|
İstanbul’da Sarayburnu sırtlarında yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devletinin idâre
merkezi olan saray.
Sultanahmed ile Haliç ve Boğaz sâhilini kaplıyordu. Asıl alanı 700.000 m2
kadardı. İnşâsına Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) zamânında 1465 yılında
başlandı. Osmanlı teşrifâtında ilk adı “Saray-ı Cedîd-i Âmire” olup, “Yeni
saray” demekti. Fâtih, sarayın tek binâdan değil, birçok köşk ve dâirelerden
meydana gelmesini istiyordu. Saray inşâatına bu istek üzerine başlandı.
Osmanlılar devrinde devâmlı ilâve ve tâdilât yapılıp, genişletilerek, ihtiyaca
cevap verilecek hâle getirildi. Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında, 1825 yılında
ahşap olarak “Topkapı Sarayı” adıyla yeni bir saray yapıldı. Bütün yeni
saraya“Topkapı Sarayı” denildi. Yangınlar ve demiryolu inşâatı sebebiyle pekçok
köşk ve dâire tahrip olup, yıkıldı. 3 Nisan 1924 târihinde müze hâline
getirildi.
İstanbul’un fethinden on iki yıl sonra 1465’te inşâsına başlanılan sarayın
ilk kısmı 1472’de bitirildi. “Sırçasaray” denilen “Çiniliköşk” ile “Hasoda” ve
“Arz Odası” ilk yapılan kısımlarıdır. Sarayın etrafını çeviren surlarda da
inşâsından îtibâren devamlı tâdilât yapıldı.
Deniz tarafındaki sur, Sirkeci İskelesi ve Sepetçiler Köşkünden başlayarak
Ahırkapı’ya kadar gelir. Uzunluğu ikibuçuk kilometre kadardır. Ahırkapı’dan
îtibârense, İshakpaşa Yokuşunu tâkip ederek Ayasofya Câmiinin yanına açılan
Fâtih’in yaptırdığı Bâb-ı Hümâyunu geçip, Soğukçeşme tarafında dikaçı teşkil
eder. Bunun üzerinde Sultan Üçüncü Murâd Hanın yaptırdığı “Alayköşkü” vardır.
Salkımsöğüt Caddesinden Demirkapı’ya varıp, buradan denize kadar uzanırdı. Tam
sâhilde “Yalı Köşkü” bulunurdu.
Pâdişâh, donanma sefere çıkarken Kaptan paşaları Yalı Köşkünde kabul ederdi.
Sur kulelerinin üstünde Sepetçiler Köşkü, bundan sonra Hamlacılar Ocağı ve
Kayıkhâne, odun ve erzak anbarıyla Topkapı gelirdi. Kapıya bu adın verilme
sebebi, limanın ağzının müdâfaası için toplar yerleştirilmiş olmasıdır. Bu
mevkide Sultan Üçüncü Ahmed Han tarafından 1709’da bir köşk ve odaları bulunan
kâşâne ve Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1825’te ahşap olarak Topkapı
Sarayı yapıldı. Topkapı Sarayı 1862’de yanıp, yıkılmasına rağmen, Yeni Sarayın
bütünü bu adla anılmaya başlandı. Bunun arkasında, Sultan Üçüncü Selim Han
(1789-1807)ın annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı “Serdâb Kasrı” vardı.
Bundan sonra, Sarayburnu’ndan başlayarak Hasbahçe ve deniz kenarında Değirmen
Kapısı ve üst kısmında Gülhâne Meydanı yer alır. Gülhâne Meydanında “İshakiye
Köşkü” ile “İncili Köşk” bulunurdu. İncili Köşk 1827’de yıkıldı, bunun üst
kısmında Sultan Dördüncü Murâd Han (1623-1640) ve Sultan İkinci Mahmûd Han
(1808-1839) tarafından yaptırılan köşkler vardı.
