Ömrünü ilme vakfeden değerli âlim
KÂTİP ÇELEBİ
Asırlar boyu üç kıtaya hükmetmiş şanlı bir devlet, bünyesinde bir
yandan cihangir bir nesil yetiştirirken bir yandan da ömrünü ilme
adayacak şuurda âlimler yetiştirmiştir. Bu özelliğiyledir ki "Devlet
kılıçla kalem üzerinde durmaktadır" darb-ı meseline güzel bir misal
olmuştur.
Ömrünü ilme vakfederek, gelecek nesillere çok değerli eserler bırakan,
vatan sathını ilim nuruyla aydınlatan talebeler yetiştiren
âlimlerimizden birisi de Kâtip Çelebi'dir.
Asıl adı Mustafa olan, ulemânın andığı isimle Kâtip Çelebi (veya Hacı Halife) Şubat 1609'da İstanbul'da doğmuştur.
Babası
Abdullah Efendi Enderun'a dahildi. Kâmil bir Mü'min olan Abdullah
Efendi oğlunun da İslâmı mükemmel bir şekilde öğrenip vatanına,
milletine hizmet etmesini istiyordu. Kâtip Çelebi beş yaşına geldiği
zaman babası Kırımlı imam İsa Halife'yi oğluna hoca tutmuştur.
Kâtip
Çelebi, İsa Halife nezaretinde Kur'an-ı Kerim, Arapça ve diğer temel
dinî ilimleri okudu. Henüz yedi yaşlanndayken Kur'an-ı Kerim'in
yarısını ezberlemişti.
Kâtip Çelebi 14 yaşma geldiğinde Arapça ve Farsçayı mükemmel bilmekteydi. Ayrıca hat san'atında da hayli maharet kazanmıştı.
Oğlundaki
ilim aşkını farkeden babası kendi aylığından 14 dirhem harçlık
bağlayarak Katip Çelebi'yi yanına almıştı. Bu suretle Kâtip Çelebi
divan kalemlerinden Anadolu Muhasebesi Kalemine talebe olmuştu (1623)
Bu vazifede iken hesap kaidelerini ve siyakat (sözdeki uygunluk)
yazısını da mükemmel surette öğrenmişti.
Babasının yanında devlet hizmetine başlayan Kâtip Çelebi yirmi seneden fazla bu hizmetini devam ettirmiştir.
Orduda
mukabele defteri tutan Kâtip Çelebi bu vesileyle birçok sefere iştirak
etmiştir. 1623'te babasıyla birlikte Tercan seferine gitmiş, ordunun
Abaza isyanını bastırma hareketini yakından takip etmiş, 1626 yılında
da Bağdat seferine iştirak etmiştir. Kâtip Çelebi'nin babası 1626'da
vefat eder. İstanbul'da bulunduğu esnada devamlı ilim tahsil eden Kâtip
Çelebi devrin meşhur âlimlerinin önünde diz çökerek ders almaktadır.
Kadızade Efendi'den ders almıştır. Ayrıca İstanbul'un tanınmış
âlimlerinden de istifade etmiştir.
Kâtip
Çelebinin orduyla birlikte çıktığı diğer seferlerden başlıcalan
şunlardır: 1629/30'da Hüsrev Paşa ile Bağdad Seferine, 1633'te
Veziriazam Tabanıyassı Mehmed Paşa ile Bağdad seferine, Sultan IV.Murad
ile birlikte Revan seferine iştirak etmiştir.
On
sene orduda hizmet görüp gazalara iştirak eden Kâtip Çelebi hacca da
gittikten sonra İstanbul'a dönerek kendisini ilme vermiştir.
Kâtip
Çelebi kendisine bir yakınından miras kalan 300 akça ile kitap alarak
geceli gündüzlü değerli eserleri incelemeye koyulmuştur. Tam on sene
boyunca geceli gündüzlü eserlerle başbaşa yaşamıştır. Öyle ki bazı
günler güneş battıktan doğuncaya kadar başını kitaplardan
kaldırmamakta, güneş hayli yükseldikten sonradır ki sabah olduğunu
farketmektedir.
