|
ve On dördüncü yüzyılın ikinci yarısından itibâren güçlenen ve teşkilâtlanmaya
devam eden Osmanlı Devleti,
devlete karşı güç meydana getirebilecek insan topluluklarını belli gâyeler
etrafında toplayarak, çeşitli cemiyetler kurdu. İsmi cemiyet olmasa da bir esnaf
birliği olan Ahîlik Teşkilâtı, bunlardan ilki olarak
düşünülebilir. Aynı gâye etrafında bir araya gelen insanlarla devlet arasında
anlaşmayı sağlayan kethüdâlar, devlet tarafından; kethüdâdan sonra gelen
yiğitbaşı ise, esnaf veya cemiyet üyeleri tarafından seçildi. Cemiyet üyelerinin
dilekleri yiğitbaşı tarafından kethüdâya, kethüdâ aracılığı ile de saraya
iletiliyordu. Kuruluşyükseliş devirlerinde, devlet ile
cemiyetlerin münasebetleri, gayet sağlıklı bir şekilde yürüdü. İslâmiyet'in
birlik ve dayanışmayı emretmesi sebebiyle çeşitli unsurların birlik ve
beraberlik içinde yaşadığı Osmanlı Devletinin, Hıristiyan Avrupa ile kültürel
münasebetlerin başlatıldığı 17 ve 18. yüzyıllarda, Avrupa’da meydana gelen bazı
değişiklikler Osmanlı Devletine de tesir etmeye başladı.
Fransız ihtilâlinin sancılarının çekildiği dönemde Avrupa’da birçok cemiyet
ortaya çıktı. Hızlı olarak kurulup gelişen mason cemiyetleri, toplumun geniş
kitlelerini etkilemeye başladı. Bulunduğu çağda medeniyetin zirvesine ulaşmış
olan Osmanlı Devletini yıkmaya çalışan masonlar ile birlikte hareket eden diğer
azınlıklar ve yerli ihanet şebekeleri, Osmanlı ülkesinde de çeşitli adlarla
cemiyetler kurmaya başladılar. Daha çok devlete karşı kitlelerin haklarını
savunmak maksadı görünümüyle kurulan bu cemiyetler, toplumda nifak tohumları
ekmeye başladı. Avrupa’ya tahsil için gönderilen bazı kimseler de bu cemiyetlere
üye olarak veya aynı gâye ile yeni cemiyetler kurarak Osmanlı Devleti aleyhinde
çalışmaya başladılar. Osmanlı Devletini güçlendiren Yeniçeri Ocağı'nın mânevî güç kaynağı olan
ve büyük velî Hâcı Bektaş-ı Velî tarafından
kurulan Bektâşîlik tarîkatı, bu çeşit bozuk fikirli kimseler tarafından ele
geçirildi. Hurûfî denilen kimseler, Bektâşî tarîkatının asıl temizliğini
bozdular. Nihâyet Avrupa’daki mason cemiyetleriyle irtibatlı olan, İslâmiyet'in
emirlerine ters fikirler ileri süren sahte Bektâşîler, yeniçeri üzerinde etkili
oldular. Masonluğa paralel olarak 18. yüzyılın sonlarında, sapık Bektâşîlik de
büyük bir gelişme gösterdi. İkide bir başkaldıran ve halkın huzurunu bozan
Yeniçeri Ocağı, 19. yüzyılın ilk yarısında kaldırılınca, Bektâşî tekkeleri de
kapatıldı. Bu arada mevcut ilmî gelişmeleri takip etmek gâyesiyle cemiyetler
kuruldu. On dokuzuncu yüzyılın başında İsmâil Ferrûh Efendinin başkanlığında
kurulan ve 1826’da İkinci Mahmud
Han tarafından Yeniçeri Ocağı ve Bektâşî tekkeleriyle birlikte kapatılan
Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyesi bunlardandır. Sultan İkinci Mahmud Hanın vefatından
sonra yeniden ortaya çıkan Bektâşîlik, Avrupa’daki mason cemiyetleriyle
işbirliği yaptı. Avrupa’ya tahsil için giderek Avrupâî fikirlerin tesirinde
kalan ve aydın geçinen kimseler tarafından gizlice kurulan çeşitli cemiyetler
de, yaptıkları çalışmalarla Osmanlı Devletinin, padişahın ve Bâbıâlî hükümetlerinin aleyhinde bulundular.
Bu arada tarîkat veya esnaf cemiyeti türünde olmayan, değişik adlarda
dernekler de kuruldu. Münif Paşa'nın
önderliğinde Avrupa’da tahsil görmüş sözde aydın bir kısım kimseler tarafından,
İngiltere’deki Royal Society ile 1859’da İskenderiye’de açılan Mısır Enstitüsünü
örnek alarak kurulan ve 1882 yılında zararlı yayınlarından dolayı kapatılan
Mecmûa-i Fünûn dergisini yayınlayan Cemiyet-i İlmiye-i Osmânîye,
bu derneklerin başında yer alır. Ayrıca daha çok üyelerin ödediği âidâtlarla
yaşayan, batıda benzerlerine rastlanan, ana maksatları siyâsî olan cemiyetler
kuruldu. Bunların çoğu, Osmanlı Devletini parçalamak için gayrimüslim ve Türk
olmayan kimseler tarafından kurulan gizli siyâsî cemiyetlerdi.
