|
Osmanlı devlet teşkilâtında köklü değişikliklerin yapıldığı Sultan İkinci Mahmûd
Han zamânında, 1826 yılında, yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra şehir
idâresinde bir boşluk doğdu. Bunu gidermek için de daha geniş selâhiyetlerle
kontrolü sağlayacak yeni bir idârî sistemin kurulması gerektiğinden, ihtisâb
nâzırlığı kurularak, başlangıçta muhtesib, ihtisâb ağası veya ihtisâb emîni
ünvânı ile ihtisâb işine bakan kimse de ihtisâb nâzırı ünvânını aldı. Her türlü
inzibâtî görevi üstlenen bu teşkilâta, bostancıbaşı, mîmârbaşı, hamam ve
hamallar yazıcısı gibi vazîfelilerle, mahallelerin nüfûs kayıt ve yoklamasını
yapan mahalle mukayyidleri, bâzan da mahalle imâmları yardımcı görevli kabûl
edildi.
1845’te şurta (polis) ve 1846’da zaptiye müşirliği kurulduğundan, ihtisâb
nezâretinin bir kısım vazîfe ve selâhiyetleri yeni kurulan bu müesseselere
devredildi. Nezâret ise, sâdece narh ve esnaf işine bakar oldu. Nezâretin
yetkilerinin sınırlanarak başka müesseselere devredilmesi ve memleketin içinde
bulunduğu durum, birçok aksaklıkların meydana gelmesine sebeb olunca, bâzı
tedbirler alındı. 1854’te yapılan bir resmî tebliğ ile İstanbul Şehremâneti
(Belediye) idâresi kuruldu ve ihtisâb nezâreti lağvedildi.
Muhtesib, devleti temsîlen bu vazîfeye getirildiği için geniş bir tâzir
(cezâlandırma) selâhiyetine de sâhipti. Okulları teftiş eder, düşmanın eline
geçtiği zaman işine yarayabilecek her türlü harp malzemesinin satışını
yasaklardı. Çarşıların nizâm ve intizâmını sağlamaya, ölçü ve tartıları kontrol
etmeye, dinle alay edenleri tâkibe, komşu hakkına tecâvüzü önlemeye, zımmîlere
âit binâların Müslümanlarınkinden daha yüksek yapılmamasına dikkat etmeye kadar
varan yetkilere sâhipti.
Muhtesip, herhangi bir şikâyet beklemeden kendi yetkisini kullanarak bizzat
halk içinde dolaşıp gördüğü uygunsuz hâllere ânında müdâhale ederdi. Bir
muhtesibin uygunsuz hareket eden bir kimse hakkında işlem yapabilmesi için her
şeyden önce, yapılan kötü işten haberdâr olması gerekirdi. “Falanca bu suçu
işlemiş olabilir” gibi bir düşünce veya rastgele kimselerin lafları ile bir
kimse hakkında işlem yapamazdı. Kendisi veya kendisine yardımcı memurların şâhid
olmalarıyla münkerin işlendiğine bizzat kanâat getirmesi veya iki âdil
Müslümanın şehâdet etmesi lâzımdı. Bundan sonra muhtesib yapılan işin kötülüğüne
göre suçluyu dil veya el ile cezalandırırdı.
[ Geri Dön |
Okunma: 1674
|