SultanMahmûd Han Köşkü, Sultan Abdülazîz Han (1861-1876) zamânında
“Arslanhâne” adını aldı. Cebehâne ve İki Nişantaşı vardır. Nişantaşları Sultan
Üçüncü Selim Han ve Sultan İkinci Mahmûd Hana âit olup kitâbelerini meşhur
hattat Yesârî Efendi yazmıştır.
Cebehâne Meydanının sâhil kısmında Sultan İkinci Bâyezîd Han (1481-1512)
zamânında yaptırılan “Sinan Paşa Köşkü” ve hizâsında Yavuz Sultan Selim Han
(1512-1520) zamânında yapılan “Mermer Köşk” vardır. Mermer Köşkten sonra Tabhâne
Kapısı ve yanında TabhâneCâmii gelir. Nekahathâne de denilen Tabhâne’de,
sonradan GülhâneHastânesiyle Askerî Rüştiye yapıldı. Tabhane’den sonra fener
olup, yanında Ahırkapı ile Balıkhâne Kapısı vardır.
Topkapı Sarayı, Birûn, Enderûn ve Harem olmak üzere üç kısımdan meydana
gelirdi. Bu kısımlar surun içinde olup, sarayın kendisini meydana getirirdi.
Birûn kısmı: Sarayın dışı olup Bâb-ı hümâyûndan Bâb-üs-saâdeye kadar uzanan,
birinci ve ikinci yer diye anılan kısımları ihtivâ eder.
Birinci yer; Bâb-ı hümâyûnla Ortakapı da denen Bâb-üs-selâm arasındaki
sahadır. Bugün Topkapı Sarayına buradan girilir. Bâb-ı hümâyûndan girilince sağ
tarafta Mâliye Nezâretinin binâsı vardı. Bunun yanında şimdi mevcut olmayan
Çizme Kapısından yokuş vâsıtasıyla Cebehâne Meydanına inilirdi. Çizme
KapısındanOrtakapıya kadar olan kısımdaysa Has Fırın ile Fodla Fırını, iki
kapının ortasında Siyâset Çeşmesi vardı. Ortakapının önünde Seng-i ibret denilen
ibret taşı bulunurdu. Sol tarafta silâh ambarı ve askerî müze olarak kullanılan
Ayaİrini Kilisesi yer alırdı. Bununla sur arasında, divanda hizmet eden Sim
Sakalarla Hasırcıların koğuşları vardı. Askerî Müzenin yanında, 1716’da
nakledilen Darphâne bulunurdu. Darphâneden Soğukçeşme’ye inen yolun ortasında
Darphâne Kapısı, Darphâne yanındaki yokuşla Ortakapı arasında Deâvi Kasrı vardı.
Kubbealtı’nda divan toplandığı zaman, kubbe vezirlerinden birisi nöbetle buraya
gelerek verilen dilekçeleri toplar ve mürâcaat sâhiplerini dinleyip, dâvâlarını
hülâsa ederek divana bildirirdi.
Deâvi Kasrı, bugün mevcut değildir. Ortakapının iki tarafında iki kule ve
bunların altında kapıcılara mahsus odalar vardı. Ortakapı geçilince Birûnun
“İkinci Yer” tâbir edilen mahalline gelinirdi.
İkinci Yer; yüz seksen metre uzunlukla yüz otuz metre genişliktedir. Burada
bayram alayları merâsimi yapıldığı için “Alay Meydanı” da denir. Meydanın dört
tarafı mermer direkli ve revaklıydı. Meydanda dört yol vardır. Sağdaki yol,
sağdaki sarayın mutfağı Matbâh-ı âmireye; ortadaki Enderûnun kapısı olan
Bâb-üs-saâdeye; soldaki dünyâ siyâsetine yön veren Kubbealtına; en soldaki de
Meyyit Kapısı denilen kapıya giderdi. Meyyit Kapıdan sonra mescit ve bunun
karşısında has ahır memurlarına mahsus uzun binâ vardı. Uzun binâ, kısım kısım
Harem Ağaları Hastahânesi,Bahçıvanlar Koğuşu, Yakalı Baltacılar Ocağı olarak
kullanılırdı. Sol taraftaki revakların sonundaysa Harem Dâiresinin kapısı vardı.
