|
Osmanlı sarayında, devlet işlerini görecek olanların sistemli tarzda mükemmel
bir tahsile tâbi tutuldukları ve terbiyenin öğretildiği müessese. Sarayın iç
kısmı mânâsına gelmekte olup, “Enderûn-ı Hümâyûn” şeklinde de kullanılırdı.
İstanbul’un alınmasından sonra Fâtih, Topkapı Sarayını yaptırdı. Dört tarafı
surlarla çevrili bu saray; değirmenleri, fırınları, bostanları, silah depoları,
koğuşları ve mescitleriyle âdetâ bir kasaba idi. Mutfaklarında günde yirmi bin
kişiye yemek dağıtılıyordu. Fâtih, Osmanlı Devletinin teşkilâtını
temelleştirirken, Enderûn’u da sağlam esâslara oturttu. Meşhur Kânûnnâmesin’de
Enderûn için bâzı maddeler koydu. Enderun, Fâtih’in büyütmesiyle de kalmadı.
Osmanlı hudutları büyüdükçe buna paralel olarak saray teşkilâtı da genişletildi.
Sarayın enderun halkını, devşirme denilen bâzı Hıristiyan tebaa çocukları veya
harplerde esir alınıp yetiştirilen gençler meydana getirmekteydi. Bunlar
devşirme kânununa göre sekiz ilâ on sekiz yaşları arasında toplanıp önce Edirne
Sarayı, Galata Sarayı, İbrâhim Paşa Sarayı gibi saraylarda tahsil ettirilip,
Türk-İslâm âdet ve geleneklerine göre yetiştirilirdi.
Bu saraylarda eğitim gören içoğlanlarından başarılı olanları, belli
aralıklarla çıkma denilen usûl ile ihtiyaca göre Enderûn Mektebine alınır,
diğerleri ise Kapıkulu Süvârî Bölüklerine gönderilirdi.
Topkapı Sarayı Enderûn Mektebinde, hem devlet adamı veya sanatkâr olmak üzere
tahsil ve terbiye gören, hem de çeşitli hizmetlerde bulunan içoğlanları
(gılâmân-ı enderûn) altı odaya ayrılmışlardı. Aşağıdan yukarıya doğru bu altı
oda şunlardır: 1) Büyük ve küçük odalar, 2)Doğancı koğuşu, 3)Seferli odası, 4)
Kiler, 5)Hazîne odası, 6)Has oda.
Topkapı Sarayı içoğlanları dolamalı ve kaftanlı olarak iki sınıf idiler.
Büyük ve küçük oda gılmanlarına, dolama giydiklerinden dolayı dolamalı, seferli,
kiler, hazine ve has oda gılmanlarına da kaftan giydikleri için kaftanlı
denilirdi.
Enderûn mektebinde ilk müfredât programı; Kurân-ı kerîm, ilm-i hâl, tecvit
gibi sâdece dînî bilgileri öğreten derslerden ibâretti. İkinci Murad zamânında
müfredât programları geliştirilip; tefsir, hadis, fıkıh, ferâiz, şiir ve inşâ,
hey’et, hendese, coğrafya, ilm-i kelâm, mantık, meânî, bedî’ ve beyân ile hikmet
dersleri verilmeye başlandı.
Enderûn mekteplerine alınan içoğlanları öncelikle buradaki hazırlık sınıfları
olan küçük ve büyük oda gılmanları arasına katılırlardı. Buradaki okuma-yazma,
özellikle Kur’ân-ı kerîm tahsiliyle ilgili derslerdi. Buradan doğancı koğuşuna
geçen içoğlanları eğitim ve öğretime devâm ederlerdi. Doğancı koğuşunun 1675’te
kaldırılmasından sonra yüksek tahsilin ilk basamağı seferli odası oldu.
