|
Her neferin en yüksek mevkie çıkması mümkün olan bu Türk Devleti,
Arapça kaynaklarda daima Türkiye Devleti (=ed-Devletü't-Türkiyye) olarak
zikredilmektedir. Memlük Devleti teşkilâtında en kabiliyetli gençlerin
sivrilmeleri, idare tarzının esasını teşkil ettiği cihetle, ancak
fevkalâde hasletlere sâhip kimseler işbaşına geçebilirdi. Bu yüzden
akranları arasında en mümtaz olanlardan seçildikleri gibi, gayet itinalı
bir askerî terbiyeye tâbi tutulmak suretiyle yetişen emîrlerin, Bahriye
Memlükları'ndan ayrı olarak teşkil ettikleri gruplar sayesinde, devleti
merkezîleştirerek, teşkil ettikleri ordular, yakın-Doğu tarihinde mühim
bir rol oynamağa muvaffak olmuş, Mısır ise, her türlü tecavüzden masun
kalarak iktisaden ve fikren mütemadî bir surette inkişâf etmiştir.
Bununla beraber, başlangıçta ufak iktâlara sahip olan onlar, yüzler
emirlerinin, hârici tehlikeler karşısında birleşmelerine rağmen,
birbirleri ile olan rekabetleri sebebiyle ayrı ayrı hususî Memlük grupları
teşkil etmeleri, kuvvetleri gittikçe azalan Bahriye Memlükları'nın
zararına oldu.
Bahriye Memlükleri'nin ilk sultanı olup el-Melikü's-Sâlih'in Türk
asıllı dul zevcesi Şeceretü'd-Dürr ile evlenerek iş başına geçen Aybey
et-Türkmânî (1250-1257), başlangıçta Bahriye Memlükleri'nin muhâlefeti ile
karşılaştı. Zira el-Melikü's-Sâlih âilesine sâdık kalan bu grup, Aybey'in
Atabey olarak kalacağını, devletin başına da Eyyübiler'den bir melikin
getirileceğini ümid ediyor idi. Oğuz-Türkmen grubu ile Bahriye Memlükları
arasında çıkan anlaşmazlık dikkate şayandır. Aybey'in yeni bir Memlük
Grubu (=el-Muizzî) teşkil etmesinin, bu muhâlefeti arttırdığı
söylenebilir. Nitekim, karşı koyup şiddetle cezalandırılan
Bahriyeliler'den bir kısmı, Suriye'deki feodal Eyyübî meliklerinin yanına
gittiği gibi, diğer bir kısmı da Kerak, Dımaşk (Şam) ve Filistin'e
yayılmış, yüz otuz Bahriyeli de Anadolu Selçuklu Sultanına ilticâ
etmiştir.
İşte bu Bahriyeliler'den Dımaşk'a sığınanlar Eyyübîler'den
el-Melikü's-Sâlih İsmail (1202-1251)'i Atabey'e karşı teşvik etmişlerdi.
Fakat Oğuz-Türkmenlerin yardımını sağlayan Aybey, kendisine karşı harekete
geçen Eyyübî meliklerini Abbâse'de mağlup etmeğe muvaffak oldu. Fakat çok
geçmeden, Aybey'in Kıpçak veya Harezmli kölesi, Saltanat Nâibi Kutuz,
Muizzîler'le birlikte hareket ederek, Aybey'i bertaraf etti ve
Bahriyeliler'in Mısır'a gelmelerini sağladı.
Bu suretle Bağdad'ı alıp Abbasî Hilâfetine son veren Moğollar'ın sebep
oldukları siyasî buhran sırasında Muizzî ve Sâlihîler'in gayretleriyle iş
başına geçen Kutuz (öl. 1260), Bahriyeliler'i kendi tarafına çektiği gibi,
mühim bir mânevî nüfüz kazanarak, Gürcü ve Ermeni süvarileri tarafından
desteklenen Moğollar'ı Ayn Câlüt'ta müthiş bir hezimete uğrattı (1260).
Memlükler gibi İslâm âlemi için Ayn Câlüt savaşının maddî ve manevî
sonuçları büyük oldu.
Moğollar'ın Suriye'den sonra Mısır' da elde ederek, Franklar ile
işbirliği yapmaları önlendiği gibi, yerli halkın Memlükler'e karşı itimadı
arttı; Mısır, Türkler sayesinde, İslâmiyetin ve Moğollar önünden kaçan
halkın yegâne melcei (sığınağı) hâline geldi. Fakat, Kutuz'un da yeni bir
Memlük grubu kurması aleyhine oldu. Kendi soyundan Borlular'ın
desteklerini sağlayan Baybars, Kutuz'u öldürüp (22 Ekim 1260)
Bahriyeliler'in yeniden iş başına geçmelerini sağladı.
