|
Gazneliler (969-1187)

Türkler'in tarih boyunca yayıldıkları ve devletler kurdukları
ülkelerden birisi de Afganistan'dır. Türkler bu bölgede M.Ö. II. yüzyıldan
itibâren devletler kurmağa başlamışlardır. Bu Türk devletlerinden biri
olan Gazneliler, isimlerini başkentleri Gazne şehrinden almışlardı, ancak
bu devlet tarîhî kaynaklarda Yemînîler ve Sebükteginîler olarak da
zikredilmişlerdir.
Sâmânî Devleti (1005)'nin en parlak devrinde büyük sayıda Türk grupları
Mâverâünnehir yoluyla İslâm dünyasına getirilmekteydi. Bunların büyük
kısmı Abbâsî Halîfeleri ve eyâletlerdeki Arab ve İranlı vâlilerin
hizmetinde asker veya muhâfız kuvveti olarak hizmet görmekteydiler.
Böylece 9 ve 10. yüzyıllar esnâsında Türk askerlerinin İslâm dünyasının
doğu ve merkezî kısımlarına tedrîcî bir girişi vardı. Bu sırada İran'daki
iki büyük hânedân, Büveyhîler ve Sâmânîler mahallî kuvvetlere ilâve olarak
Türk askerlerini kullanmağa başlamışlardı.
Nitekim 912 yılından sonra Sâmânî Devleti'nin vâlîleri ve kumandanları
arasında Türk isimlerine de tesâdüf edilmeye başlamıştı. Bu Türklerin İran
dünyâsında askerî lider ve vâliler olarak seçkin bir sınıf teşkil ettiler.
Merkezî hükümetin otoritesi zayıfladığı anda, bu Türk kumandanlar devlet
içinde kuvvet ve kudreti ele geçirerek yarı-bağımsız bir şekilde hüküm
sürüyorlardı.
Sâmânî Devleti zayıflamaya başladığı sırada Sîmcürîler, Kara Tegin
İsficâbî ve Baytuz gibi Türk âile ve kumandanlar bazı bölgede hâkimiyet
kurmuşlardı.
Nitekim Gazneliler de, Sâmânî Devleti'nin dağılma ve saray isyanları
devresinde durumdan yararlanarak ortaya çıkan Türk âilelerinden birisidir.
Sâmânî Devleti içinde Türklerin en mühim şahsiyetlerinden biri olan
Horasan orduları kumandanı Alptegin, 961'de Vezîr Ali Muhammed Bel'amî ile
birleşerek kendi adayını zorla Sâmânî tahtına oturtmak istedi. Fakat bu
arzüsunda başarısızlığa uğradı. Alptegin, bu başasırızlıktan sonra,
beraberindeki çok az bir kuvvetle, Doğu Afganistan'daki Gazne şehrine
çekilmeğe mecbur kaldı ve mahallî bir hânedân olan Levikleri bertaraf
ederek adı geçen şehre hâkim oldu (962). Bu süretle Gazneliler Devleti'nin
temeli atılmış oluyordu.
Gazne şehrinin bulunduğu Afganistan'ın bu bölgesinde Türklerin
mevcüdiyetinin İslâm'dan daha önceki devrelere dayandığını kısaca
belirtmiştik. Bu bakımdan Gazneliler Devleti sadece Alptegin'in
beraberinde getirdiği Türk askerlerine dayanmamaktadır. Muhakkak ki, bu
bölgeye önceden gelenler devlete bir temel olmuş, daha sonra kuzeyden
gelecek Türkler de Gazneliler'in gelişmesini sağlamıştır.
Levik Hânedânı Gazne'yi kolay kolay elden bırakmamış, Alptegin (öl.
963)'e halef olan oğlu Ebü İshak İbrahim zamanında (966) bu şehri ele
geçirmiştir. Ebü İshak, Sâmânî Emîri'nin yardımı ile Gazne'ye tekrar hâkim
oldu. Bu sâyede Sâmânîler bu bölge üzerinde hiç olmazsa ismen hâkimiyet
kurdular. Ebü İshak İbrahim'in oğlu olmadığından ölümünden sonra devletin
başına Türk kumandanlarının geçtiğini görüyoruz. Bunlardan birincisi Bilge
Tegin idi.