Enderûn Mektebinde asıl eğitimin başladığı bu odada tetimme medreselerine
denk bir eğitim gören içoğlanları, dersleri dışında Farsça okumak ve en az bir
zanâat, sanat veya fenle (zekâ tesbiti sonunda belirlenen istidâtlarına göre)
ilgilenmek zorundaydı. Bunlar dışında ata binmek, iyi silâh kullanmak
isteyenler, iyi bir silâhşör olarak yetiştirilirlerdi. Güzel yazı (hüsn-i hat),
cilt sanatı, tezhib, tasvir, mîmârî gibi sanatları öğrenmek isteyenler, şiir,
edebiyât ve tıp, matematik, hendese gibi bilimlere ilgi duyanlar da
ilgilendikleri alanlarda sarayda görevli bilginlere veya ehl-i hıref-i hassa
(sarayda bulunan mesleğinde ehil sanat erbâbı) üstatlarına devâm ederlerdi.
Bunlar için hükûmetçe zamânın en büyük sanatkâr ve bilim adamları
görevlendirilir, saray-ı hümâyûn hocaları ünvânını alan bu üstatlar, haftada bir
defâ Enderûn Mektebine gelirler, öğrenciler tarafından karşılandıktan sonra da o
günkü konuyu işlemeye başlarlardı. İçoğlanları, aldıkları bu dersle yetinmezler,
kendilerinden eski olan oda kıdemlilerinin çevrelerinde dört-altı kişilik
gruplar meydana getirerek, kendi kendilerine küme çalışmalarına devâm ederlerdi.
Böylece yedi-sekiz yıllık bir eğitim ve öğretimi bitiren delikanlılar ya bir üst
sınıfa geçerler, ya bir saray görevine tâyin edilirler veya uygun bir subaylıkla
saray dışına verilirlerdi. Daha sonra sırasıyla Kiler ve Hazîne odasında eğitim
gören gılâmân-ı enderûn en son Has Oda denilen bölüme gelirlerdi.
Has Odadakiler Enderûn Mektebinin elit (en yüksek) kısmı idiler. Genç
olmalarına rağmen büyük bir mevkiye sâhib olurlardı. Burada bulunanlara devrin
en yüksek eğitimi ve öğretimi verilirdi. Buradaki eğitimin ana hedefi elemanları
idârecilik yönünden yetiştirmekti.
Has odalılar eski ve acemiliklerine göre dış hizmete çıkarılırlardı. Eğer
eskilerden ise müteferrikacılık, acemi ise çâşnigirlikle çıkardı. Has odalıların
sancak beyliği ile çıktıkları da görülürdü.
Enderûn’a âit bütün odaların ve koğuşların harfi harfine tatbik edilen
nizâmnâmeleri vardı. Tertip ve tanzim edilmemiş, kendi hâlinde bırakılmış hiçbir
şey yoktu. Koğuşlarda disiplin son derece sıkı idi. Yatılıp kalkılacak ve
dinlenilecek zamanlar da dakika şaşmazdı. Has odalılar hâriç, diğer dâire
mensupları güneşin doğmasından iki saat önce kalkarlardı. Kalkış ve yatış
saatleri güneşin doğuş ve yatsı namazının vaktine göre devamlı değişirdi. Yatsı
namazı cemâatle kılındıktan sonra hemen yatılırdı. Bu esaslar doğrultusunda
kurulup teşkilâtlanan Enderûn-ı Hümâyûn Mektebi, kuruluşundan îtibâren aşağı
yukarı devletin bütün büyük siyâsî ve askerî memurlarını yetiştirdi. Bu
memurlar, mektepten aldıkları terbiyenin mükemmelliği sâyesinde, Osmanlı
Devletine sadâkât ve hamiyyetleriyle hizmet ettiler.
Diğer taraftan Enderûn-ı Hümâyûn devletin günlük hayâtının en canlı alanı
idi. Akağalar Kapısı önündeki mermer sütunlarla çevrili revakta cülûs-ı hümâyûn,
ayak dîvânı, bayramlaşma gibi merâsimler veya olağanüstü toplantılar yapılırdı.
Harplerde Sancak-ı şerîf bu kapı önüne dikilirdi. Bâbüssaâde’nin iki kapısı
arasında Kapıağası Dâiresi yer alırdı. Burada, iç kapıdan girilince tam karşıda
arz odası ve onun arkasında İkinci Selim zamânında yaptırılan 12 sütunlu mermer
havuz yerine Üçüncü Ahmed tarafından yaptırılan kütüphâne yer almaktadır.