Bu kapının yanındaki kapıdan, Zülüflü Baltacıların koğuşlarına gidilirdi.
Zülüflü Baltacılar Koğuşunun duvarları güzel çinilerle süslüydü.
Sarayın dış kısmı olan Birûn, herbiri birer hizmet için yapılan bu binâlardan
meydana geliyordu.
Enderûn: Sarayın iç kısmı olup, saray üniversitesi mâhiyetindeydi. Hânedan
mensupları ve özel testlerle seçilen ülkenin en zeki ve kâbiliyetli
şahsiyetlerinin eğitim öğretim müessesesiydi. Çok muazzam bir teşkilâta ve seçme
bir kadroya sâhipti.
Enderûn, Bâb-üs-saâde diye anılan Akağalar Kapısıyla başlar. Bâb-üs-saâdede
iç içe iki kapı olup, burada Akağalar vazife yaptığından Akağalar Kapısı da
denir. Kapının ön kısmında mermer sütunlara dayanan bir revak vardır. Pâdişâhın
tahta geçiş merâsimi olan cülûslarda, ayak dîvânı gibi fevkalâde hâllerde ve
bayramlarda, pâdişâhın tahtı buraya çıkarılırdı. Bâb-üs-selâmda bayramlaşma
merâsimi de yapılırdı. Sefere çıkıldığında, Sancak-ı şerîfin sadrâzama bu
kapının önünde verilmesi âdetti. Sancak-ı şerîfin konması için yerde bir delik
açılmıştı. Burası ayak basılmaması için mermer taşla örtülürdü. Bâb-üs-saâdenin
iki kapısının arasında sağda Kapıağası Dâiresi, solda Akağalar Koğuşu vardı.
Bab-üs-saâde kapısından “Üçüncü Yer” denilen meydana girilirdi. Kapının
karşısında Arz Odası bulunur. Pâdişâh, dîvândan sonra vezirleri ve gerektiğinde
elçileri Arz Odasında kabul ederdi. Arz Odasında Sultan Üçüncü Mehmed Han
tarafından 1596’da yaptırılan Tahtla tunçtan bir ocak, iki tekneli bir çeşme
vardı. İçerideki konuşmaların duyulmaması için çeşme açılarak, suyun çağıltısı
gizliliği sağlardı. Arz Odasının duvarları güzel çinilerle süslüydü. Arz
Odasının arkasında Sultan Üçüncü Ahmed Han (1703-1730) tarafından yaptırılan
kütüphâne vardır. Üçüncü Yer Meydanının sahası dört bin metrekaredir. Sağ
kenarında Enderun odalarından Seferli Koğuşu ile Hazine Dâiresi vardır. Karşı
kenarında Kiler Odası ve Hazine Kethüdâlığı Odası yer alır. Bunun solunda Hazine
Koğuşu ve ikisinin arasında Dördüncü Yer Meydanına inen üstü kapalı bir merdiven
bulunmaktadır.
Üçüncü Yer Meydanının sol kenarında Hırka-i Saâdetle diğer mübârek
emânetlerin muhâfaza olunduğu dâireyi ihtivâ eden Hasoda Koğuşu ile Akağalar
Mescidi ve üst tarafında Kuşhâne Mutfağı ve Harem Kapısı vardır. Hırka-i Saâdet
Dâiresi pek muhteşem olup, duvarları kıymetli çinilerle süslüdür. Topkapı’daki
Hırka-i Saâdet Dâiresinde 25 Temmuz 1518’den, 3 Mart 1924 târihine kadar dört
yüz altı seneden fazla aralıksız Kur’ân-ı kerîm okunmuştur. Daha sonra 19 Mart
1991’den îtibâren tekrar Kur’ân-ı kerîm okunmaya başlanmıştır.