1865’te İstanbul’da Belgrad Ormanlarında gizlice yapılan bir toplantı,
Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin ilk kuruluş teşebbüsü sayılabilir. Bu
teşebbüsün Bâbıâli hükümetince öğrenilmesi üzerine, cemiyetin başında bulunanlar
Avrupa’ya kaçtılar ve İtalyan Carbonari (Karbonari) Teşkilâtını model alarak
1868’de Pâris’te Yeni Osmanlılar
Cemiyetini kurdular.
Önce Eyüp Medresesinde gizlice toplanan ve Fransızca olan tıp terimlerinin
Türkçeleştirilmesi (Osmanlılaştırılması) için 1865’te kurulan Cemiyet-i
Tıbbiye-i Osmâniye, yarı resmî özellikte olan Cemiyet-i İlmiye-i
Osmâniye, Dârüşşafaka kurumunu meydana getiren
Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye cemiyetleri izinle kurulmuşlardı. Böylece
Tanzimat döneminde, cemiyet kurmakla
ilgili kanunî düzenleme olmasa bile örfî olarak izne bağlanmış oluyordu. Sultan İkinci Abdülhamid
Han'ın padişah olmasından sonra îlân edilen Meşrûtiyet'in ilk zamanlarında, cemiyet
kurma alışkanlığı yavaş yavaş yerleşmeye başladı. 1876’da yürürlüğe giren Kanun-u Esasî'de de cemiyetler için bir
kânûnî düzenleme getirilmedi. Bu durum cemiyetlere karşı îtimâdı sarsıyordu.
Resmî vazifeli kurullar, cemiyet adıyla adlandırılabildiği gibi (meselâ Mecelle Cemiyeti), bazen de genel kurul
karşılığında cemiyet terimi kullanıldı. Cemiyet kelimesinin cezâ hukûkuna göre
yasaklık arz etmesi sebebiyle, Encümen-i Dâniş ve
Encümen terimlerinin kullanıldığı da oldu. Bu dönemde cemiyet adıyla kurulan
kuruluşların sayısı da sınırlıydı. Cemiyet-i Tedrîsiyye-i Hayriye ve
Dârüşşafaka cemiyetine benzer bir cemiyet de bunlardandı. Hayırlı işler
için hükümetten izin alınarak kurulan bu cemiyetlerin yanında, dış destekli
gizli ve siyâsî cemiyetler eskisinden daha çok ve güçlü olarak kuruldu.
İstanbul’da Mercan Lisesi öğrencileri tarafından 1904 yılında kurulan
Cemiyet-i İnkılâbiye bunlardandır. Bu cemiyet, 1876 Kânûn-i Esâsîsini
yeniden yürürlüğe koymak için hücreler biçiminde teşkilâtlanarak, Avrupa’daki Jön Türkler (Yeni Osmanlılar) ile irtibat
kurup, gönderdikleri yayınları gizlice dağıtıyordu.
Bu siyâsî cemiyetlerden olan, İtalyan Carbonari Teşkilâtını ve
masonluk teşkilâtlarını örnek olarak alan İttihat ve
Terakki Cemiyeti, Osmanlı ülkesinin çeşitli yerlerinde şûbeler açtı. Bâbıâli Baskını olarak bilinen bir
darbeyle, idâreye hâkim olduğu 1913 yılına kadar cemiyet olarak varlığını
sürdüren İttihat ve Terakki, bu târihten îtibâren meclis grubuna fırka, yâni
parti olarak girdi. İkinci Meşrûtiyetin îlânından sonra meydana gelen serbestlik
havasından istifâde eden pek çok gayrimüslim ve Türk olmayan unsurlarla, Türk
olup da Osmanlı Devletinin aleyhinde faaliyet gösteren kimseler tarafından
kurulan cemiyetlerle birlikte, bâzı hayır cemiyetleri de kuruldu. 29 Temmuz
1908’de kurulan Osmanlı Uhuvvet Cemiyeti, 8 Ağustos 1908’de kurulan
Osmanlı Hukuk Cemiyeti, Osmanlı Mühendis ve Mîmârları Cemiyeti,
Arap asıllı Osmanlıların kurduğu Uhuvvet-i Arabiyye-i Osmâniye Cemiyeti,
Fedâkarân-ı Millet Cemiyeti, Arnavud Başkım Kulübü, Cemiyet-i Milliye-i
Nâciye, İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti bu dönemde kurulan cemiyetlerden
bâzılarıdır.
