Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez!
Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!...

Hüseyin Nihâl Atsız

 
Ana Kategorilerimiz
Tüm Kategorilerimiz
Bağlantılar
 
 
Tahrir
 

Türk Tarihi ile ilgili Kavramlar >> Tahrir

Osmanlı Devletinde toprağın mülkiyet ve tasarruf hukûkunun, reâyânın yükümlülüklerinin ve vergi cins ve miktarlarının belli usûl ve kâidelere göre tesbit ve kaydedilmesi.

Arâzi tahrirleri Osmanlılardan evvelki Türk-İslâm devletlerinde de yapılmıştır. Araplar Mısır’da ve İspanya’da; Selçuklular İran’da; İlhanlılar Hint’te nüfus ve arâzi tahrirleri yaptırmışlardır. Osmanlılarsa bu tahrir şeklini mükemmel bir hâle getirerek imparatorluk bünyesindeki geniş memleketlerde tatbik edip, Osmanlı mâlî-idârî sisteminin esâsı hâline getirmişlerdir.

Osmanlı idâresine geçen bölgeler, nizâm ve teşkilât içerisinde, tımar sisteminin gereği olarak, gelir kaynaklarının tespiti maksadıyla tahrîre tâbi tutulurdu. Tahrir esnâsında, Osmanlı Devletindeki yerleşme merkezleri (şehir, kasaba, köy, mezra ve çiftlik) ve buralarda yaşayan, vergi vermekle mükellef evli veya bekar şahısların tek tek isimleri, yetiştirilen mahsûller ve bunlardan alınan vergiler, meslek grupları vs. ayrı ayrı yazılırdı.

Fethi müteâkip yapılan ilk tahrirden sonra, zaman zaman yeni bir pâdişâhın tahta çıkması, umûmî olarak meydana gelen değişiklikler, vergi gelirlerinin herhangi bir sûrette artmış veya eksilmiş görünmesi ve defter hârici kalmış yerlerin deftere sokulması gibi muhtelif sebeplerle tahrirler yenilenirdi. Pâdişâhların uzun süre tahtta kalma dönemlerindeyse, bu tahrirlerin 30 yılda bir tekrarlanmaları kânundu.

Arâzi tahriri işinin sorumluluğunu üstlenen kişiye; emîn, mübâşir, muharrir, il yazıcısı, vilâyet kâtibi gibi isimler veriliyordu. Tahrirlerin; rüşvet ve suistimâle meydan vermeden kemâl-i adâlet üzere yürütülmesi için bu mesûliyetli işe umûmiyetle tecrübe ve bilgi sâhibi nüfûzlu beyler veya kâdılar tâyin olunuyordu. Her emînin yanında defterin yazılması ve tanzîmini üzerine alan, işin tekniğini iyi bilen bir de kâtip bulunmaktaydı. Ayrıca tahrir işlemi her bölgenin kâdısının da murâkabesi altında yürütülmekteydi.

Tahrir emîni, bölgenin eski defterleriyle muhtemelen bir önceki tahrirden beri, tımar sâhiplerinin vaziyetlerinde ve gelirlerinde meydana gelmiş değişiklikleri gösteren bir icmâl defterini, yanında bulundurur ve ona göre tahrire başlardı. Her yeni tahrir bir takım yolsuzlukları meydana çıkardığı gibi, ormanlık yerlerden açılan arâzinin işletilmesi ve evvelce istifâde edilmeyen yerlerin işler hâle getirilmesi dolayısıyla istihsal miktarı artmış olurdu.

Tahrir tamamlandıktan sonra, timarların yeni vaziyetini aksettiren timar icmâl defterleri hazırlanır, ayrıca o bölgenin bütün teferruâtını belirten mufassal defterler temize çekilerek pâdişâh katına sunulurdu.

Bu yeni tahrir defterine Nişancı tarafından hükümdârın tuğrası konulduktan sonra, bir sûreti Defterhâne hazînesinde Defter emini nezâretinde saklanır, bir sûreti âit olduğu vilâyetlere gönderilir ve yeni tahrir mûcibince hareket edilmesi emrolunurdu. Beylerbeyleri de yeni tahrir üzerine sipâhîlere dirlik tezkireleri verirdi. Yeni teşkil edilen deftere “cedîd”, eskisine “atîk”, daha eskisine “köhne” denirdi.

Bir bölgenin tahriri oranın yalnızca has, zeâmet ve timar gelirlerinin tespitinden ibâret değildi. Bunun yanısıra bölgedeki evkafın, konar-göçer teşekküllerin, piyâde ve müsellemlerin ayrı ayrı tahrirleri yapılır ve bunlara âit müstakil defterler de hazırlanırdı. Bu deftere köylerdeki reâyâ ile kasaba ve şehir halkı isimleriyle kalem kalem yazılmayarak, sâdece dirlik sâhiplerinin adları ve gelirleri toplu olarak kaydedilirdi.

Tahrir usûlünün 16. yüzyılın sonuna kadar muntazam bir şekilde devâm ettiği, 17. yüzyıl ortalarından îtibârense çeşitli iç ve dış meseleler yüzünden yavaş yavaş terk olunduğu anlaşılmaktadır. Bugün elde mevcut bulunan tahrir defterlerinden binlercesi İstanbul’da Osmanlı Arşiviyle Ankara’da Tapu-Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-i Kadime Arşivinde bulunmaktadır. Bu defterler sâyesinde bugün, üç kıtaya yayılmış bulunan, koca Osmanlı Devletinin bir işbaşı manzarasını görmek mümkün olmaktadır. Gerçekten de; bundan dört-beş yüz sene evvel Türkiye’nin her köşesinde mevcut sipâhiyle toprağa bağlanmış köylüyü, devleti bir ucundan diğerine kat ederek geniş ölçüde münâsebet temin eden yollar boyunca derbent bekleyen, yol ve köprü tâmir eden ve kervansaraylara hizmet eden insanları, mâdenci, güherçileci, şapcı, tuzcu ve yağcı gibi türlü mükellefiyetleri olan halkı ve nihâyet her türlü baç ve rüsûm toplanan geçit, pazar ve gümrük mahallerini yerli yerinde ve vazîfe başında görmek, imparatorluk denilen bu muazzam makinenin çarklarının nasıl işlediğini anlamak bakımından çok önemlidir.






[ Geri Dön |

Okunma: 1391

 
     
  Copyright 2004 - 2006 © www.turktarih.net
Site tamamıyla bağımsız olup; hiçbir siyasi kurum ya da kuruluşla ilgisi bulunmamaktadır.
İsmail İpek
turktarih@turktarih.net
 
     
   
     
  This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-Share Alike 2.5 License.
BAZI HAKLARI SAKLIDIR: İçerik Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivs 2.5 ile lisanslanmıştır. İçeriğin TurkTarih.Net tarafından üretilmiş kısmı, atıfta bulunularak, ticari çalışmalar haricinde, değiştirilmeden dağıtılabilir ve kullanılabilir. İçeriği forumlarda yada kendi sitenizde kullanırken, alıntının en altında konunun orijinaline link vermeyi unutmayın.
(CC) 2004 TurkTarih.Net
 
     
© turktarih.net-org &

Bu sitenin yapımı ve teknik işleri HTBilgi Bilişim Net Hizmetleri tarafından yapılmaktadır.
Tasarım: Volkan