Hırka-i Saâdet Dâiresi; mukaddes emânetlerin muhâfaza edildiği odadan başka
büyük bir salonla Arzhâne adlı diğer bir salonu, bir de Silâhtarağa hazînesini
ihtivâ eder. Bugün bu dört odadan üçü ziyâretçilere açık olup, Hırka-i Saâdetin
bulunduğu oda kapalıdır. İçi aydınlatılmış olan bu odayı ziyâretçiler ancak
dışarıdan Hâcet penceresinden görebilirler. Hırka-i Saâdet Peygamber efendimizin
hırkası olup, bir başka hırkası da Hırka-i Şerîf Câmiindedir. Bu ikincisini
ayırmak için Hırka-i Şerîf denilmektedir.
Mukaddes emânetlerin en değerlisi Hırka-i Saâdet sayılmaktadır. Burası, Yavuz
Sultan Selim’den sonra dört yüz yıl belirli günlerde, pâdişâh tarafından, büyük
bir hürmetle ziyâret edilmiştir. Hırka-i Saâdet Dâiresinde ayrıca Kâbe’den
getirilen tövbe kapısı, hazret-i Ömer’e ve hazret-i Osman’a âit birer kılıç,
Peygamber efendimize âit bir yay, hazret-i Ali’nin el yazması Kur’ân-ı kerîmi,
hazret-i Fâtıma’nın seccâdesi, İmâm-ı A’zâm hazretlerinin cübbesiyle İslâm
büyüklerinden yirmi birinin kılıcı bulunmaktadır. Hırkâ-i Saâdet Dâiresinin
Harem’e açılan bir de kapısı olup, pâdişâhlar Harem’den, doğru buraya
gelirlerdi. Hasoda’da bir koğuş, bir yemekhâne, ayrıca silahtarağa, hasodabaşı
ve diğer ileri gelen ağaların ve sır kâtibinin dâireleri vardı. Bâb-üs-saâdeden
girilince sağ tarafta bugün nakışhâne olarak kullanılan Büyükoda, Kuşhâne
Mutfağıyla Hasoda arasında Küçükoda vardır.
Dördüncü yer, Boğaziçi’ne bakar. Sağda doğu köşesinde Sofa Câmii bulunur.
Boğaz’a ve Marmara’ya bakan merdiveni de olan Sultan Abdülmecîd Han Köşkü ise,
uzun bir binâdır. Lâle bahçesine mermer merdivenden çıkılır. Lâle Bahçesinin
yanındaki seddin sağında Hekimbaşı odası, bundan sonra da “Sofa Köşkü” gelir.
Lâle Bahçesinin iç tarafına doğru olan yönde Sultan Dördüncü Murâd Hanın
yaptırmış olduğu “Revan Köşkü” yer alır. Murâd Han tarafından yaptırılan ve
Sarık Odası da denilen Revan Köşkü, geniş saçaklı ve dışı pek zarif çinilerle
kaplı bir binâdır. Revan Köşküne bitişik güzel fıskıyeli bir havuz, sonra bir
set, sol tarafta da sünnet odası vardır. Seddin kenârında “İftâriye Köşkü” olup,
yaldızlı bakırdan yapılan kubbeli bir kameriyedir. Seddin sağ tarafına, Sultan
Dördüncü Murâd Han, Bağdat Seferi hâtırası olarak, “Bağdat Köşkü”nü
yaptırmıştır. Bağdat Köşkünün içerisi pek kıymetli mâvi çinilerle kaplıdır.
Köşkün önündeki mermerlikten bir kapı ile Hırka-i Saâdet Dâiresine girilir.
Dördüncü yerden, üçüncü kapı da denilen bir kapıdan Sarayburnu’na çıkılır.
Enderûn, sağlam temeller üzerine kurulan, yüksek kadroya ve geniş, muazzam
teşkilâta sâhip bir müesseseydi. Burada yüksek din ve fen bilgileri, İslâm
ahlâkı, yabancı diller, kültür dersleri verilerek, talebeler tam bir Müslüman
olarak yetiştirilirdi. Enderûn’da çok sıkı bir intizâm ve teşrifât vardı.