Kurulan bu cemiyetlerden çoğu siyâsî ve yıkıcı maksatlıydı. Böylece siyâset,
ordu ve okullara kadar yayıldı. İlk günlerde cemiyetlerin kuruluşuna karşı
çıkamayan İttihat ve Terakki tarafından, 3 Ağustos 1909’da Cemiyetler Kânûnu
çıkarıldı. O zamâna kadar örf ile kurulmasına izin verilen cemiyetler, kânunla
kurulabilecekti. 8 Ağustos 1909’da, 1876 Anayasası’na eklenen 120. maddeyle
Osmanlıların, hakk-ı içtimâ’a mâlik oldukları belirtildi. Bu düzenlemeye göre
bölücü ve ahlâka aykırı cemiyet kurulması yasaklanıyordu. Yine bu düzenlemeye
göre cemiyet kurmak için izin almaya gerek görülmüyor, fakat kurulduktan sonra
hükümete bildirilmesi emrediliyordu. Bu cemiyetlere üye olabilmek için 21
yaşında olmak gerekiyordu, yıllık âidat miktarı ise yirmi dört altını
geçmiyordu. 1901 Fransız Cemiyetler Kânunu örnek alınarak hazırlanan bu kânuna
göre, cemiyetlerin gayrimenkul mal edinebilme hakları sınırlı tutuluyordu. Bu
konuda yabancı derneklerle ilgili herhangi bir hüküm yer almıyordu. Kapitülasyonlar ve mason
teşkilâtlarının, İttihat ve Terakki karşısındaki özel durumları nazarı îtibâra
alındığı için, böyle bir düzenlemeye gerek duyulmamıştı.
Gizli ve bölücü maksatlar taşıyan kimseler, 1909 kânununa uygun bir gâyeyi
perde edinerek teşkilâtlandılar. Cemiyetler Kânunundan altı ay kadar sonra
çıkarılan esnaf cemiyetleri hakkında tâlimâtla, kendine has bâzı geleneklere
göre idâre edilen esnaf teşkilâtları, İttihat ve Terakkinin vesâyeti altına
alınmaya çalışıldı. Verilen tâlimâta göre eskiden beri devâm eden esnâf
kethüdâlıkları kaldırılıyor, her esnafın ayrı bir cemiyet kurabileceği hükme
bağlanıyordu. Şehremâneti (belediye) denetiminde
olan ve cemiyet adıyla anılan bu cemiyetler bugünkü odaların bir benzeriydi.
Bu dönemde, Donanma-i Osmânî, Muâvenet-i Milliye Cemiyeti gibi
devletin ön ayak olması ile bâzı özel yapıda dernekler de kuruldu. 1912’de
memur, müstahdem ve öğretmenlerin, fırka ve siyâsî cemiyetlere girmesini
yasaklayan bir irâde yayınlandı. Bu özel durumlardaki cemiyetlerden birisi de
pâdişâhın himâyesinde ve velîahtın fahrî başkanlığında kurulan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti idi. İttihat ve Terakki bu
özel kuruluşlu cemiyetler üzerinde de bir tür vesâyet kurmak istedi.
1914’te özel bir cemiyet türü olarak Osmanlı Güç Cemiyetleri
kuruldu. Resmî mektep ve medreseler ile sâir resmî
müesseselerde mecbûrî olarak güç dernekleri kurulur hükmüne uyarak izcilik
cemiyetlerinin, Osmanlı Güç derneklerinin hazırlık şubesini meydana getirmeleri
öngörüldü. 1916’da Genç Dernekleri hakkında Kânûn-i Muvakkat çıkarılarak Güç
Dernekleri Nizamnâmesi ilgâ edildi. Güç Dernekleri yerine Genç
Dernekleri kuruldu. Harbiye
Nezareti'nin emir ve müsaadesine bağlı olan bu dernekler, Gürbüz
Derneği ve Dinç Derneği olmak üzere iki kısma ayrıldı. 12-17
yaşındaki gençler Gürbüz Derneğine; daha yukarı yaştakiler, Dinç Derneğine üye
oldu. Derneklere girmek ve tâlimlere katılmak mecbûrî olup, bu mecbûriyet silâh
altına alınıncaya kadar sürüyordu. Bunlar, daha çok cemiyet olmaktan ziyâde,
Birinci Dünya Savaşı şartları içinde cephelere asker yetiştirebilme gâyesini
taşıyordu.
1919’da Birinci Dünya Savaşı yenilgisi şartları içinde Müdâfaa-i Milliye
Cemiyeti’nin Harbiye Nezâretine ve Donanma-i Osmânî Cemiyetinin Bahriye
Nezâretine katılmasına dâir bir hükümet karârı çıkarılarak, Damad Ferit Paşa'nın sadrazamlığı sırasında bu cemiyetler de feshedilip
mallarının Hazîne-i Mâliyeye devredilmesi kararlaştırıldı.
Bu dönemin sonlarında kurulan önemli bir cemiyet de mason teşkilâtının ön
ayak olmasıyla tesis edilen Himâye-i Etfâl Cemiyetidir. Mütâreke döneminde Anadolu ile irtibâtı
kalmayan ve kapanan bu cemiyet, 30 Haziran 1921’de Ankara’da yeniden
kurulmuştur.