Kıpçak boylarından Borç-oğlu veya Borlu boyuna mensup olup Ayn Câlüt'ta
esas rolü oynayan Baybars et-Türkî (1233-1277), ilk iş olarak, Kutuz'un
koymuş olduğu ağır vergileri kaldırdı; Bahriyeliler'e iktâlar verdi.
Ayrıca irsî reislerinin emir ve idaresi altında yaşayan Türkmen boy ve
uluslarını, küçük parçalara ayırarak, ayrı ayrı sahalara iskân etti
(1264).
Bütün geçitler, dar boğazlar Türkmenler (sonradan: Halep ve Şam
Türkmenleri) tarafından tutulduğu gibi, sahiller de diğer Türkmen
gruplarının (Lübnan'da: Kesrivan Türkmenleri) kontroluna geçti. Baybars,
el-Melikü's-Sâlih gibi Memlük Devletini merkezîleştirmeğe çalışarak,
idarî, askerî ve ticarî bakımdan büyük faydalar temin eden bir takım
tedbirler aldı; yeni bir teşkilât kurdu; kendi ismine nispetle ez-Zâhirî
adını alan ırkdaşlarından mürekkep yeni bir Memlük grubu meydana
getirdi.
Öte yandan Moğollar'ın istilâsında bulunan yerlerden gelmiş Türkler,
Memlük Sultanlığı'na ilticâ ederek, para ve zeâmet karşılığı askerî
grupları teşkil ettiler. Bu suretle belli-başlı iktâlara sahip olmak
suretiyle gitgide çoğalan Memlük grupları, çok geçmeden, kendi beylerinin
emrinde, devletin mukadderatına hâkim olmakta geçikmediler.
Baybars, bilhassa, Hıristiyanlar ile Ayn Câlüt'un intikamını almak
hevesinde olan Moğollar'ın müşterek bir hareketlerini göz önünde tutmuş,
kuzeyde Küçük Ermenistan krallığı, sahillerdeki Franklar, Kıbrıs Krallığı,
nihayet tâkip ettiği sünnî siyaset yüzünden Suriye ve Mısır'daki
İsmâîlîler, Nuseyrîler gibi kuvvetli şiî unsurlarla savaşmak zorunda
kalmıştır.
Baybars'ın ölümü üzerine (1277), yerine oğlu Berke, sonra da Sülemiş
geçmiş ise de, bunları bertaraf eden Kıpçaklı Kalavun (öl. 1290), Moğollar
ve Franklar'la savaşmış, Kastilya Kralı Alfons ve Sicilyalı Jacob ile bir
nevi tedâfüî ittifak yapmıştır. Ayrıca Şamamüm emrindeki Nubyalılar ile de
savaşan Kalavun, 1290'da Akkâ'yı fethe hazırlanırken vefât etmiştir.
Kalavun ve halefleri 1382'ye kadar beş nesil boyunca hüküm süren bir
nevi saltanat-hânedânı kurmağa çalışmış ve bunda da muvaffak olmuştur.
Ancak hânedânını devam ettirmek gayesiyle, el-Melikü's-Sâlih'i taklit
ederek, Türk Memlük gruplarının varlığına rağmen, ayrı cinsten olan
Çerkesler'den yeni bir Memlük grubu teşkil etmesi neticesinde, hânedânı bu
Memlüklara istinad ettiği cihetle, Karadeniz limanlarında kurulmuş olan
büyük pazarlardan, Venedik ve Ceneviz gemileri ile Mısır esir pazarlarına
sevk edilen Çerkes memlükları gittikçe çoğalarak zamanla Mısır'ın
mukadderatını ellerine geçirdiler.
Kalavun'un on iki bin Memlük arasında seçerek el-Mukaddem dağından
derin bir hendek ile ayrılmış olan Kal'atu'l-Cebel (=dağ kalesi)'e
yerleştirdiği üç bin yediyüz Âs ve Çerkes, kale burçlarına nispetle
Burcîye Memlükları (=el-Memâlîku'l-Burcîyye) adını aldı. Hemen ilâve
edelim ki, Çerkesler'in gittikçe çoğalıp diğer Memlüklar'a üstünlük
sağlamaları hususu, çok geçmeden Kalavun-oğulları'nın da dikkat
nazarlarını çekti.
Filvâki, hükümdarlar yeni Memlük grupları teşkil ederek muvazene
tesisine muvaffak olmuşlarsa da, gerek bu grupların, gerekse yeni
unsurlarla beslenmek suretiyle teşekkül eden Türkmen gruplarının
Çerkesler'le mücadelesi Berkuk'un zamanına kadar devam etti. Büyük Türk
hükümdarı el-Melîku'n-Nasır Mehemmed (1293-1341) üçüncü saltanatında
Çerkes Memlükların çoğalmaları meselesini ele aldı.
