|
12. OĞUZ'UN TOPLUM DÜZENİ "ZAMAN BİRİMLERİNE"
GÖRE
"Oğuz-Han'ın oğulları ile boylarının sayıları birer takvim rakamları
idiler":
Oğuz destanı,
eski Türk düşünce ve toplumunun, mantık üzerine kurulmuş düzenlerini göstermesi
bakımından, büyük bir öneme sahiptir. Eski Türkler, İranlılar veya Hintliler
gibi, hesapsız ve düzensiz düşünmüyorlardı. "Türk düşüncesinin her yönü,
matematik bir mantık üzerine kurulmuş ve bu, topluma da sıkı bir disiplin ile
benimsetilmişti". Oğuz Han'ın altı oğlu vardı. Göğün kızından doğan çocuklar
Boz-Ok bölümünü; yerin kızından doğanlar da, Üç-Ok bölümlerini meydana
getiriyorlardı. Bu yolla altı çocuk, ikiye bölünmüş ve üçlü bir düzen meydana
getirilmişti. Yani 12 saatin, 12 ayın ve hatta 12 burcun yarısı olan çocuklar,
yine bölümlere ayrılıyorlar ve takvim biriminin bir çeyreğini meydana
getiriyorlardı. Bütün rakamlar 12 ile 24 sayılarını bölen, birimler idiler.
Aslında eski Türklerde çoğu zaman bir sene 12 ay değil; 24 ay idi. Bu da ayın,
onbeş günlük devrelerine göre hesaplanıyordu. Nitekim Oğuz Han'ın da 24 torunu
vardı. Eski Çin takviminde üç, altı, on iki ve yirmi dört rakamları yalnız bir
zaman birimi olarak değil; aynı zamanda kutsal sayılar olarak da, büyük bir
öneme sahip idiler. Eski Çin'de, "zaman ve mekân birimleri", birbirine
uyduruluyor ve zamanla mekân arasında, bir birlik meydana getiriliyordu. 12 ay
ve 24 saat, Çin imparatorluğu içinde de, 12 eyâlet ile 24 vilâyetin meydana
gelmesini gerektiriyordu. Bunları söylemekle Türkler, Oğuz Kağan destanını, Çin
düşüncesine göre düzenlemişlerdir, demek istemiyoruz. Türklerin de kendilerine
göre bir takvimi vardı; Çinlilerin de. Aslında Türk takvimi, zaman zaman Çin'e
tesir etmiş ve Çin kültüründe de büyük bir önem kazanmıştı. Fakat mitoloji
tetkiklerinde, başlıca problemlerin daha iyi anlaşılabilmesi için, mukayeseli
araştırmalar yapmak ve örnekler vermek, çok faydaladır.
"Oğuz Han
destanındaki 'takvim rakamları', Türk devlet teşkilâtı ile ordu düzeninde de
görülüyordu":
Oğuz destanı,
yüzyıllar ve hatta binyıllar boyunca, Türk halkları tarafından söylenmiş ve
anlatılmış, uydurma bir masal değildi: "Onu meydana getiren düşünce düzeni,
yalnızca Türklerin gönüllerinde ve kalplerinde yaşamamış; aynı zamanda, topluma
düzen ve disiplin veren bir ilham kaynağı halinde devam etmişti". Meselâ Büyük
Hun imparatoru Mete'nin ordusu, 24 tümenden meydana geliyordu. Bu 24 tümen, 6
köşeye bağlı idi. Tıpkı Oğuz Han'ın 6 oğlu gibi. Bu 6 köşe de, ikiye
ayrılıyorlardı. "Sağ" ve "Sol" adlar ile, imparatorluğun "Doğu" ile "Batı"
yönlerini, aralarında bölmüş bulunuyorlardı. Atilla'nın Macaristanda büyük bir
imparatorluk kurması, düzenli ve disiplinli orduları ile dehşet vermesi,
Avrupalıların toplum düzenlerinde de, yeni yeni değişiklikler meydana
getirmişti. Birçok Cermenler, Atilla'nın emrinde çalışmışlar ve Atilla
Hunlarından, pek çok şey öğrenmişlerdi. Atilla, M.S. 450 de ölüp gitmişti. Fakat
O'nun adı, Cermen ve İskandinav efsanelerinden, yüzyıllar boyunca silinmemişti.
Hep, Atilla'nın harplerinden ve ordu düzeninden, bahsedilir olmuştu. Bu zaman
kadar "yüzlük", "binlik" ve "Onbinlik", ordu birimlerini bilmeyen Cermen'ler,
Atilla'nın ölümünden sonra, yalnız kendi ordularını değil; köy ve şehirlerini
bile, bu prensiplere göre düzenlediler. Atilla'nın ordularından bahseden
İskandinav efsaneleri, O'nun 24 tümeninden ve 6 ordusundan söz açıyorlardı.
Tıpkı Oğuz Han'ın 6 oğlu ve 24 torunu gibi, bütün bunlar bize gösteriyor ki,
"Oğuz Kağan destanı zihinlerde ve hayallerde yaratılmış bir hikâye değil; Türk
toplumunu anlatan ve yansıtan bilgiler idiler".