Bilge Tegin, Gerdiz Kalesi'ni kuşattığı sırada ölmüş (974-5), yerine
Böri Tegin (veya Pîrî Tegin) geçmişti. Ancak Böri Tegin'de Gazne'de fazla
hüküm sürmemiş, kabiliyetsizliği sebebiyle, Türkler tarafından görevinden
uzaklaştırılarak yerine Alptegin'in en çok güvendiği taraftarlarından biri
olan Sebüktegin geçirilmişti (977).
Sebüktegin, oğlu Mahmud'a bırakmış olduğu Pend-name'sine göre, şimdi
Kırgızistan hudutları içinde bulunan Isık-göl sahillerindeki Barshân
bölgesinde dünyaya gelmişti. O'nun Karluk Türkleri'ne bağlı boylardan
birine olması çok muhtemeldir. Sebüktegin'in başa geçmesiyle Gazneliler
Devleti, hükümdarlığın babadan oğula geçtiği bir hânedânın idâresi altına
girmiş oldu. Bir diğer yönüyle Gazneliler Devleti'ni, kuruluş yıllarında
yöneten Türk kumandanların yerine artık bir hânedân almış oluyordu.
Sebüktegin, görünüşte Sâmânîlerin bir vâlisi olarak hareket etmesine
rağmen, bağımsız Gazneliler Devleti'nin temeli kuvvetli bir şekilde onun
zamânında atılmıştı. Çok geçmeden Türklerin kudreti Gazne'den doğu
Afganistan'daki Zâbulistân bölgesine yayıldı. Şüphesiz 5 ve 11. yüzyıla
kadar merkezî Afganistan'daki Gür'un erişilmez dağlık bölgelerinde
putperestlik devam etmişti. Sebüktegin, Zâbulistân asîlerinden birinin
kızıyla evlenerek buradaki mahallî duyguları kendi tarafına çekmeye
çalıştı.
Sebüktegin, devletin devamlılığını emniyet altına almak için en iyi
yolun dinamik bir genişleme siyâseti izlemek olduğunu görmüş olmalıdır.
Nitekim iktidâra geçtikten sonra rakip Türk gulam grupların bulunduğu Büst
şehrine bir sefer düzenleyerek ele geçirdi. Aynı zamanda kuzey-doğu
Belucistân'daki Kusdar bölgesini Gazneli topraklarına ilâve etti. O
hâkimiyetini Toharistân ve Zemîndâver'e kadar genişletmiş ve daha sonra
gözlerini Hindistan'a çevirmişti.
Onuncu yüzyılda Lâğân ve Kâbil'e kadar aşağı Kâbil vâdisi kudretli
Vayhand Hindüşâhî hükümdârlarının hâkimiyeti altında idi. Bu hükümdârlar
İslâm'ın kuzey Hindistan'da yayılmasına bir engel teşkil ediyorlardı.
Neticede takriben 986-7'de Kâbil-Lâğmân bölgesindeki çetin savaşlardan
sonra Hindüşâhî Râcâsı mağlüb edildi ve Sebuktegin Kâbil nehri boyunca
Peşâver'e kadar ilerlemeye ve orada İslâmiyet'in tohumlarını ekmeğe
muvaffak oldu.
Sebüktegin'in bundan sonra Sâmânîlerin iç siyâsetinde önemli rol
oynamağa başladığını görüyoruz. Türk kumandanlarından Ebü Ali Sîmcürî ve
Fâik ittifâkına karşı, Sâmânî emîri Nüh b. Mansür, Sebüktegin'i yardıma
çağırmıştı (994). Sebuktegin ve oğlu Mahmud Horasan'a gelerek bu
isyancıları mağlüb ettiler (995). Bunun neticesinde Sâmânî emîri onlara
unvanlar ve ayrıca Mahmüd'a da Horasan orduları kumandanlığını vermişti.
Sebüktegin, Gazneli Devleti'nin temellerini sağlam bir şekilde attıktan
sonra 997 yılında öldü.
Sebüktegin daha hayatta iken küçük oğlu İsmail'in, tahta çıkmasını
kararlaştırmıştı. Ancak yetenekli ve kudretli bir şahsiyete sâhib bulunan
büyük oğlu Mahmüd bu kararı dinlemeyerek mücâdeleye girişmiş ve İsmâil'i
mağlüb ederek Gazneliler tahtını ele geçirmişti. Mahmüd daha sonra Sâmânî
Devleti'nin iç işlerine karıştı. Ayrıca Sâmânîler tarafından tanınmayan
Bağdad Abbâsî halîfe el-Kâdir Billâh adına hutbe okuttu.
