İstiklâl Harbi'nin aziz şehitlerinden
ŞAHİN BEY
Asırlar boyunca hür yaşamış necip
milletimiz, hürriyetlerine, vatanlarına, dinlerine
müteveccih tecavüzleri bertaraf etmek için canlarını
seve seve feda etmişlerdir. Bu, tarih boyunca böyle
olmuştur.
İstiklal Harbi neticesindeki muhteşem zafer, binlerce
aziz şehidin kanlarıyla yazdıkları eşsiz bir
detandır.
Binlerce vatan evlâdı, vatanlarının tehlikede
olduğunu görünce düşmanın önüne dikilmişlerdir. Onlar
Allah'ın rızasını gaye edinmişlerdi ve ebedî hayatı
arzulamaktaydılar. Bu yüzden dünyalıklara ve dünyaya
ehemmiyet vermemiş, hayatı sadece bu dünyadaki safhadan
ibaret bilen maddenin esirlerine meydan
okumuşlardır.
Antepli Şahin Bey de istiklal harbinin aziz
şehitlerindendir. Tek başına düşmana meydan okumuş,
"Düşman
arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e giremez."
demiştir. Bu
kahramanın hayatı, fedakarlıklarla doludur, yeni nesil
için ibret levhasıdır.
Hayatı-İstiklal
Harbine Katılışı
Şahin Bey 1877'de Gaziantep'de doğmuştur. Asıl adı
Mehmed Said'dir. 1899'de Yemen'e er olarak giden Mehmed
Said, Yemen cephesinde gösterdiği muvaffakiyet ve
kahramanlık üzerine başçavuş olmuştur.
Mehmed Said 1911'de Trablusgarb harbine gönüllü
olarak katılmış, Balkan savaşlarında Çatalca cephesinde
savaşmıştır.
Galiçya'da 15. Kolorduda savaşan Mehmed Said, 1917
Ekiminde Sina Cephesinde vazife almıştır. Tehlikeli
vazifelere gönüllü olarak koşan, vatanperverliği, ahlakı
ile dikkatleri üzerinde toplayan Mehmed Said'in rütbesi
teğmenliğe yükseltilmiştir.
1918'de İngilizlerle Sina cephesinde cereyan eden
şiddetli bir muharebe neticesinde esir düşmüştür.
Mısır'daki İngiliz esir kampında 1919 Aralık ayı
başlarına kadar esir olarak kalan Mehmed Said,
ateşkesden sonra serbest bırakılmıştır.
Şahin Bey, 13 Aralık 1919'da İstanbul'a gelmiş,
Harbiye Nezaretine müracaat ederek vazife istemiştir.
Harbiye Nezareti tarafından Urfa'nın Birecik kazası
Askerlik Şubesi Başkanlığına tayin olunan Şahin Bey,
İşgal altındaki Antep'in vaziyetini görerek Antep'te
kalmaya karar vermiştir.
Antep Heyet-i Merkeziyesine müracaat ederek vazife
isteyen Şahin Bey, heyetin kendisine Kilis-Antep yolunu
kontrol altında tutma vazifesini vermesi üzerine derhal
çalışmaya başlamıştır.
Yıllardır evinden, ailesinden, çocuklarından
ayrı kalan Şahin
Bey, kendisine verilen vatan hizmetinin mesuliyetini
omuzuna aldıktan sonra derhal hizmet mahalline
koşmuştur. Yıllar sonra döndüğü evinde ise ailesi ve
çocukları arasında ancak bir gün kalmıştır.
1920 yılı Ocak ayı başlarında köyleri dolaşarak
cihadın ehemmiyetini ve faziletini anlatan Şahin Bey,
kısa zamanda 200 fedai toplamıştır.
Kilis-Antep yolu, Antep harbinin kilit noktasıdır. Ne
yapılıp edilmeli Fransızların bu yoldan Antep'teki işgal
birliklerine yardım ulaştırmalarına engel olunmalıdır.
Şahin Bey kendisine haber gönderen Anteplilere şu cevabı
vermektedir:
"Müsterih olunuz.
Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep'e
giremez!"
5 Kasım 1919'da İngilizlerden işgal hareketini
devralan Fransızlar bir türlü Anadolunun bu güzel
beldesini işgale muvaffak olamamakta, şehir halkı,
sınırlı imkânlarıyla karşı koymaktadırlar. Fransızlar
bütün ümitlerini Kilis'ten gelecek takviye kuvvetlerine
bağlamışlardır. Fakat, o yolu da Şahin Bey bir avuç
serdengeçtisiyle tutmuştur.
