son damla kanını akıtarak insanlık tarihini şanlı bir misalle süslemek:
İşte istiklâl ve hürriyetin hakikî mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini
vicdanında idrak etmiş milletler için esas ve hayati prensip.
Büyük ve
hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın
düşmanlığını, garazını, kinini, bu memleketin ve milletin üzerine çektik. Biz
panislâmizm yapmadık. Belki, "yapmıyoruz, yapacağız" dedik. Düşmanlar da
"yaptırmamak için biran evvel öldürelim" dediler. Panturanizm yapmadık,
"yaparız, yapıyoruz" dedik, "yapacağız" dedik ve yine "öldürelim" dediler. Bütün
dâva bundan ibarettir. (1921)
Basın
Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti
aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa
bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde,
basın başlıbaşına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. (1922)
Basın
hürriyetinden doğacak mahzurların izalesi bizzat basın hürriyeti ile kaim
olduğuna dair Büyük Meclisin yol gösterici ve olgun sahasında tesbit edilen
esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum cüret erbabına, basın
içinde eşkiyalık fırsatını verirse, eğer aldatıcı ve baştan çıkarıcıların fikir
sahasında meş'um tesirleri, tarlasında çalışan masum vatandaşların kanlarını
akıtmasına, yuvaların dağılmasına sebep olursa ve eğer en nihayet eşkiyalığın en
zararlısına başvuran bu gibi baştan çıkarıcıların kanunların hususî
müsaadelerinden faydalanmak imkânını bulursa, Büyük Millet Meclisinin terbiye
edici ve kahredici elinin müdahale ve tembih etmesi elbette zaruri olur.
Memlekette Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlâkını taşıyan basını
yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devirler
gazetelerinin ve müntesiplerinin ıslahı imkânsız olanları milletin nazarında
belirirken öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip
yükselmektedir. Büyük ve necip milletimizin yeni çalışma ve medeniyet hayatını
kolaylaştırıp teşvik edecek işte ancak bu zihniyetteki basın olacaktır. (1925)
Basın umumî hayatta, siyasî hayatta ve Cumhuriyetin gelişme ve
ilerlemelerinde haiz olduğu yüksek vazifeleri anmak isterim.
Basının tam ve
geniş hürriyeti iyi kullanması ne derece nazik bir vaziyet olduğunu da beyana
lüzum görmem. Her türlü kanunî kayıtlardan ziyade bir kalem sahibinin ilme,
ihtiyaca ve kendi siyasî telâkkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve
memleketin her türlü hususî telâkkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de
dikkat ve hürmet etmek manevî mecburiyeti, asıl bu mecburiyettir ki, umumi
düzeni temin edebilir. Ancak, bu yolda yanılma ve kusur olsa bile bu kusuru
düzeltecek tesirli vasıta, asla mâzide sanıldığı gibi basını kayıtlar altına
alan rabıtalar değildir. Bilâkis basın hürriyetinden doğacak mahzurların izale
vasıtası da, yine bizzat basın hürriyetidir. (1924)
Önem ve yüceliği
cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren basına, hükümetimizin birinci
derecede önem vermesi; bu hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef
olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle
isteyeceği hususlardandır. (1 Mart 1922)
Bir insan topluluğunun müşterek
ve umumî hisleri ve fikirleri vardır. İnsan topluluklarının kıymetleri,
medeniyet dereceleri, arzu ve temayülleri ancak bu umumî his ve fikirlerin
ortaya çıkma ve belirtilme derecesiyle anlaşılır. Bir insan topluluğunu sevk ve
idare eden insanlar için, insan topluluklarının talihi üzerinde hüküm vermek
mevkiinde bulunan dostlar veya düşmanlar için milyar, bu insan topluluğunun
efkâr-ı umumîyesinden anlaşılan kabiliyet ve kıymettir. Binaenaleyh milletler,
ekâr-ı umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı
umumîyesini cihana tanıtmak mecburiyetindedir. Bütün cihan efkâr-ı umumîyesini
tanımak ise hayatın gereklerinin tanzimi için şüphesiz lâzımdır. Bu hususta ise
mevcut vasıtaların birincisi ve en mühimi basındır. (1 Mart 1922)
Bilim ve Teknoloji
Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat
için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin
dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır.
Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak
ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki
ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen
uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi
bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş,
ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu
hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her
millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur. 1922
Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi
bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş,
ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu
hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her
millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur. 1922
Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların
korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz.
İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve
gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören
milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922
Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında
doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği
idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923
Halka
yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir.
Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi
beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip
kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya
atmalıdır. 1923
Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan
cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923
Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma
almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka,
parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya,
Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim
ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu
nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923
İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu
alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi
ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel
(yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim. 1923
Ben, manevî miras
olarak hiç bir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural
bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim
aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere
tamamen eremediğimizi fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber
edindiğimizi tasdik edeceklerdir. 1923
Cumhuriyet
Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile
devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldururken
demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. 1933
Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftarıdır. Samimî ve meşru olmak
şartiyle her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız
muarızlarımızın insaflı olması lâzımdır. 1923
Cumhuriyet ahlâki fazilete
dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. 1925
Türk milletinin tabiat
ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. 1924
Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslariyle, Türk milletini emin ve sağlam
bir istikbal yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı
güvenlik itibariyle, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur. 1936
Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi
kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilâtı ve hükümettir ki, onun ismi
Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır.
Hükümet millettir ve millet hükümettir. Artık hükümet ve hükümet mensupları
kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen
anlamışlardır. 1925
Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği
kabiliyet, istidat, idrak, kendi hakkında kötü fikir besleyenlerin ne kadar
gafil ve ne kadar tetkikten uzak görünüşe düşkün insanlar olduğunu pek güzel
ispat etti. Milletimiz haiz olduğu özelliklerini ve liyakatini hükümetinin yeni
ismiyle medeniyet dünyasına daha çok kolaylıkla göstermeğe muvaffak olacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye lâyık olduğunu eserleriyle
ispat edecektir.
Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
29 Ekim 1923
Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından
mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan
Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun
ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağlı
bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde
lâyık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz
vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet
yaşıyacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle
medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeğe devam edecektir. 1926
Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava
da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı
kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım olanı yapmağa
hazırız. 1923
Gelecek nesillerin Türkiye de Cumhuriyetin ilanı günü, ona
en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında
bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis,
Türkiye'nin münevver ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş
olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tesbitte hiç de tereddüde
düşmeyeceklerdir. 1927
Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir
hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân
kalmayacak surette muhafazasının mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet
idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir. 1927
Demokrasi ve Hürriyet
Unutulmamalıdır ki, milletin
hâkimiyetini bir şahısta veyahut mahdut eşhasın elinde bulundurmakta menfaat
bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır. Ocak 1923
Bizim dünya nazarında
en büyük kuvvet ve kudretimiz, yeni şekil ve mahiyetimizdir. 1922
Korku
üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz.
Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman
için lâzım olur. Mart 1930
Her fert istediğini düşünmek, istediğine
inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin
icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine
ve vicdanına hâkim olunamaz. 1930
Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz
edilemez, ferdin tabiî haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır. 1930
Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak
yapabilmesidir. 1930
Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş mânasıdır.
İnsanlar, bu mânada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar.
Çünkü malümdur ki insan, tabiatın mahlükudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür
değildir; kâinatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat
içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, âmillerine bağlıdır.
Meselâ, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir.
İnsan, dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve birçok mahlükların
zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır. 1930
Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir. 1906
Hürriyet olmayan
bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası
hürriyettir. 1906
Hürriyetten doğan buhranlar ne kadar büyük olursa
olsun, hiçbir zaman fazla tazyikin temin ettiği sahte güvenlikten daha tehlikeli
değildir. 1930
Hürriyet, Türk'ün hayatıdır. 1930
Asrî
demokraside ferdî hürriyetler, hususî bir kıymet ve ehemmiyet almıştır; artık
ferdî hürriyetlere devletin ve hiç kimsenin müdahalesi söz konusu değildir.