Burası, Osmanlı kültür ve medeniyetiyle teşkilâtının beşiğiydi. Üç kıtaya hâkim
olan Osmanlı Devletinin mülkî, askerî, adlî ve diğer bütün sâhalarda yükselmiş
en mümtâz şahsiyetlerinin vazîfe yapıp, devlet adamlarının yetiştirildiği eğitim
ve öğretim müessesesiydi. Fâtih’ten sonraki Osmanlı sultanları, Birinci Selim
Handan sonraki İslâm halîfeleri, pekçok sadrâzam, vezir, kumandan, devlet adamı
hep Enderûn’da yetişti.
Harem Dâiresi: Sarayın asıl ikâmet yeridir. Harem-i hümâyûn da denir.
Pâdişâhlar, zevceleri, câriyeleri, hizmetkârları, şehzâdeleri, sultanları
(kızları) ve varsa anneleriyle berâber kalırlardı. İkâmet yeri yanında bütün
zarûrî ve sosyal ihtiyaçları en güzel şekilde karşılayan bölümler de vardır.
Harem mensuplarının yetiştirilmesi için bölümlerle küçük yaştaki pâdişâh
çocukları, yeğenleri ve amcaoğulları, Şehzâdeler Mektebinde eğitim ve öğretim
görürlerdi.
Harem’de mahremiyet ve ahlâk kâidelerine çok dikkat edilip, burada güzel
ahlâk ve iffet timsâli şahsiyetler yetişip, ikâmet etmiştir. Muazzam bir
teşkilât, teşrifat (protokol), âdâb-ı muâşeret, umûmî ahlâk kâideleriyle âdâb ve
erkâna riâyet vardı.
Harem Dâiresine, Zülüflü baltacılar Koğuşunun yanında bulunan ve Araba Kapısı
diye anılan yerden girilir. Araba Kapısı denmesine sebep, Sultan Efendiler ve
Kadınefendilerin bu kapıdan arabaya binip şehre inmeleridir.
Dolaplı Kubbenin çevresi dolaplarla çevrilidir. Fıskıyeli Şadırvan da denen
Fıskıyeli Havuz geometrik şekildedir. Sağda Kule Kapısı, solda da Perda Kapısı
vardır. Kule Kapısından Âdil Kulesine çıkılır. Âdil Kulesi, kırk iki metre
yüksekliğinde, yüz beş basamaklıdır. Perde Kapısından sonra geçitten
Haremağalarına mahsus hamam ve “Kızlarağası Köşkü”ne geçilir, ilerisinde
Haremağalarına mahsus dâirelerle Şehzâdeler Mektebi, Başmuhasip Ağa ve
Başhazinedâr Ağa dâireleri vardır. Haremağaları Dâiresi üç katlı olup,
rütbelerine göre Haremağalarının dâireleri sıralanır. Kızlarağası Köşkü ve
Şehzâdeler Mektebi çok güzel binâlardır. Şehzâdeler Mektebinin salon ve
koridorları pek muhteşem olup, altın yaldızlı nakışları, çinilerle kaplı
duvarları göz kamaştırır.
Veliahd Dâiresinden sonra Ocaklı Sofa gelir. Buradaki iki kapıdan biri
Çeşmeli Sofaya, öteki Hasekiler Dâiresine açılır. Çeşmeli Sofa, genişce bir hol
olup, çinilerle kaplıdır. Üstü kubbeli olup, bir duvarında da çeşme vardır.
Çeşmeli Sofadan Hünkâr Sofasına geçilir.
Hünkâr Sofası, en güzel yerlerdendir. Mermer sütunları salonu ikiye böler.