13. TÜRK DEVLETİ DÜNYA DEVLETİ İDİ
"Eski
Türkler yeryüzünü bir Türk devleti, Oğuz Kağanı da bütün insanlığın bir
hükümdarı olarak düşünüyorlardı":
Oğuz Han, 6
oğlunu toplamış ve onlara, birçok öğütler vermişti. Bundan sonra beyleri ile,
milletini de biraraya getirerek, büyük şölenler ile ziyaretler verdiğini de
görüyoruz. Eski Türk Kağanları, savaşlardan önce ve sonra bütün milleti toplar
ve onlara, büyük ziyaretler verirlerdi. Bu toplantılar aynı zamanda, birer
"kurultay" ve "danışma" toplantıları idiler. Uygurların Oğuz destanına göre,
Oğuz-Han konuşmağa başlamış ve kendi devletini tarif etmişti. O'na
göre:
"Yukarıda
gök, kendi devletinin bir çadırı gibi idi. Güneş de Oğuz-Kağan devletinin bir
bayrağı olacaktı". Zaten eski Göktürk yazıtları da öyle diyorlardı:
"Yukarıdaki mavi gök, aşağıdaki yağız yer yaratıldığında ikisi arasında da
insanoğlu yaratılmış insanoğlunun üzerine de, atalarımız Bumın-Kağan ile
İstemi-Kağan, Han olarak oturmuşlar". Göktürk devletini kuran Bumın ve
İstemi-Kağan, yalnızca Türk milletinin değil; gök ile yer arasında yaşayan,
bütün insanlığın hükümdarları idiler. Onlar, bu tahta Tanrı tarafından
oturtulmuş ve bütün yeryüzünü idare etme yarlığı da, yine Tanrı tarafından
onlara verilmişti. Bu fikir, Türklerin yalnızca devlet idare etme düşüncelerinde
değil; Türk dininin çok eski prensipleri içinde de bulunuyordu. Büyük Hun
Devleti ile, daha sonraki Türk devletlerinde, bu düşüncenin türlü ve sayısız
örneklerini bulabiliyoruz.
"Oğuz-Kağan'ın akınları, sonraki Türkler tarafından, kendi bilgilerine
göre, ilâve edilmiş bölümlerdi":
Şimdiye kadar
sözünü ettiğimiz konular, Oğuz-Kağan destanının esasını meydana getiren
bölümlerdi. Artık bundan sonra, Oğuz Han'ın akınlarından söz açılır ve nereleri
zaptettiği, geniş olarak anlatılmağa çalışılır. Uygurlar, Oğuz-Kağan'a, kendi
bildikleri memleketleri akınlar yaptırırlar ve oraları aldırırlardı. Uygurlar,
İran ve Hindistan bölgelerini çok iyi tanımıyorlardı. Güney Rusya Türkleri
hakkında da pek fazla bilgileri yoktu. Cengiz-Han imparatorluğu kurulunca, âdeta
bütün imparatorluk içinde, Oğuz-Kağan destanını yazmak ve söylemek bir moda
haline gelmişti. Bu sebeple, çok daha geniş ve büyük Oğuz-Kağan destanlarının
yazılmaya başlandıklarını görüyoruz. Cengiz-Han İmparatorluğu, Anadolu dahil,
Macaristan ovalarından Japonya'ya ve daha güneyde de, Endenozya'ya kadar
uzanıyordu. Bu sebeple, aynı çağda yaşayan Türkler ve İranlı yazarlar, bu
bölgeler hakkında, gayet geniş bilgilere sahip idiler. Bu çağda Oğuz-Han, artık
Cengiz-Han'ın yerine konmuştu. Cengiz-Han nerelere gidip, zaptetmiş ise,
Oğuz-Han'a da, O'nun gibi akınlar yaptırılmıştı. Cengiz-Han gençliğinde akıllı
bir eşkiyadan başka bir kimse değildi. Yol kesmek, haraç almak ve para toplamak,
O'nun en ileri gelen özelliklerinden biri idi. Bu sebeple geniş bölgeler elde
edip, büyük bir devlet kurduktan sonra, gençliğindeki haraç sistemini, yeni
imparatorluğuna da uygulamış ve buna göre, bir idare düzeni meydana getirmişti.
Cengiz-Han herşeyden önce, bir memleketin vergilerinin toplanmasına önem verir
ve memurlarını, bu amaca uygun olarak tayin ederdi. Cengiz-Han çağındaki
Oğuz-Kağan destanlarında artık Oğuz Kağan değişmişti. Zaptettiği yerlere vergi
memurları gönderiyor ve alınan vergileri de, tıpkı Cengiz-Han gibi, gözden
geçiriyordu. Aslında ise, eski Türk devletlerinin teşkilâtı ile, Cengiz-Han'ın
kurduğu bu yeni düzen arasında, büyük ayrılıklar vardı. Hiç şüphe yok ki, eski
Türk Kağanları da, zaptettikleri yeni memleketlerden gelecek vergilere, büyük
önem veriyorlardı. Fakat devletin idaresinde, hakim olan tek ve en önemli
prensip, vergi toplamak değildi. Nitekim Uygurların Oğuz-Kağan destanı daha çok
eski Türk devlet teşkilâtını andıran bir şekilde konuşuyor ve eski Türk
kağanlarının, gerçek düşüncelerini yansıtıyordu.
Önceki
Sayfa - Sonraki
Sayfa
[ Geri Dön |
Okunma: 7598
|