Mütâreke döneminde bölücü ve yabancılara yaranma gâyesiyle kurulan çeşitli
cemiyetler yanında, Anadolu’daki Millî Mücâdele hareketine yardımcı olmak
gâyesiyle de cemiyetler kuruldu. 1919’da bu millî dernekleri birleştirme
gâyesiyle kurulan Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti 1923 yılında
siyâsî partiye dönüşerek Cumhuriyet Halk Partisinin temelini meydana getirdi.
1909 senesinde çıkarılan Cemiyetler Kânunu, 28 Haziran 1938 târihli Cemiyetler
Kânununun yayınına kadar yürürlükte kaldı.
Osmanlı Devleti'nin
kuruluşundan beri çeşitli gâyelerle kurulan ve çeşitli adlarla faaliyet gösteren
cemiyetler, daha çok 19 ve 20. yüzyılda toplum ve devlet hayatı üzerinde etkili
oldular.
19. yüzyılın ilk yarısından itibâren Osmanlı ülkesinde faaliyet göstermeye
başlayan masonlar çeşitli yerlerde localar açarak faaliyetlerini
yaygınlaştırdılar. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamânında ise sıkı tâkibâta
uğradılar. Fakat bunlar daha çok yabancı uyruklu kimseler olup, ticârî alanda
pay kapma ve kapitülasyonları kendi menfâatlerine kullanma çalışmaları yaptılar.
Hürriyetçi ve Meşrûtiyetçi akımların savunucusu iddiâsıyla ortaya çıkan Tanzimât
ricâlinin çoğu mason oldu. Yeni Osmanlılar ve Birinci Meşrûtiyetin ileri
gelenleri, siyâsî eğilimlerini localarda geliştirdiler. Mason locaları, çeşitli
siyâsî cemiyetlerin fikrî ve hareket programlarına modellik ettiler.
İstanbul’daki ilk localar, İngilizlerle irtibatlı kuruldu. Fransız bağlantısında
ise, ikisi Abdülmecid Han
zamânında, ikisi de Abdülaziz
Han zamânında olmak üzere 1908’e kadar dört loca kuruldu. Dördü de
Pâris’teki Grand Orient (Maşrık-ı Âzam/Yüce Doğu) merkez locasına
bağlıydılar. Bu devirden sonra üyeleri arasına Türk ve Müslüman kimseleri de
alan localar, bu üyeleri vâsıtasıyla Sultan İkinci Abdülhamid Han'ı
tahttan indirmek için çeşitli plânlar uyguladılar. İstanbul’dan başka Anadolu ve
Rumeli’nin çeşitli yerlerinde de localar açıldı. Rumeli’de açılan locaların
büyük bir bölümü Selânik’te bulunuyordu. Bu localardan, İtalyan bağlantılı
Makedonya-Risorta ve Fransız bağlantısındaki Veritas locaları, Osmanlı Hürriyet
Cemiyetinin beşiği oldular.
İkinci Meşrûtiyetin îlânı, masonluk hareketine yeni bir hız getirdi.
Locaların sayısı arttı. 1909 yılında Maşrık-i Âzam-ı Osmânî locası kuruldu. Bu
locaya, eski masonlardan Talat Bey (Paşa),
Mehmed Ali (Baba) Bey, Süleymân Fâik Paşa ve Câvit Bey üstâd-ı âzam (yüce üstat)
seçildiler.
Umûmiyetle 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başında cemiyet adıyla
kurulan cemiyetlerden bâzıları şu şekilde kısımlara ayrıldılar:
A- Osmanlıcılık gâyesiyle kurulan sosyal ve siyâsî cemiyetler:
1) Meşrûtiyet-i Osmâniye Kulübü: (1908). Kurulan muhtelif cemiyetlerdendir.
2) Nesl-i Cedîd Kulübü (1908). 3) Kürt Dernekleri.
B- Türk milliyetçiliğine bağlı olarak kurulan cemiyetler:
1908’den sonra yayılan ve siyâsî hayatta etkili olan Türkçü-Milliyetçi fikirler,
faaliyetlerini çeşitli cemiyetler vâsıtasıyla sürdürdüler.
1) Türk Derneği (1908). 2) Türk Yurdu Cemiyeti (1911). 3) Teâvün-i İctimâî
Cemiyeti (1911). 4) Türk Ocağı (1912). 5) İstihlâk-i
Millî Cemiyeti (1912). 6) Millî Türk Cemiyeti (1914).
C- Paramiliter cemiyetler:
1) Müdâfâa-i Milliye Cemiyeti (1914). 2) Türk Gücü Cemiyeti (1913). 3)
Osmanlı Güç Dernekleri (1914). 4) Genç Dernekleri (1916).
D- Kültürel cemiyetler:
Millî Tâlim ve Terbiye Cemiyeti (1916).
E- Matbûât cemiyetleri:
Meşrûtiyet döneminde çeşitli matbûât cemiyetleri de kuruldu:
1) Cemiyet-i Matbûât-i Osmâniye (1908). 2) Osmanlı Matbûât Cemiyeti (1917).