1315 senesinde tanzim ettirdiği Kadastro (Revku'n-Nâsırî)da mevcut on
beş vilâyetin Çerkesleri'ni tespit ettirerek, kimliklerini araştırdı;
sayılarını azalttı. Bunun üzerine Mısır ve Suriye'nin belli başlı önemli
noktalarını ellerine geçirmeğe muvaffak olan Şam ve Halep Türkmenleri,
Memlük ümerâsı arasında yeniden mühim bir mevki elde etmeğe
başladılar.
Nitekim, Mısır-Anadolu münasebetlerinin çok sıklaştığı bir devirde,
Kosun, Şeyhün, Altunbuğa, Aydoğmuş ve Mancak gibi Anadolulu emirler
(=er-Rümî), bu devir olaylarında önemli roller oynadıkları gibi, Türkçe de
dinî ve hukukî sahalarda büyük bir önem kazandı. Mısır'a gelen bu Türk
ümerânın teşkiline muvaffak oldukları Memlük grupları, umümiyetle,
muhtelif Türk boy ve oymaklarına mensup Türkmenler'den teşekkül ediyordu;
bunların Mısır'a gelmelerine de, el-Melîku'n-Nâsır Mehemmed'in Güney
Anadolu beylikleri, bilhassa Karaman-oğulları ile yakın teması sebep olmuş
idi.
Öte yandan el-Melîku'n-Nâsır'ın Deşt-i Kıpçak ile olan diplomatik
münasebetleri, Altunordu hükümdarları üzerinde Müslümanlık bakımından
mühim tesirler icrâ ettiğinden Kırimî, Sarâyî, Gülüstânî nisbelerini
kullanan bu mıntıka halkından bir kısmı, Mısır'a gelerek, Memlük
Sultanlığı'nın hizmetine girmişlerdir. Melîku'n-Nâsır'ın batı hakkındaki
bilgisi de gayet geniş idi. Nitekim, 1336'da Kahire'ye gelen Johannis de
Mandeville, el-Melîku'n-Nâsır'ı görüp onunla mülâkat etmiş ve bu sultanın
batı hakkındaki fikirlerini öğrenerek hayrete düşmüş idi.
Umümiyetle Hanefi mezhebinde olup el-Melîku'n-Nâsır'a bağlı bulunan
Suriye'nin seçkin Nâibleri (=Vali), bu hükümdarın vefâtını müteâkip
(1341), oğullarının Memlük Sultanlığı tahtına çıkmalarında mühim roller
oynadılar, fakat Halep ve Şam Türkmenleri'ne istinad etmek suretiyle
1360'da Nâsır'ın oğlu Hasan'ı bertaraf eden Nâiblerden Yulbuga el-Umerî,
saltanat nâibi olarak, Memlük Sultanlığı'nın mukadderatına hâkim oldu;
Aybey, Kutuz ve Kalavun'u taklid ederek, satın aldığı kölelerden
Çerkesler'in ekseriyette bulunduğu yeni bir Memlük grubu (=Yulbugâviye)
teşkil etmekle mevkiini sağlamlaştırmak istedi. Bununla beraber,
Türkmenler'e mensup emirler, Kalavunoğulları'nı da elde etmek suretiyle,
bu yeni Memlük grubu ile mücadeleye giriştiler; bunlardan biri olan
Taybuga et-Tavil (uzun), bütün nüfuzu elinde toplayarak Yulbuga'yı
öldürttü (1367). Yulbugâviyeler Suriye'ye sürüldü.
Kahire'deki malları müsadere edildi. Fakat, Memlük Sultanı Şâban'ın bir
süre sonra, Yulbugâviler'i Mısır'a çağırması, bunların yeniden çoğalarak
nüfüzlarının artmasına ve çok geçmeden kendi şefleri Berkuk'un etrafında
toplanmalarına sebep oldu.
İşte Yulbugâviyeler'in tabiî şeflerinden biri olan Berkuk, efendisi
Yulbuga'yı taklid etmek suretiyle, satın aldığı kendi cinsi Çerkesler'den
yeni bir Memlük grubu teşkil etmeğe muvaffak oldu. Zâhirî Memlükları
(=Memâlîkü'z-Zâhiriyye) ismini alan bu Memlük grubu, gittikçe çoğalarak,
Mısır'daki Çerkes ekseriyetinin artmasına ve hâkimiyetin bunlara geçmesine
sebep oldu.
Bu suretle Çerkesleri iş başına getirmeye muvaffak olan Berkuk, kara
yollarının emniyetini ve ticâret kervanlarının sâlimen Mısır'a gelmelerini
temin ettiğinden el-Kârimî tüccârlarının da desteği ile 1382'de saltanata
geçti. fakat Mısır'ın mukadderatını ellerinde bulunduran Türk emirleriyle
çarpışmak zorunda kaldı. Yulbuga en-Nâsırî ve Mintaş gibi Türk emirleri
ile yaptığı savaşları kaybederek tahttan indi ise de, bu iki Türk emirinin
aralarında zuhur eden rekabet yüzünden, 1390'da yeniden saltanata
geçti.
