|
Cemiyet hâlinde yaşayan insanlar arasında fakir, zengin, muhtaç ve sakatların
bulunması gâyet normaldir. İlâhî dinler, insanlar arasında yardımlaşmayı,
muhtaçların elinden tutulmasını emrettiğinden, inananlar arasında bu hususlar
tam yerine getirilmiştir. İnsanlar bunlara uymakta güçlük çıkarınca, idâreciler
kânûnî müeyyideler ile bâzı hususlarda mecbûriyetler getirmişlerdir.
Avrupalılar, insanlar arasındaki mânevî bağların azaldığı 19. asırda
yardımlaşmayı sağlamak, harp zamânındaki yaralılara bakmak için cemiyetler
kurdular. Kurdukları bu cemiyete Sâlib-i Ahmer adını verdiler. Daha sonra bu
cemiyet Kızılhaç adını aldı.
İslâmiyetin ilk yıllarında ve daha sonraki harplerde ihtiyaç duyulduğu zaman
kadınlar savaşa katılır, yaralıları tedâvi ederlerdi. Nitekim Uhud savaşında
hazret-i Fâtıma savaşta yaralanan Peygamber efendimizin yaralarını bizzat sarıp
tedavi etmişti. Sonraları kurulan İslâm devletlerinde yardımlaşma ve harp
yaralılarını tedâvi, çeşitli şekillerde yapıldı.
Selâhaddîn-i Eyyûbî 1192 yıllarında Üçüncü Haçlı Seferinde, Saint Jean
Şövalyelerinin Müslüman Türk karargâhına gelerek Hıristiyan yaralıları ile
meşgul olmalarına, tedâvi etmelerine izin vermişdi.
Birinci Napolyon, 1798 târihinde Akka Kalesini muhâsara ettiği zaman,
ordusunda vebâ çıkıp yayılmış ve hastalığa karşı çâresiz kalınca, düşmanı olan
Müslüman Türklerden yardım istemek zorunda kalmıştı. O zamanki bir Fransız
eserinde şöyle yazılmaktadır: “Türkler ricâmızı kabul ederek hekimlerini
yolladılar. Bunlar tertemiz giyinmiş, ak yüzlü kimselerdi. Evvelâ duâ etdiler ve
sonra ellerini bol su ve sabun ile uzun uzadıya yıkadılar. Hastalarda zuhûr eden
hıyarcıkları neşterle yardılar. İçindeki sıvıyı akıtarak yaraları tertemiz
yıkadılar. Sonra hastaları ayrı ayrı yerlere koydular ve sağlamların mümkün
olduğu kadar onlara yanaşmamasını tenbih ettiler. Hastaların elbiselerini yakıp
yeni elbiseler giydirdiler. En nihâyet ellerini yıkadılar ve hastaların
bulunduğu yerlerde öd ağacı yakarak tekrar duâ ettiler. Bizden hiçbir ücret veyâ
hediye kabul etmeden yanımızdan ayrıldılar.”
Osmanlı ordusunun özel hekimbaşısı vardı. Harpte hekimbaşı maiyeti ile
berâber ordunun gittiği yere gitmek mecbûriyetindeydi.
İnsanlara merhamet etmeyene, Allahü teâlâ yardım, merhamet etmez.
Allah'ın sevdiği ev, yetim bulundurulan ve ona iyilik yapılan evdir.
İnsanların en iyisi insanlara hizmet edendir.
Kalbinde merhameti olmayanın îmânı yoktur.
Hadîs-i şerîfleri Müslümanların merhametli, hayırsever olmalarını
emretmektedir. Dînimizde zekat vermek farzdır. Sadaka ise durumu müsâid
olanların ihtiyaç sâhiplerine yaptıkları yardımlardır. Osmanlı Devletinde
vakıflar, aşhâneler insanlara hizmetin en güzel misâlleridir.
Müslümanlar arasında İslâmiyetle başlayan, felâketzedelere, muhtaçlara ve
yaralılara yardım, Avrupa'da 19. yüzyılda ve kısmen ortaya çıkmıştır. İnsanların
isteyerek bu işe koşmamaları Avrupa'da yardım yapılabilecek idârî teşkilâtlar
kurmayı mecbur etmiştir. Zîrâ muhtaçlara, kazâzedelere yardım elini uzatmak, bir
inanç gereğidir. İnançlar zayıflayıp bu iş yapılmadığı zaman bir kuruluşa
ihtiyaç duyulur.
Osmanlılarda, kurulduğu yıllardan beri belli bir sistem ve kural içinde
muhtaçlara, kazâzedelere, yaralılara yapılan yardım, 1877 yılında
teşkilâtlandırılıp bir cemiyet şekline geldi.
1877'de beyaz üzerine kırmızı hilâl bayrak sembol kabûl edilerek Osmanlı
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti kuruldu. 1923'te Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, 1935'te
Türkiye Kızılay Derneği adlarını aldı.
Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, 1877'deki Osmanlı-Rus Savaşında, cephe
gerisinde 9 seyyâr hastahâne, İstanbul'da 4 hastahâne açarak buralarda 25 bin
yaralı ve hasta askere baktı. 1897'deki Türk-Yunan Harbinde cemiyet 2 hastahâne
vapuru kirâlayarak yaralı ve hasta askerleri İstanbul'a taşıyıp tedâvi etti.
İstanbul'da baş gösteren kolera salgını ve 1911'deki büyük Aksaray yangını
Hilâl-i Ahmer'in barış yıllarında kayda değer ilk ve geniş faaliyetleri oldu.
Bundan sonra arka arkaya gelen Trablusgarb, Birinci ve İkinci Balkan
harpleriyle, Birinci Dünyâ Harbi, Hilâl-i Ahmerin üç kıta üzerindeki aralıksız,
çok geniş ve sıkışık, fedâkarlıklarla dolu uzun bir devresini teşkil eder.
[ Geri Dön |
Okunma: 1239
|