Halîfe ona Yemîn ed-Devle Emîn el-Mille lâkabını verdi. Diğer taraftan
artık Sâmânî Devleti yıkılmak üzere idi. Nitekim 999 yılında Karahanlılar
bu devleti ortadan kaldırdılar. Gazneliler ve Karahanlılar bu devletin
topraklarını paylaştılar. Mahmüd, Horasan'da iktidârını sağlamlaştırdıktan
sonra Sâmânî Devleti'nin hudud bölgelerini, yani Sistân, Cüzcân, Huttal ve
Hârezm'i kendi kontrolü altına aldı.
Mahmüd daha sonra bu zamana kadar putperestliğin hâkim olduğu bir bölge
olan Gür'u kontrol altına almağa çalıştı. Buraya birincisi 1011 ve
ikincisi 1020'de iki sefer tertiplendi ve bazı mahallî reisler zorla itâat
altına alındı. İslâm dîninin esaslarını öğretmek için bölgeye hocalar
bırakıldı. Fakat Gür, Gazneliler tarafından alsâ tam olarak itâat altına
alınmamış ve İslâm'ın bu bölgede yayılması ağır bir seyir tâkip etmiştir.
Sultan Mahmüd Sâmânî Devleti topraklarının büyük bir kısmı üzerinde
hâkimiyetini kabul ettirdikten sonra, Hindistan'a seferler yapmağa ve
burada İslâm dînini yaymağa başladı. Yeni ve gelişmekte bulunan başkent
Gazne'nin kuzey Hindistan ovalarına hâkim yüksek bir yaylanın tepesinde
bulunması bu seferlerin yapılmasında büyük kolaylıklar sağlıyordu.
Mahmüd, Hindistan'a on yedi sefer yaptı, bu seferler onun saltanatının
büyük bir kısmını doldurmuştur. Sultan'ın Hindistan seferlerinin en
önemlisi, 1025-6'daki Somnât seferi idi. Bu sefer sonunda kazandığı
zaferin yankıları sür'atle İslâm dünyâsında yayıldı ve Sultan Mahmüd'un
Sünnî İslâm dünyâsının kahramanı olmasına yardım etti. Abbâsî Halîfesi
tarafından sultan ve âilesine yeni şeref unvanları verildi.
Sultan Mahmüd, zaman zaman Karahanlılar Devleti ile de savaşmış ve
onlara üstünlüğünü kabul ettirmiştir (bk. Karahanlılar kısmı). Hayatının
son yıllarında ise Türkmenlerin Âmu-Deryâ (Ceyhun)'yı geçerek Horasan'a
yerleşmelerine izin vermiş, fakat daha sonra Türkmenlerin bu bölgedeki
halkı rahatsız etmeleri üzerine onları mağlüp etmişti. Ancak Türkmenlere
Horosan'da yerleşme izni vermesi Gazneliler Devleti için ileride büyük bir
tehlike teşkil etmiştir.
Mahmüd, batı yönünde de devletini genişletmiş ve Irak'daki Büveyhîleri
mağlüp ederek Irak-ı Acem'i kendi imparatorluk sınırları içine katmıştı.
Sultan Mahmüd 1030 yılında Gazne'de öldü. Sultan unvanını ilk olarak
kullanan hükümdârın Mahmüd olduğu rivâyet edilmiştir. O çağdaşlarının
nazarında nasıl şöhretini Hindistan'da İslâm dînini yaymakla kazandı.
Sultan Mahmüd'un ölümünden sonra Gazneliler Devleti'nde tekrar taht
mücâdelesinin başladığını görüyoruz. Neticede Mes'üd, kardeşi Muhammed'i
mağlüp ederek Gazneliler Devleti'nin başına geçti. Muhammed'in gözlerine
mil çekilerek hapsedildi. Mes'üd, iyi ve cesur bir askerdi. Ancak şiddete
taraftar olması ve içkiye düşkünlüğü sebebiyle devlet idâresinde babası
kadar başarılı olamadı.
Sultan Mes'üd, birçok husüslarda babasının kuvvetli karakterinden
yoksundu. Maiyeti onun keyfî hareket ve avâreliğinden şikâyetçi idiler.
Mes'üd babasının Hindistan'daki başarısını korumakta kararlıydı. Ancak
Karahanlılar Ali Tegin ve Selçuklu tehlikesi karşısında buraya babası
kadar çok sayıda sefer tertibleyemedi. Yine de 1033'de bir sefer
tertipleyerek Sarsütî veya Sarsâva kalesini zapt etti.