Enderûn-ı Hümâyûnda ayrıca hazîne-i hümûyûn (iç hazîne, enderûn hazînesi),
kiler-i hassa, hazîne kethüdâsı dâiresi, hazîne koğuşu, Hırka-i saâdet ve
mukaddes emânetleri ihtivâ eden has oda, enderûn ağaları mescidi, pâdişâhın özel
mutfağı (kuşhâne) bulunmaktadır. Enderûn bölümünde Sultan Dördüncü Murad’ın
yaptırdığı Bağdat, Revan ve Kara Mustafa Paşa Köşkü ile Mecidiye Kasrı da yer
almaktadır.
Saray teşkilâtının kurulduğu ilk zamanlarda enderûn ricâlinin en büyüğü
Kapıağası idi. Sonraları Bâbüssaâde Ağası ünvânını alan bu memur, topyekün
Enderûn memûriyetinin âmiriydi. Maiyetinde Kapıoğlanı ismiyle otuz-kırk kişi
bulunurdu. Bunlardan; miftâh ağası, peşkir ağası, şerbet ağası, ibrik ağası
diğerlerinin büyüklerindendi ve doğrudan baş ağanın maiyeti sayılırlardı.
Kapıağası her zaman pâdişâha refâkat ederdi. Yalnız pâdişâh seferde ve avda
buluduğu zaman yanında bulunmaz, sarayın muhâfazası hizmetini îfâ ederdi. Taşra
hizmetine verilip saray dışına çıkarıldığı zaman, Mısır vâliliğince (16. asır
sonlarında) gönderilirdi.
Enderûn ağalarının ikincisi Hasodabaşı idi. Pâdişahın en yakın hizmetini
görenler bunun emrindeydi. Emri altında Hasoda gılmanı ismi verilen içoğlanları
vardı. Has odabaşı da dâimâ pâdişahla berâber bulunurdu. Saraydaki emânât-ı
mukaddesenin muhâfazası da has odaya âitti. Ayrıca Hırka-i saâdetin huzûrunda
Kur’ân-ı kerîm okurlardı. Silahdâr Ağa, has oda ağalarının ikincisiydi. Sarayda
pâdişaha âit kılıç, tüfenk, ok, yay, zırh gibi eşyâları bu ağa muhâfaza ederdi.
Has oda ağalarının üçüncüsü olan çuhâdâr ağa, alaylarda ata binerek pâdişahın
gerisinde gider ve yağmurluğunu taşırdı. Has odanın dördüncü ağası olan rikâbdâr
ile has oda ağalarının sonuncusu olan tülbend gulâmının vazîfesi, pâdişâhın
husûsî eşyâyarını taşımak ve hizmetini görmekti. Bu ağalar ve emrindekiler
üzerlerine düşen hizmetleri görürlerken, eğitimlerini de aksatmadan devâm
ettirirlerdi. Bu ağalar saray içi terfilerde sıraya göre birbirilerinin yerine
terfi ederler, saray dışına çıktıklarında da vezir pâyesini alırlardı.
Enderûn ağalarının üçüncüsü aynı zamanda hazîne-i hümâyûn görevlilerinin
reîsi olan Hazînedârbaşı idi.
Kilercibaşı Enderûn ağalarının dördüncüsüydü. Pâdişah yemek yerken hizmet-i
hümâyûnda bulunur, kilercilere nezâretlerle berâber sofra edevâtını muhâfaza
ederdi.
Beşincisi Sarayağası idi. Sarayağası, Enderûn-ı Hümâyûn nâmını alan, has oda,
hazîne, kiler ve seferci odası, doğancı koğuşu ile büyük ve küçük odaların
muhâfazasına nezâret ederdi. Maiyetinde yine ağalardan kırk nefer bulunurdu.
Enderûnda çok sıkı bir intizam vardı. Kıdemli olmak büyük bir meziyet teşkil
ederdi ve her ağa kendinden eski olana hürmet etmek mecbûriyetinde idi. Kânun
küçük bir ihmâlkârlığa bile yer vermeden tatbik olunur, en küçük bir
disiplinsizliği görülen derhâl saray dışına çıkarılırdı.
Enderûn halkı gün doğmadan önce kalkar, abdest alıp topluca sabah namazını
kılardı. Pâdişah da ekseriyâ sabah namazını Enderûn Câmiinde edâ ederdi.