F- Esnaf cemiyetleri:
İttihat ve Terakki'nin himâyesi altında 1913
yılından îtibâren esnafın teşkilâtlanmasına yönelik bâzı cemiyetler de kuruldu.
Bu cemiyetlerin kurucuları ve isimleri hakkında fazla bilgi mevcut değildir.
Zirâat, Debbağ (Dericiler), Bahçıvanlar, Yapıcılar esnafı cemiyetleri bunlardan
bâzılarıdır.
G- Osmanlı ülkesinde kurulan ayrılıkçı cemiyetler:
Osmanlı Devletini parçalamak gâyesiyle daha önce gizli olarak kurulmuş olan
cemiyetlerin bir çoğu Tanzimâtın îlânından sonra açığa çıktı. Osmanlı Devletini
parçalamak ve yıkmak gâyesini dolaylı olarak açığa koyan Hıristiyan Avrupa
devletleri (İngiltere, Fransa vb.) ve çarlık Rusya’sı, Osmanlı Devletinin
hâkimiyeti altındaki gayrimüslim ve Türk olmayan unsurları kışkırttılar. Ortaya
çıkardıkları kavmiyetçi akımları desteklediler. Osmanlı Devletini yıkmak ve
Sultan İkinci Abdülhamid Hanı devirmek için kurulan Jön Türkler de kavmiyetçilik
akımını savunarak, bu hareketleri tahrik ettiler.
Balkanlarda yaşayan; Arnavut, Yunan, Bulgar, Sırp, Rumen ve diğer kavimler,
bağımsız devletler kurmak maksadıyla Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler.
Hıristiyan Avrupa devletleri ve Çarlık Rusyası’nın teşvik ve desteğiyle çeşitli
ayrılıkçı cemiyetler kuruldu.
1. Yunanlılar ve Rumlar tarafından kurulan cemiyetler: İlk Yunan
cemiyeti olan Etniki Eterya, 1814’te Ksantos tarafından kurulduysa da asıl
idârecisi Çar’ın yâverlerinden Kondt Kapadistriya idi. Kilisenin, fikir
adamlarının ve şâirlerin çalışmalarıyla kısa zamanda teşkîlâtlanan bu cemiyet,
Helenizmin tek temsilcisi sayıldı. İlk zamanlar gizli çalışan cemiyet, sonradan
resmen yardımlaşma kuruluşu hüviyetinde ortaya çıktı. Bu cemiyetin en büyük
destekçisi, İstanbul’da Fener Patrikhânesi idi. Helenist ideoloji, Enosis
terimleriyle sembolleştirildi. Osmanlı ülkesindeki Akdeniz ve Karadeniz
Rumlarını Yunanistan’a katarak Büyük Yunanistan’ı kurmak ve İstanbul
(Konstantinopolis)u da içine alan megola idea (megali idea) denilen gâyesini
tahakkuk ettirmek için tek yetkili organ Etniki Eterya Cemiyeti kabul edildi.
1876’da îlân edilen Birinci ve 1908’de ilân edilen İkinci Meşrûtiyetten sonra
toplanan Osmanlı Meclis-i Mebûsânında yirmiye yakın Rum üye de Etniki Eteryanın
fikir savunuculuğunu yaptı. 1909 yılında Yunan ordusunu temsilen kurulan askerî
birlik, bir çok faaliyetlerde bulundu.
İkinci Meşrûtiyetten sonra Yunanlılar ve Rumlar, başka cemiyetler de kurarak
gâyelerine ulaşmaya çalıştılar. 1908’de Rum Meşrûtiyet Kulüpleri adlı cemiyetler
kurdular. Bu arada bir ihtilâl cemiyeti hâline gelen Etniki Eterya, çeşitli
şiddet ve terör hareketlerine girişti. Müslüman Türklere çeşitli zulüm ve
işkenceler yaptı. 1909 yılında Edirne-Uzunköprü’de Adelfia adlı bir ihtilâl
cemiyeti de kuruldu. Rum Uhuvvet-i İlimperverâne Agâyî, Rum Uhuvvet-i
İlimperverâne İrinî, Rum Maârifperver cemiyetleri de bu dönemde kuruldu.
2. Bulgar ve Makedonya cemiyetleri: Bulgarlar ve Makedonyalılar da
Osmanlı Devletine karşı çeşitli komite ve çeteler kurdular. Makedonya-Edirne
İhtilâlci İç Cemiyeti (V.M.R.O.) bu komitelerin en önemlisidir. 1903 yılındaki
İllinden İsyânını plânlayan ve mahallî şûbeleri ile geniş bir teşkilâta sâhib
olan bu cemiyet, daha çok plânlayıcı mâhiyettedir. Bu komitenin yaptığı plânları
uygulayan 10-15 kişilik çeteler; sûikast, bombalama, sabotajlar yaparak
Müslüman-Türklere çok zulmettiler. Bu çetelerin önemlilerinden birisi Sandanski
çetesidir.
Berlin Antlaşması ile Sırp, Karadağ ve Romenlerin bağımsızlığı tanınmıştı.