Daha sonra, Selçuklu tehlikesinin artmasına rağmen, 1037-38 kışında
Delhi yakınındaki Hansî kalesine yapılan bir seferi bizzat yönetmekte
ısrar etti ve bu kaleyi de ele geçirdi. O Hindistan'a yaptığı seferlerde
başarı kazanmasına rağmen, Selçuklular karşısında büyük bir muvaffakiyet
elde edemedi.
Neticede, Tuğrul Bey ile Dandanakan'da karşılaştı ve üç gün süren bir
savaştan sonra ağır bir yenilgiye uğradı (1040). Mes'üd, Selçuklular'a
karşı koyamamak korkusu ile ailesini ve hazinelerini toplayarak
Hindistan'a doğru çekildi. Ancak bu yolculuk sırasında bir ayaklanma
sonucu tahttan uzaklaştırılarak kör kardeşi Muhammed ikinci kez tahta
çıkarıldı. Mes'üd ise öldürüldü (1041).
Mes'üd'un oğlu Mevdüd, babasının intikamcısı ve taht iddiacısı olarak
ortaya çıktı ve mücâdelesinde başarılı oldu. Amcası Muhammed ve
taraftarlarını mağlüp ederek Gazneliler Devleti'nin başına geçti (1041).
Ancak Mevdüd'da Gazneliler Devleti'nin duraklama devrinin kaderini
değiştirecek meziyetlere sahip değildi.
O, gerek Hindliler ile ve gerekse Selçuklular ile mücâdele etti ve
Selçuklu akınlarını geçici olarak durdurabildi. Mevdüd, komşu devletler
ile bir ittifâk meydana getirerek Selçuklular üzerine yürüdüğü bir sırada
öldü (1049).
Medüd'da sonra kısa sürelerle oğlu II. Mes'üd ve I. Mes'üd'un oğlu Ali
tahta geçtiler. 1050 yılının başında Gazneliler tahtında Mahmüd'un oğlu
Abdurreşîd'i görüyoruz. Fakat 1053 yılında Tuğrul adındaki bir Türk
kumandan Abdurreşîd dahil on bir şehzâdeyi öldürerek Gazneliler
Devleti'nin başına geçti.
Ancak onun hâkimiyeti de çok kısa sürmüş ve yine bir Türk kumandan
tarafından öldürülmüştü. Daha sonra Gazneliler tahtına I. Mes'üd'un oğlu
Ferruhzâd geçirildi. Sultan Ferruhzâd Selçuklular ile başarıyla mücâdele
etmiş ve 1059 yılında ölmüştür. Tahta geçen kardeşi İbrâhîm devrinin en
önemli olayı, hiç şüphesiz uzun yıllar devam eden Selçuklu-Gazneli
mücâdelesinin bir barış ile sona erdirilmesi idi (1059).
Sultan İbrâhîm, babasının ve dedesinin zamanındaki Gazneliler
Devleti'nin parlaklığını yeniden sağlamaya çalışmış ve bu barış sırasında
Selçuklu sultanları ile eşit şartlarla müzâkereye girmişti. Daha sonra iki
hânedân arasında evlilik münâsebetleri ile bu barış daha da
sağlamlaştırıldı.
Sultan İbrâhîm, Hindistan'da bazı kaleler zaptetmiş ve Gürluların
çağrısı üzerine Gür bölgesini hâkimiyeti altına almıştı. Sikkeleri
üzerinde ilk defa sultan unvanı görülen Gazneli hükümdarı İbrâhîm idi.
Onun saltanatı kırk yıl sürmüş ve 1099'da ölmüştür.
Sultan İbrâhîm'in yerine oğullarından III. Mes'üd geçti. Bu hükümdâr
devrinde daha çok Hindistân seferi göze çarpıyor. III. Mes'üd'un 1115
yılında ölümünden sonra, oğlu Şirzâd bir yıl kadar Gazneliler tahtında
hüküm sürdü. Daha sonra III. Mes'üdun oğulları arasında taht mücâdelesinin
başladığını ve Gazneli Devleti'nin iç işlerine Selçuklular'ın karıştığını
görüyoruz. Şirzâd'dan sonra tahta Arslan-şâh geçti ise de, kardeşi
Behrâm-şâh Selçuklu ailesinden Horasan melîki olan Sencer'in yardımını
sağlayarak Gazneliler tahtına sâhip oldu (1117). Arslan-şâh önce
Hindistan'a geçmiş, sonra Gazneliler tahtı için yeniden mücâdeleye
girişmişse de bu uğurda hayatını kaybetmiştir (1118).