Dinî
ilimlerin yanı sıra Matematik ve astronomi de tahsil etmiş olan Kâtip
Çelebi Fransızca ve latince de öğrenmişti. En fazla tarih ve coğrafya
ilimlerine merak sarmıştır.
Kâtip
Çelebi meşgalelerinin gayesini şöyle anlatmaktadır: "İnsan için en
yüksek mertebe ve en büyük saadet, Allah'ı tanımaktır; bilhassa nereden
gelip nereye gittiğimizi bilmektir".
Kâtip
Çelebi'ye göre ilim Allah'ı tanımanın bir vasıtasıdır. Ve bu ölçüler
içerisindeki ilim, cemiyetin ayakta durmasına ve devamına bir
vasıtadır. İnsanda kâlb ne ise, cemiyette de âlimler aynı ehemmiyete
hâizdir.
Devrinde
münakaşa konusu olmuş meselelere parmak basan ve çok isabetli çözüme
kavuşturan Kâtip Çelebi, bildiğim çekinmeden söylemiştir. Çünkü gelecek
peşinde, makam peşinde değildir. Bu ihlası yüzündendir ki söyledikleri
Devlet idarecileri ve halk üzerinde çok tesir yapmıştır.
Kâtip Çelebi, Mîzanü'l-Hakk'da Devlet idaresinin en mesuliyetli makamında oturan padişaha şu nasihatlarda bulunmaktadır:
"Önce,
halkın padişahı Allah onu güçlendirsin ve devletini Kıyamet gününe dek
devam ettirsin hazretlerine yaraşan nasihat budur ki, farzları ve
vacipleri yerine getirip İslâm akidelerini bilecek kadar ilimle din
mevzuunda iktifa edip kendilerinin ilm-i hali olan hazine ve asker ve
halk işlerinin inceliklerini bilmeye çalışsınlar. Büyük ecdadları gibi
tarih okuyup geçen devletlerin hallerinden hisse alsınlar. Ve halkın
örfünü öğrenip her asrın icabı ne ise yumuşaklık ve sertlikle yüce
devletin eski kanununu yürütsünler. Öteki devlet adamları ve saltanatın
ileri gelenleri de bu yolda velinimetlerine yardımda bulunsunlar ve
ellerinden geldiği kadar onun iyiliğini istemeye himmet etsinler.
Müslümanların birbirine zıt davranmalarına razı olmayıp aralarında olan
kavgayı yumuşaklıkla önlesinler ve Allah'ın emirlerini yerine
getirmekte, harp ve cihad işinde gevşeklik göstermesinler."
6 Ekim 1659'da Bursa'da vefat eden Kâtip Çelebi'nin cenazesi İstanbul'da getirilerek defnedilmiştir.
Himmet
sahibi oluşuyla, güzel ahlakıyla, talebe yetiştirmede gösterdiği
gayretle, bıraktığı değerli eserlerle gelecek nesillere güzel örnek
olan Kâtip Çelebi'nin kıymetli eserlerinden; Keşfü'z-zünun, Cihan-nüma,
Tuhfatü'l-Kibar fi Efsâri'l Bihâr, Mizânü'l Hakk fi ihtiyaril Ahakk, ya
tamamen ya da kısmen
Batı dillerine tercüme edilmiştir.
Yirminin üzerinde eser te'lif eden Kâtip Çelebi'nin eserlerinden bir kısmı şunlardır:
Arapça
Fezleke, Türkçe Fezleke (Osmanlı tarihine ait eser), Süllemü'l-Vusûl
(Arapça biyografi eseri), İlhamü'l Mukaddesi fi Feyzi'1 Akdes (Fıkhı
meselelere ait bir eser), Cihannüma (Tarih ve coğrafyaya dair değerli
bir eser), Keşfü'z-Zünun (yirmi yılda tamamlanan bu eser büyük
bibliyografya ansiklopedisidir. 300 kadar ilim ve fen şubesine ait 1451
kitabın alfabetik olarak tahlili yapılmıştır Almanca ve İngilizceye
tercüme edilmiştir.) Düstûr'ül-âmel ve Tarihi Frengi...