Şahin Bey ve fedaileri 3 Şubat'ta ve 18 Şubat 1920'de
tam donanımlı Fransız birliklerini perişan
etmişlerdir.
Şahin Bey, zaferin ardından düşman kumandanına
gönderdiği mektupta şöyle demektedir:
"Kirli
ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde
şühedâ kanı karışıktır... Din için, namus için, hürriyet
için ölüme atılmak bize, Ağustos ayı sıcağında soğuk su
içmekten daha tatlı gelir. Bir gün evvel
topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız
canınıza."
Sürüyle saldıran düşman kuvvetleri bir avuç yiğit
karşısında perişan olmanın şaşkınlığına düşmüşlerdi. Bu
şaşkınlık yerini öfkeye terketmiş ve Antep'e ulaşmak
düşman kuvvetleri için bir prestij, meselesi
olmuştur.
Fransız kuvvetleri 25 Mart 1920'de Andorya
kumandasında yola çıkar. Bu Fransız küvetleri sekiz bin
piyade ve iki yüz süvariden oluşmaktaydı. Ayrıca bu
Fransız birliğinde, bir batarya top, 16 Ağır makinalı
tüfek, çok miktarda otomatik tüfek ve 4 tank
mevcuttu.
Kahraman Şahin Bey, ancak yüz kişiyi bulan
fedâileriyle düşmanın karşısına dikilmişti. 25 Mart günü
sabahtan akşama kadar çatışma devam etmiş ve Şahin Bey
düşmana ağır kayıplar verdirmiştir.
Şahin Bey gece gündüz uyumuyor, çatışma esnasında her
tarafa yetişerek fedailerin manevî kuvvetlerini
yükseltmeye çalışıyordu. Sırtındaki kaputu çıkartıp
nöbet bekleyen yiğitlerin üzerine örten Şahin Bey, her
hareketiyle örnek olmaktaydı.
28 Mart sabahına kadar düşmana aman vermeyen Şahin
Bey, durumun gittikçe kritik hal almasından sonra
kendisine geri çekilmeyi tavsiye edenlere şöyle
diyordu:
"Düşman buradan
geçerse ben Ayıntab'a ne yüzle dönerim, düşman ancak
benim vücudum üzerinden geçebilir."
Çatışmanın 4.günü Öğleye doğru Şahin Bey'in yanında
18 kişi kalmıştı. Onların da şehadet şerbetini
içmelerinden sonra tek başına kalan Şahin Bey, son
kurşunu kalıncaya kadar düşman ateşine karşılık
vermiştir.
Atacak kurşunu kalmayan Şahin Bey tüfeğini yere
çarparak kırmış ve sel gibi üzerine hücum eden
düşmanlara karşı yumruklarını sıkarak karşı durmuştur.
Silahsız Şahin Bey'in yanına yaklaşamayan düşman
askerleri uzaktan ateş ederek Şahin Bey'i şehit
etmişler, ardından süngü darbeleriyle aziz nâşını parça
parça etmişlerdir.
28 Mart 1920'de şehadet şerbetini içen Şahin Bey'in
ağzından dökülen son söz şu olmuştur. "Allah'ım
vatanımı kurtar, alçak düşman! Gel sen de
süngüle"Şahin
Bey'in şehadet haberi şehre gelince yanık bağırlardan şu
mısralar dökülmüştür:
Şahin'i sorarsan otuz
yaşında,
Süngüyle delindi köprü
başında.
Çeteler toplanmış ağlar
başında.
Uyan şahin uyan gör neler
oldu.
Sevgili Ayıntab'a Fransız
doldu.
Şahin Bey, istiklal meş'alesini tutuşturmuş,
onbinlerce Şahinler, tutuşturulan bu meş'aleyi
söndürmemek için vargüçleriyle vuruşmaya koşmuşlardır.
Şahin Bey'in 11 yaşındaki oğlu Hayri de gönüllü olarak
savaşa katılmış ve bütün çatışmalarda yer almıştır.
Şair o yıllarda Ayıntaplılara şöyle
seslenmektedir:
"Düşünme arkadaş, Allah
büyüktür,
Alamaz bir tek taş Allah
büyüktür,
Sen çalış ve uğraş Allah
büyüktür.
Sönmesin İslâmın parlak
yıldızı..."
Cenab-ı Hakka istinad edenler düşmana tek bir taş
vermemek için 11 ay düşmana kan kusturmuşlar ve din
için, millet için vatan için, altı bin şehid
vermişlerdir.