Bulgar, Arnavut ve Makedonyalılar ise, Osmanlı ülkesi içindeki yerlerini
koruduklarından, 1878’den sonra komitacılık ve çeteciliğe devâm ettiler.
Makedonyalılar, 1893’de Selânik’te Bulgarca, Viteşna Makedonska-i Odrinska
Revolütsionna Organizatsiya kelimelerinin baş harflerinden meydana gelen,
V.M.R.O. Cemiyetini kurdular. Gizli bir cemiyet olan bu teşkilât, bağımsız bir
Makedonya kurmak için çalıştı. Bu cemiyet Makedonya’yı; Selanik, Manastır,
Serez, Drama, Usturumca, Melnik ve Edirne olmak üzere sekiz ihtilâl sancağına,
her sancağı da ikişer kazâyı ayırdı. Her sancak ve kazâda mahallî birer komite
kurdu. Ayrıca her sancakta maddî durumu, kongreye delege seçimini, esirleri,
Osmanlı memurlarını gözetlemek ve denetlemekle vazifeli üçer kişilik denetim
kurulları vazifelendirildi. 1898’de başlayan çete savaşı, 1902 yılı boyunca 1903
Ağustosuna kadar, Selânik Olaylarına ek olarak da seksen altı çete savaşı
yapıldı. Makedonya, terör hareketleriyle tamâmen sarsıldı. 2 Ağustos 1903 günü
Kruçevo Cumhûriyeti îlân edildi. On iki gün süren ve İllinden Olayı olarak
bilinen isyân hareketi, Osmanlı ordusu tarafından bastırıldı.
1878’de kurulan Bulgaristan Prensliği de çeşitli komiteler kurarak, Osmanlı
Devleti hâkimiyetinden kurtulmaya çalıştı. Hemen her köyde bir çete teşkil
edildi. Papazlar, subaylar, özellikle öğretmenler her yerde bir ihtilâlci odak
kurmaya çalıştılar. Ya istiklâl ya ölüm sloganıyla ortaya çıkan Bulgar komite ve
çeteleri, yerli halkı teşkilâtlandırdıkları gibi, Batı kamuoyunu da yanlarına
aldılar. Sofya’daki merkeze sıkı ve disiplinli bir şekilde bağlı olan komite ve
çeteler, kendilerine katılmayan ve Müslüman-Türk olan kimselere çok zulmettiler.
1908’den îtibâren Bulgar meşrûtiyet kulüpleri kuruldu. Aynı yıl kulüpler
kongresi Selânik’te toplandı ve hepsi de federatif bir yapı içinde düzenlendi.
Yaygın bir şekilde teşkilâtlanan bu kulüplerden, İstanbul’da da Derseâdet Bulgar
Meşrûtiyet Kulübü kuruldu. Tamâmen bölücü ve ihtilâlci bir teşkilât olan Bulgar
Meşrûtiyet Kulüpleri, aynı yıl içinde kurulan Bulgar Demokratik Kulüpleriyle
birleşerek Federalist Bulgar Fırkasını meydana getirdiler. İkinci Meşrûtiyetin
îlânından sonra açılan Osmanlı Mebûsân Meclisinde bulunan Bulgar asıllı veya
diğer Balkan kavimlerinden olan mebûslar da bu cemiyetlerin çalışmalarını
desteklediler. 1908-1913 yılları arasında çetecilik faaliyetleri çok yaygınlaştı
ve kânunla bile önlenemedi.
Sultan İkinci Abdülhamîd Hana karşı çalışan Pâris Jön Türkleri (Ahmed Rızâ
Bey grubu), Rumeli’de şûbeler açarak Bulgarların teşkilâtçılığını övüp
desteklediler. Daha sonra İttihat ve Terakkinin ileri gelenlerinden olan Niyâzi
ve Enver beyler de Makedonyalılar gibi çete faaliyetine gireşerek Sultan
Abdülhamîd Hana karşı çıktılar. Teşkilâtlarını, Balkan Bulgar çetelerini örnek
alarak kurdular.
3. Arnavutların kurduğu cemiyetler: Osmanlı Devletinden en son kopan
ve bağımsızlığına en geç ulaşan Arnavutluk’ta, 1908’den sonra isyân hareketleri
başgösterdi. Arnavutlar, ikinci Jön Türk hareketine içten katkıda bulundukları
gibi; kendi bünyelerinde de teşkilâtlandılar.
Geniş çaplı ilk isyân, 1910 yılı Nisanında başladı ve Malisörler tarafından
bir yıl sonra yeniden alevlendirildi. İttihat ve Terakki iktidârınca gönderilen
askerler ayaklanmayı şiddetle bastırma yoluna gitti. İttihatçılar tarafından
yerli halka karşı zulüm ve işkence yapıldı. Bu uygulama, Arnavutluk meselesini
daha da kızıştırdı. Pâdişâh Sultan Reşâd, bu hareketleri iyilikle bastırmak
istediyse de netîce alınamadı. Osmanlı ordusu içindeki parçalanmalar ve
İttihatçıların kötü uygulamaları ile ortaya çıkan iç karışıklıklar yüzünden Said
Paşa kabînesi dağıldı. İttihat ve Terakki iktidârdan uzaklaştı. Gâzi Ahmed
Muhtar Paşa hükûmeti, Arnavutların isteklerini kabul ederek umûmî af îlân etti.