Sultan Behrâm-şâh, Hindistan'da daha çok isyancılar ile uğraştı. 1134
yılında önceden ödemeyi kararlaştırdığı yıllık 250.000 dinar vergiyi
göndermemesi, Selçuklu sultanı Sencer'in, Gazne üzerine yürümesine sebep
olmuştu. Sultan Sencer Gazne'ye kadar ilerlemiş ve Hindistan'a kaçan
Behram-şâh'ı affederek yine Gazneliler Devleti hükümdârı olarak bırakmıştı
(1136). Behrâm-şâh devrinin olayları arasında Gaznelilerin, Gürlular ile
olan münâsebetleri de dikkati çekmektedir.
Gittikçe kuvvetlenen Gürlular, nihâyet bir intikam vesîlesi ile Gazne
şehrini yaktılar (1151). Behrâm-şâh, yeniden Gazne'ye hâkim oldu ise de
(1152), onun zamanı artık Gazneliler Devleti'nin çöküş içine girdiği bir
devre idi. Behrâm-şâh, 1157 yılında öldü ve yerine oğlu Hüsrev Şâh
geçti.
Sultan Sencer'in Oğuzlar tarafından esir edilmesinin yarattığı kargaşa
(1153-1157) ve Gazneliler'in bu Selçuklu sultanının yardımından mahrüm
kalması Gürluların işine yaramış ve bundan yararlanarak süratle
hâkimiyetlerini genişletmişlerdi. Neticede Hüsrev-şâh Gazne'yi terk ederek
Lahor şehrine yerleşti. Gazneliler bundan sonra Hindistan'daki toprakları
üzerinde hüküm sürebildiler. Hüsrev Şâh 1160'da Lahor'da öldü ve yerine
oğlu Hüsrev Melik geçti. Nihayet Gürlular bir hile ile onu esir ederek
Gazneliler Devleti'ne son verdiler (1186-7).
Gazneliler devri, kültür bakımından da parlak geçmiştir. Sultan Mahmud
ve oğlu Mesud saraylarında devrin en büyük kabiliyetlerini toplamaya
çalışmışlar, şairlere hürmet ve sevgi göstermişlerdi. Sultan Mahmud'un
sarayında dört yüz şairin bulunduğu rivayet edilmektedir. Edebiyattan
başka tarih yazıcılığı da Gazneliler'de çok önem taşımaktaydı. Sultan
Mahmud Harizm'i ele geçirdiği zaman ortaçağın büyük bilim adamlarından
Biruni'yi Gazne'ye getirtmişti.
Böylece, Biruni, Hindistan'a yapılan Gazneli seferlerine katılma şansı
buldu. Onun büyük eseri "Tahkik mâli'-Hind" bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Bu eser Hinduların inanç ve adetlerini tarafsız olarak inceleyen ilk
İslamî eserdi. Bu eserde Hind din, ilim ve coğrafyası hakkında çok geniş
bilgi bulunmaktadır.
Gazneli sultanlar, mimari faaliyetleri ile de dikkat çekmişlerdir.
Sultan Mahmud ve Mesud dönemi eserlerinden pek azı bugüne kadar
gelebilmiştir. Mahmud, halkın yararı için çarşı, köprü, su yolu ve
kemerleri ile camiler yaptırmıştır. Sultan Mesud'un kendisi de zaten
yetenekli bir mimardı ve yaptırdığı bir sarayın planını kendisi
çizmişti.
Gazneliler'in, Türk ve İslâm tarihindeki başlıca rolü, kuzey
Hindistan'ın fütühâtına yol açarak İslâm dînine Pencâb'da kuvvetli bir
dayanak noktası elde etmesi ve daha sonraki Hindistan fetihlerine bu
süretle sağlam bir zemin hazırlamış olmasıdır. Ayrıca Gazneliler, Hind
dünyâsı kültürü ile doğrudan doğruya temas kuranlar olarak târîhe
geçmişlerdir.
Yıllar sonra, Pakistan Devleti'nin kurulmasında da birinci derecede
etken olmuşlardır. Sultan Mahmüd ve Mes'üd'un şahsiyetleri ise halkın
zihninde büyük Müslüman ve halk kahramanları olarak yerleşmişti. Mahmüd,
daha sonraki İran edebiyâtında da meşhür bir şahıs, adâlet ve insâf
timsâli bir hükümdâr olarak yer almıştır.
[ Geri Dön |
Okunma: 4799
|