|
Yirminci yüzyıl Osmanlı-Türk Edebiyatının belli başlı edipleri Cumhuriyet
Devrinde yaşarlar. Bu asrın şiirle uğraşan tek padişahı Sultan Beşinci Mehmed Reşâd’dır. Asra
girerken Fecr-i Âtî Edebî zümresiyle karşılaşılır. Bu zümre içinde Şehâbeddin
Süleyman (1885-1921), Tahsin Nâhid (1887-1918), Müfid Râtık (1887-1917), Emin
Bülend (1886-1942), İzzet Melih, Fazıl Ahmed Aykaç (1887-1967) ve M. Behçet
Yazar yer almışlardır. Bu asrın Millî Edebiyat cereyanı içinde Ömer Seyfeddin
(1884-1920), Ali Cânip Yöntem (1887-1976), Ziya Gökalp (1876-1924), Fuâd Köprülü
(1890-1966), Hamdullah Suphi (1886-1966) yer alırlar; sanatta ve şekilde
milliyetçiliğiyse Enis Behic (1891-1949), Halid Fahri (1891-1971), Orhan Seyfi
(1890-1972), Yusuf Ziya (1895-1967), Ali Mümtaz (1897-1967) devam ettirirler. Rızâ Tevfik (1869-1947), âşık tarzı
tesirlerle şiirler yazar.
Cumhuriyet devri içinde de yer alan, fakat herhangi bir zümreye bağlı olmayan
müstakil sanatkârların başında Mehmed Âkif (1873-1936), Ahmed Hâşim (1883-1933),
Yahya Kemâl (1884-1958), Yakub Kadri
Karaosmanoğlu (1889-1974), Refik Hâlid (1888-1965), Reşad Nuri Güntekin
(1889-1956), Faruk Nâfiz (1898-1973), Necib Fâzıl Kısakürek (1904-1983), Peyami
Safa (1899-1961) bulunmaktadır. Devrin kadın sanatkârları ise Güzide Sabri
Aygün, Şekûfe Nihal, Hâlide Nusret ve Hâlide Edip’tir.
Yedi yüz yıllık Osmanlı-Türk Edebiyatının bu şekilde çeşitli sahalarda ve
türlerde gelişmesi elbette, devletin sanata ve kültüre düşkün, ilim adamlarına
değer veren padişahların desteğiyle olmuştur. Zaten Osmanlı padişahlarının pek
çoğu şairdir. İkinci Murad
Han'dan başlamak üzere şiir, Osmanlı sarayında yerini almıştır. Osman Bey'den başlayarak şiir
söyleyen ve dîvân sahibi olan padişahları ayrıca zikretmek gerekir. Bunların
hepsi, klasik edebiyatımız içinde yer almışlardır. Bu bakımdan Klasik Türk
Edebiyatının, kendine has bir üslubu, üslupta şahsî olmayan geleneği,
şekilciliği, ölçüsü, nakilciliği ve edebî kaideleri vardır. Yeniliklere pek açık
olmayan, herkesi anlayışta ve zevkte birleştirmeye çalışan klasik edebiyatımızda
anlayış, görünüş ve zevkle, ölçü ve düzen mutlaka yer alır.
Klasik edebiyatımız, ortak mazmunlar ve şekiller dışına çıkmayarak hayatla
alâkasız gibi görünürse de, aslında çeşitli vadilerde verilen eserlerle
(şehrengîz, surnâme, hiciv vs.) hakiki Türk hayatını konu edinmiş ve yerli
mevzuları işlemiştir. Aslında divan vâdisinde şahsî görüşler, dar (klasik)
çerçeveler içinde işlendiğinden, klasizm içinde hususî bir romantizme açılır.
[ Geri Dön |
Okunma: 2210
|