Tam bu sırada Balkan Savaşı patlak verdi.
Arnavut cemiyetlerinin içinde en tanınmışı, 1908’de veya daha önce kurulduğu
kabul edilen Başkim Cemiyetidir. Arnavutluk’taki isyânları tertipleyen ve teşvik
eden bu cemiyetti. Cemiyetin yanında çeteler ve gizli ihtilâl cemiyetleri de
kuruldu. Balkan Savaşı, Arnavutluk meselesiye ilgili çözüme giden yolu kapadı.
Mütâreke döneminde de bâzı küçük ve etkisiz cemiyetler kuran Arnavutlar, konuyu
yeniden ele almaya çalıştılar.
4. Sırp cemiyetleri: Makedonya meselesiyle ilgili olarak Sırpların da
önemli bir yeri olmuştu. Balkan Yarımadasında ihtilâlci kaynaşmalara
Yunanlılardan önce başlayan Sırplar, çeteler kurarak Osmanlı Devletine ve
Müslüman-Türklere karşı çeşitli hareketlerde bulundular. 1878’den beri
teşkilâtlanan Sırplar, 1908 ve 1909 yıllarında kendi azınlık haklarını korumak
için millî teşkilâtlarını kurdular.
5. Mûsevîlerin kurduğu cemiyetler: Osmanlı Devletinde yaşayan
Yahûdîler, 19. yüzyılda kurulan beynelmilel siyonizmin teşkilâtlanması
doğrultusunda cemiyetler kurdular. Bunlar arasında Evrensel İsrâil Birliği
Yahûdî teşkilâtı, Alman Yahûdîleri Kurtuluş Birliği gelmektedir.
6. Ermeni cemiyetleri: Osmanlı Devletinin parçalanması ve yıkılması
için çalışan Ermeniler de çeşitli komite ve cemiyetler kurdular. Birçok Avrupa
devletleriyle Rusya’nın teşviki Osmanlı Devletine karşı çıkan Ermenilerde,
Erivan’dan Akdeniz’e kadar uzanacak bir Ermeni Devleti kurmak fikrini ortaya
çıkardı. Bunun için çeşitli komiteler ve çeteler kurarak kanlı terör ve tedhiş
hareketlerine giriştiler. Pekçok Müslüman-Türkü şehîd ettiler. Bulgarlar ve
Yunanlılarda olduğu gibi “Türk (Osmanlı) zulmü”, “Ermeni soykırımı” gibi
slogaları kullanarak mazlum bir unsur gibi görünmeye çalıştılar. Osmanlı
Devletinin içinde bulunduğu nâzik durumu fırsat bilerek, Rusya ile İngiltere’nin
teşvik ve desteğiyle dünyâ kamuoyunu ters yönde etkilemeye çalıştılar.
Kurdukları tedhiş komitelerinin en büyükleri; Armenaganlar, Hınçak ve
Taşnaksütyun’dur.
a) Armenaganlar Komitesi: 1882’de Van’da Mıgırdıç Portakalyan ekibi
tarafından kuruldu. İhtilâlci ve saldırgan bir ideolojiye sâhib olan bu komite,
memleket içinde ve dışında teşkilâtlandı. Van yöresinde hareketli olan komitenin
yurt dışında yayınlanan Armenia adlı bir gazetesi de vardı.
b) Hınçakyan Komitesi: 1887’de, Fransa’da tahsil yapan üniversiteli
gençler tarafından Cenevre’de kuruldu. Kurucularının hepsi Rus Ermenisi olan
komitenin temel ideolojisi, Marksizmdi. 1890’da Hınçakyan İhtilâl Partisi adını
aldı. İlk başta, İstanbul komite merkezi olarak kabul edildiyse de, sonradan
Londra’ya taşındı. Osmanlı ülkesi içinde gizlice ve geniş bir şekilde
teşkilâtlanan komite, Rus konsolosluklarından büyük destek gördü. 1890’da Ezurum
İsyânı, 1892-1893’te Merzifon-Yozgat-Kayseri olayları, 1895’te Birinci Sason
olayları, 1895’te Bâbıâli gösterileri, 1895’te Zeytun İsyânı bu komite
tarafından tertiplendi. Çeşitli eğilim ve görüşte olan Ermenileri bünyesinde
barındıran komite, 1896 Londra Kongresinde çıkan tartışmalar sonucu parçalandı.