Ancak, bu kadar yüksek ve kıymetli olan ferdî hürriyetin, medeni ve demokrat bir
millette, neyi ifade ettiği, hürriyet kelimesinin mutlak surette, düşünülebilen
mânasiyle anlaşılmaz. Söz konusu olan hürriyet toplumsal ve medeni insan
hürriyetidir. Bu sebeple ferdî hürriyeti düşünürken, her ferdin ve nihayet bütün
milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti gözönünde bulundurulmak
lâzımdır. Diğerinin hak ve hürriyeti ve milletin müşterek menfaati ferdî
hürriyeti sınırlar. 1930
Devlet İdaresi
İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes
hedeflere yürümelidirler. Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını,
dimağını ve bütün insanî kavramını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar
büyük fedakârlık yaparlarsa, yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur.
1926
Çünkü alnı açık, dimağı açık, kalb ve vicdanı açık insanlar
tarafından idare olunabilen toplumlar ancak bu mânada hareketlerin izleyicisi
olabilirler. Fikirlerini, duygularını ve teşebbüslerini gizli tutanlar, gizli
vasıtalar uygulamaya girişenler mutlaka utanma ve sıkılmayı gerektiren, akıl ve
mantığın haricinde hareket edenler olabilirler. Bu gibi işlere girişenlerin sonu
ergeç acıdır. 1926
Bizim yüzümüz, her zaman temiz ve pâk idi ve daima
temiz ve pâk kalacaktır. Yüzü çirkin, vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar, bizim
vatansevercesine vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi küçük ve çirkin
ihtirasları yüzünden, çirkin göstermeye kalkışanlardır. 1927
Yemin
mukaddes bir sözleşme demektir. Namus sahibi olan bir kimse verdiği sözden
dönmez. 1919
Asla hatırdan çıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi,
bugün de, yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil
edecektir. 1915
Mesuliyet yükü herşeyden, ölümden de ağırdır. 1915
Hakikati konuşmaktan korkmayınız. 1918
Her an tarihe karşı,
cihana karşı hareketimizin hesabını verebilecek bir vaziyette bulunmak lâzımdır.
1930
Yapmamıza imkân hasıl olan işleri yapmazsak, tarih bizi tenkit
eder. 1928
Millî egemenlik esası üzerinde idare edilen medeni
devletlerde, kabul edilmiş ve fiilen geçerli bulunan esas; milletin genel
isteklerini en çok temsil eden ve bu isteklerin bağlı olduğu menfaat ve
gerekleri, en yüksek kudretle ve selâhiyetle yapabilecek siyasî grubun, devlet
işlerinin idaresini üzerine alması ve bu mesuliyeti en yüksek liderinin omuzuna
bırakması prensibinden ibarettir. 1927
Zaten bu şartları kazanamayan bir
hükümet vazife yapamaz. Hükümetin, kuvvetli grup üyeleri arasından ve fakat
birinci derecede olmayanlarından zayıf bir hükümet yapmak ve onu partinin
birinci liderlerini emir ve öğütleriyle yürütmeye kalkışmak fikri, elbette doğru
değildir. Bunun feci neticeleri bilhassa Osmanlı Devletinin son günlerinde
görülmüştür. İttihat ve Terakki liderlerinin elinde oyuncak olan sadrazamlardan
ve onların hükümetlerinden, millete gelen zararlar sayılamayacak kadar çok değil
midir? 1927
Mecliste, hâkim olan partinin, hükümet kurmayı, muhalif ve
azınlıkta bulunan bir partiye terk etmesi ise asla sözkonusu olamaz. 1927
Kaideten ve usulen milletin ekseriyetini temsil eden ve özel amacı belli
olan parti, hükümeti kurma mesuliyetini üzerine alır ve kendi amaç ve
prensiplerini memlekette uygular. 1927
Bizim telâkkimize göre, siyasî
kuvvet, millî irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine
aittir, birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz. 1930
İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez;
millet ve devlet şeref ve bağımsızlığı temin edilemez. 1927
İnsaf ve
merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk milleti, Türkiye'nin gelecek
çocukları, bunu, bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar. 1927
Bir hükümet iyi
midir, fena mıdır? Hangi hükümetin iyi veya fena olduğunu anlamak için,
"Hükümetten gaye nedir?" bunu düşünmek lâzımdır. Hükümetin iki hedefi vardır.
Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmek. Bu iki şeyi
temin eden hükümet iyi, edemeyen fenadır. 1923
Gerçi asıl olan
millettir. Toplumdur. Onun da umumî iradesi, Mecliste belirir; bu her yerde
böyledir. Fakat, fertler de vardır. Meclis, memleket ve devlet işlerini
fertlerle, şahıslarla yapmaktadır. Her devletin işlerini yöneten şahıs ve
şahıslar meydandadır. Hakikati, mânasız görüşlerle inkâra yer yoktur. 1922
Benim istediğim sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisinde açıkça
münakaşa edilmesidir. Büyük Millet Meclisinde Türk milletinin gözü önünde açıkça
konuşulamayacak hiçbir iş yoktur. 1930
Millete efendilik yoktur. Hizmet
etme vardır. Bu millete hizmet eden, onun efendisi olur. 1921
Yapmak
iktidarında olmadığımız işleri uyuşturucu, oyalayıcı sözlerle yaparız diyerek
millete karşı gündelik siyaset takip etmek prensibimiz değildir. 1931
Memleket işlerinde, millet işlerinde, hakikî işlerde duygulara, hatıra,
dostluğa bakılmaz. 1922
Memleket dayanışma isteyen bir birliğe
muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir. 1925
Milleti idarede prensibimiz, milletin müşterek ve umumî fikir ve
eğilimlerine uymaktır. Bu fikir ve eğilimlerin hakikî ve ciddi olabilmesi,
milletin maddî ve manevî ihtiyaç kaynaklarından gelmesine bağlıdır. 1925
Milleti, aklımızın ermediği, yapmak kudret ve kabiliyetini kendimizde
görmediğimiz hususlar hakkında kandırarak geçici teveccühler elde etmeye
tenezzül etmeyiz. Millete, âdi politikacılar gibi yalancı vaadlerde bulunmaktan
nefret ederiz. 1925
Millet tarafından, millet adına, devleti idareye
yetkili kılınanlar için, gerektiği zaman, millete hesap vermek, mecburiyeti,
lâubalilik ve keyfî hareketle uzlaşamaz. 1930
Ben düşündüklerimi önce
milletimin arzusunda, ihtiyaç ve iradesinde görmeyi şart sayan ve bunu gördükten
sonra ancak, uygulaması ile kendimi vazifeli bilen bir adamım. 1923
Bu
memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin
içine girmeli, bu milletle aynı şartlar içinde yaşamalı ki ne yapmak lâzım
geleceğini ciddi surette hissedebilsinler. 1923
Her ne suretle olsun,
hizmet edenler milletten büyük mükâfatlar bekliyorlarsa katiyen doğru bir
harekette bulunmuş olmazlar. Milletten çok şey istememeliyiz. Hizmet edenler,
namus vazifelerini yerine getirmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır. 1923
Cumhuriyetçi ve milliyetçi olmakla beraber partimiz programından başka
bir programla ve partili olmanın tabiî kayıtları dışında serbest çalışacak
samimî yurttaşların millet kürsüsünden yapacakları tenkitler ve söyleyecekleri
düşüncelerle millî çalışmanın kuvvetleneceği kanaatinde bulunuyoruz. 1935
Büyük Millet Meclisinde ve millet karşısında millet işlerinin serbest
münakaşası ve iyi niyet sahibi kişilerin ve partilerin özel görüşlerini ortaya
koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları benim gençliğimden beri âşık ve
taraftar olduğum bir sistemdir. Memnuniyetle görüyorum ki, lâik cumhuriyet
esasında beraberiz. Zaten benim siyasî hayatta bir taraflı olarak daima aradığım
ve arayacağım temel budur. Bundan ötürü Büyük Mecliste aynı temele dayanan yeni
bir partinin faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini
cumhuriyetinin esaslarından sayarım. 1930
Artık, bugün demokrasi fikri,
daima yükselen bir denizi andırmaktadır. Yirminci asır, birçok müstebit
hükümetlerin, bu denizde boğulduğunu görmüştür. 1930
Sonraki Sayfa (2/3)

Okunma: 26837
|
| |
|