Üstte, parmakları sedef kakmalı bir balkon vardır. Üç tarafında üç çeşme olup;
su, çini, sedef ve mermer ihtişamı gözleri kamaştırır. Soluna birkaç kapı
açılır. Pâdişâhlar, bayram tebriklerini bu salonda kabul ederdi. Sonra Sultan
Üçüncü Murâd Han Odasına geçilir. Bu oda Mîmar Sinân’ın eseri olup, Osmanlı
mîmarlık sanatının şâheserlerindendir. Baştan başa kırmızının hâkim olduğu
çinilerle örtülüdür. İlerisinde Sultan Birinci Ahmed Han Kütüphânesi ve Sultan
Üçüncü Ahmed Hanın Yemişlik Odası, sonra Hünkâr Hamamı ve çinilerle süslü Vâlide
Sultan Dâiresi gelir. Daha sonra Asmabahçe denen, içinde Sultan Üçüncü Osman
Hanın köşkü de bulunan Havuzlu Taşlık’a geçilir. Koridordan Sultan Birinci
Abdülhamîd Hanın Yatak Odasına gelinir; devamında Sultan Üçüncü Selim Han Odası
vardır. Haremde daha pekçok oda olup, sayısı üç yüz seksen kadardır. Haremdeki
dâire, oda ve diğer bölümlerin bugün hepsi mevcut değildir. Topkapı Sarayı
yangın, yıkım, tahribât ve yüzyılların zaman aşımına uğradığından asıl şekli ve
fonksiyonunu kaybetmiştir. Bugün müze olarak kullanılmaktadır.
Topkapı Sarayı Müzesi, mîmârî sanat eseri kompleksi olup, binâları ve
içindeki paha biçilmez hazine ve kolleksiyonlarıyla yerli ve yabancıların
hayranlık dolu alâkasını üzerinde toplar. Bütün İslâm âleminin hürmetine şâyân
herkesin gıptayla seyrettiği, maddî ve mânevî paha biçilemiyecek kadar kıymetli
Mukaddes Emânetler, büyük bir îtinâyla muhâfaza edilmektedir.
Topkapı Sarayındaki köşklerin herbiri birer sanat âbidesi mâhiyetindedir.
Topkapı Sarayında onbinlerce nâdide parçadan meydana gelen pekçok eşyâ
kolleksiyonu mevcuttur. 10.700 parçadan meydana gelen Çin porselenleri, 4000
parçadan meydana gelen Seladon porselenleri, Japon porselenleri, Avrupa
krallarının Osmanlı pâdişâhlarına gönderdikleri paha biçilmez porselen ve diğer
eşyâ takımları, asırlık İstanbul porselenleri, billurlar ve çeşm-i bülbüllerin
herbiri birer hazine kıymetindedir.
Muhteşem saltanat arabalarından bâzıları mevcut olmasına rağmen, çoğu da
yağmalanmıştır. Saltanat arabaları, eyer takımları ve koşumları çok alâka
çekicidir. Saraydaki tabloların târihî ve sanat kıymeti çoktur. Saraydaki
tablolar resim galerisinden çok müze karakterindedir.
Saraydaki Silâh Müzesi, çok zengin olup, Osmanlıların her devrine âit ateşli,
kesici ve vurucu silâhların yanında çeşitli yüzyıllara âit ganimet eşyâsı veya
İslâm ve Avrupa devletlerinden hediye olarak gelen silâhlar vardır. Osmanlı
sultanlarının kılıçları, zırhları ve takımları da mevcuttur. Silâh Müzesinde
târihî bozdoğanlar, şeşperler, salıklar, tulgalar (miğfer), kılıçlar, hançerler,
tüfekler, tabancalar, piştovlar, mızraklar, harbeler, yaylar, oklar ve daha
pekçok silâh mevcuttur.
Topkapı Sarayında dünyânın en ünlü yazma eserleri vardır. Binlerce Osmanlıca,
Farsça, Arapça kitabın çoğu minyatürlü, tezyinâtlı, yâni süslemelidir. Hârika
ciltler, mücevherler, inciler kakılmış ciltler ve en eski İslâm yazmalarının tek
nüshaları burada bulunmaktadır. Kütüphânede iki bin büyük hattatın levhâsından
meydana gelen nâdide bir hat kolleksiyonu mevcuttur. Sarayın Arşiv Dairesinde
binlerce kaynak belge vardır. Bu kaynaklar bütün dünyâ târihini alâkadar eder
mahiyette belgelerdir.
[ Geri Dön |
Okunma: 1893
|