Ayrılan bir grup, Reforme Hınçak Partisini kurdu. Bu dönemlerde Sultan İkinci
Abdülhamîd Hanın idâresine karşı çıkan Jön Türklerle de işbirliği yapan
Hınçakyan Komitesi, tertiplediği olaylarda pekçok Müslüman-Türkü katletti.
c) Taşnaksütyun Komitesi: Rusya (Kafkasya) Ermenilerini bir arada ve
federasyon hâlinde toplamak için 1890 yılında Tiflis’te kurulan bu komitenin
temel gâyesi, Hınçakyan Komitesini ikinci plâna atmaktı. Sosyalist olan veya
olmayan Ermenilerden meydana gelen bu komite, kısa zamanda parçalandı. Sosyalist
olmayanlar ayrılarak iki yeni komite kurdular. 1892’de toparlanmaya çalışan
Taşnaklar, Rus ihtilâlci teşkilâtı Narotnovels’i taklid ederek tamâmen sosyalist
bir program hazırladılar. Osmanlı, İran ve Rusya içinde teşkilâtlandılar. Merkez
olarak Tiflis seçildi. Tebriz’de bir silâh fabrikası kurularak çetelere silâh
dağıtıldı. Ermeni olmayan kimseleri de üyeliğe kabul eden komite, Kürtler
arasında propagandaya girişti. Kürt çeteleri, Makedonya komiteleri, Bulgar
santralistleri ve Pâris’teki Jön Türklerle anlaşmalar yaptı. Bu komite, Sultan
İkinci Abdülhamîd Han idâresine karşı Van İsyanını çıkardılar ve 1896’da Osmanlı
Bankasına saldırı, 1904’te İkinci Sason İsyânı, 1905’te Yıldız’da bomba suikastı
gibi hâdiseleri tertiplediler.
Ermeniler bu üç komite hâricinde başka komiteler de kurdular. İkinci
Meşrûtiyetin îlânından sonra da faâliyetlerine devâm eden Ermeniler, Rusya ve
İngiltere tarafından desteklenerek Osmanlı ülkesi içinde bağımsız bir Ermeni
Devletinin kurulmasına çalıştılar. İttihat ve Terakki ile anlaşarak,
Meşrûtiyet-i Osmâniye Ermeni Cemiyetini kurdular. 31 Mart Vak’asından sonra
çıkan ve Adana Vak’ası diye anılan hâdise, Ermenilerin en önemli baş
kaldırmalarıdır. 1908’den sonraki Osmanlı meclislerinde de yer alan Ermeniler,
hükûmetlerde nâzır (bakan) olarak vazife yaptılar. Bu dönemdeki Ermeniler hem
İttihatçı hem de Taşnak veya Hınçak komitesi mensubuydular. Ayrıca Îtilâf
Fırkası içinde de yer aldılar. 1914 yılı başından îtibâren terör hareketlerini
arttıran Ermeni komitelerine karşı bâzı tedbirler alındı. Birinci Dünyâ
Savaşında Rusların, Doğu Anadolu’yu işgâl etmeleri için, Türk birliklerinin
gerisine sarkan Ermeni komiteleri sabotaj ve isyân hareketlerini çıkarttılar.
Pekçok Müslüman-Türkü acımasızca katlettiler. Birinci Dünyâ Savaşının Osmanlı
Devletinin mağlûbiyetiyle son bulması üzerine, Ermeni-ittihatçı diyaloğu çok
şiddetli bir intikam hareketine dönüştü. Ermeniler ülke dışına çıkan Talat ve
Cemâl paşalarla, Bahaddin Şâkir ve Cemâl Azmi beyleri öldürmekle devâm ettiler.
7. Arap cemiyetleri: Osmanlı Devletinin parçalanması ve yıkılması için
asırlardır gayret sarf eden en büyük İslâm düşmanı olan İngilizler, Arapları
Osmanlı Devletine karşı kışkırttılar. Osmanlı Devletine karşı çıkan ve
milliyetçilik iddiâsında bulunan Araplar da kendi gâyelerini tahakkuk
ettirebilmek için çeşitli cemiyetler kurdular.
Bu cemiyetlerin bâzıları gizli, bâzıları mahallî cemiyetlerdir. Kurucularının
çoğu da Osmanlı parlamentosunda üye veya Osmanlı ordusundan kaçan Arap asıllı
subaylardı. Âyân âzâsı Abdülhamîd Zohrâvî, Şefik el-Müeyyed, Rızâ es-Sulh, Tâlib
en-Nakîb, Şükrü el-Aselî, Rûbî el-Hâlidî gibi mebûslar, Binbaşı Azîz el-Mısrî
gibileri bu cemiyetlerin kurucularındandır. Bu kimselerden bir kısmı Birinci
Dünyâ Harbi yıllarında ünlü İngiliz câsusu Lawrence ile işbirliği yaparak,
Osmanlılar aleyhine çalıştılar. Bu cemiyetlerin İngilizlerin desteğiyle
çalışmaları netîcesinde Osmanlı toprakları parçalandı.
Böylece Osmanlı târihinde önemli yer tutan cemiyetler, faydalıları bir tarafa
bırakılırsa, Osmanlı Devletinin parçalanmasında ve yıkılmasında büyük rol
oynadılar.
[ Geri Dön |
Okunma: 4179
|