Enderûnda; kuşlukta, ikindide ve yatsıdan sonra olmak üzere günde üç defâ
yemek verilirdi. Bu yemekler, ilk zamanlar iki kap iken, zamanla dörde, sonra da
altıya çıkmıştı.
Enderûnluların elbiseleri hünkâr tarafından tedârik edilirdi. Ağalar,
başlarına som sırma takke ve takkenin altına iç fesi giyerlerdi. İki kollarının
yanından enlice siyâh kadifeden zülüf denen uzun birer alâmet sallandırırlardı.
Üstlerine, mevsime göre kaftan ve altlarına entâri giyer, bellerine ağır sırma
işlemeli, kapaklı kemer takarlardı. Pâdişahla dışarı çıktıklarında kalıp işi
denilin kavuk giyerler ve bellerine lâhûrî şal sararlardı. Eskiler mücevherli
bıçak ve hançer takarlardı.
Bilhassa ilk kuruluş ve devletin yükselme devrelerinde hakîkî bir mektep
vazîfesi gören Enderûn’dan, altmış sadrâzam, üç şeyhülislâm, yirmi beş kaptan
paşa yetişti. Yirminci asrın tanınmış psikologlarından Amerikalı Terman, Enderûn
okullarına, alınan talebeler ile ilgili olarak; “Zekâ ölçmek, test usûlünü
kullanmak ilk olarak Osmanlılarda, Enderûn’a seçilen talebelerde başladı.”
demektedir.
Osmanlı orduları Viyana’ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korku ve
telâşa kapıldılar. İslâmiyet Avrupa’ya yayılıyor, Hıristiyanlık yok oluyor diye
şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için çâreler aradılar, çok
uğraştılar. Sonunda İstanbul’da bulunan İngiliz sefiri müjdeyi gece yarısı şifre
ile bildirdi. Şifresinde; “Buldum, buldum, Osmanlıları zaferden zafere ulaştıran
sebebi ve bunları durdurmanın çâresini buldum.” diyor ve bulduğu çâreleri şöyle
anlatıyordu:
“Osmanlılar, aldıkları esirlere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi
davranıyorlar. Hangi milletten, hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların
zekâlarını ölçüyorlar. Keskin zekâlı çocuklar, seçilerek saraydaki (Enderun)
denilen mekteplerde, değerli öğretmenler, tarafından okutuluyor, İslâm
bilgileri, İslâm ahlâkı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı
müslüman olarak yetiştiriliyorlar. Osmanlı ordularını zaferden zafere ulaştıran
değerli kumandanlar, Sokullular ve Köprülüler gibi seçkin siyâset ve idâre
adamları, hep böyle yetiştirilen keskin zekâlı çocuklardı. Osmanlı akınlarını
durdurmak için, bu Enderûn mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri
yıkmak, Osmanlıları fende geri bırakmak lâzımdır.”
Devşirme usûlünün kalkmasından sonra, Enderûn’a köleler alınmaya başlandı.
Ancak birçok vezir, asilzâde ve tüccar, şeref bulmak düşüncesi ile çocuklarını
Enderun’da okutabilmek için köle diye Saraya satıyorlardı. Bu durum anlaşılınca
pâdişahlar, zâdegân takımından gençlerin Enderûna kaydedilmesini emrettiler.
İkinci Mahmud, Yeniçerilerin kaldırılmasıyla başlanan ıslâhât sırasında,
Enderun’da da hayli değişiklik yaptı. Enderûn-ı Hümâyûn Nezâreti nâmıyla bir
nezâret teşkil olundu ve ayrıca Mâbeyn-i Hümâyûn Müşirliği ihdâs edildi. Sultan
Abdülmecîd Han zamânında Dolmabahçe Sarayına nakledilen Enderûn’un eski vaziyeti
gevşemeye ve bozulmaya başladı. Mâbeyn, Enderûn’dan ayrıldı. Enderun
müstahdeminin eski terakkî yolları kapandı. Tanzimât ile mekteplerden fen
dersleri kaldırılıp enderûnlar da değerini kaybedince, sultan İkinci Abdülhamîd
Han, günün şartlarına uygun orta dereceleri mektepler ve fakülteler açtı.
[ Geri Dön |
Okunma: 3482
|