Bununla beraber, Türk potası içinde eriyen Berkuk, iyi bir diplomat
olarak, Timur' karşı Bayezid, Kadı Burhaneddin Ahmed ve Altun Ordu
hükümdarı Toktamış Han ile anlaştı; Celâyirli hükümdarı Sultan Ahmed'i
müdafaa etti. 20 Haziran 1399'da vuku bulan ölümü ile bütün bu ittifaklar
dağıldı. XIV. yüzyıl Yakın-Doğu tarihinin mühim simalarından biri olup
siyasî ve iktisadî buhranların iş başına getirdiği Berkuk, rakiplerinden
Timur'un kuzeyde Toktamış, Bayezid'in batıda Macarlar ve Haçlılarla meşgul
olduğu bir sırada, dahilî mücâdeleler ile yıpranan Memlük Sultanlığı'nı
merkeziyetçi bir devlet haline sokmuş, Osmanlılar tarafından da bazı
hususları benimsenen Memlük teşkilâtını bir kat daha kuvvetlendirmiştir.
Fakat, Türk millî şuüruna yabancı olmadığı anlaşılan Berkük'un bütün
meziyetlerine rağmen, kendi cinsi olan Çerkesler'i iş başına getirmek
maksadıyla, Türk emirlerine karşı giriştiği mücâdele, Memlük
Sultanlığı'nın âtisi için faydalı olmamış, Türk ve Çerkes rekabetinin
doğurduğu ayrılık ise devleti temelinden sarsmıştır.
Esasen, Türkler'e üstünlük temin etmiş görünen Çerkesler, Memlük
Sultanlığı'nı lâyıkı veçhile, temsil edememişler, kendilerine yeni bir
ufuk açmak gayretiyle Türkler'in teşkilâta müstenid hayatiyetine son veren
Berkük'un ölümü ile meydana çıkan yeni siyasî ve iktisadî buhranlar
karşısında da âciz kalmışlardır. Nitekim, yerine geçen oğlu Ferec (öl.
1412) zamanında Osmanlılar, Güney Anadolu şehirlerini zapta başladıkları
gibi, Şam Timur'un eline düşmüştür.
Şam'da öldürülen Ferec'den sonra memleket tamamen bir keşmekeş içinde
kalmıştır (1412). Ferec'den sonra tahta geçen el-Melîkü'l-müeyyed
(1412-1421) ve Tatar (1421) istisna edilecek olursa Memlük Sultanlarının
en büyüklerinden biri Baybars (1422-1438)'dır.
Baybars, bilhassa, kendi hakkında propaganda yapan Cânî Bey es-Süfî ile
uğraştı, 1424-26 seferleriyle Kıbrıs'ı zapt ettirerek, Kral Janus'u esir
etti; yeni bir ticaret politikası takip ederek, bâzı maddeleri inhisarı
altına aldı; fakat bu tedbirler, ticaretin sukutuna sebep olmuştur.
Nitekim, bu yüzden Mısır ve Suriye şehirleri âdeta boşaldı. 1438'de
hastalıktan ölen Baybars'dan sonra Memlük tahtına çıkan Çakmak (öl. 1453),
Aynal (1453-1461), Hoşkadem (1461-1467), Kayıtbay (1468-1495) nihayet
Kansuh el-Gürî (1501-1516), Osmanlılar'la rekabete girişmek, Dulkadır ve
Ramazan-oğulları'nı himâye etmek, Kıbrıs ve Akkoyunlular'la münasebetlerde
bulunmak suretiyle devirlerini tamamladılar.
Kansuh'un Osmanlılar'la ilişkisi dostane olmuştur. Fakat İran'la
savaşta bulunan Yavuz Sultan Selim'e karşı Şiî Şah İsmail'i desteklemesi
aleyhine oldu. Merci Dâbık'da yapılan savaşta (24 Ağustos 1516) atından
yere yuvarlanarak öldü. Merci Dâbık savaşından sonra Mısır'a kaçabilen bir
kısım Memlük ümerâsının gayretiyle Tumanbay Memlük Sultanı ilân edilmiş
ise de (Kasım 1516), Ridaniye'de yapılan savaşı kaybetmiş, Memlük ordugâhı
Osmanlılar'ın eline geçmiştir (23 Ocak 1517). Tumanbay'ın ele geçirilip
Kahire'nin Züveyle kapısında asılmasıyla, iki yüz altmış yedi senedir
devam eden Memlük Sultanlığı sona ermiştir (13 Nisan 1517).
Yavuz Sultan Selim Han, İstanbul'a avdetinden evvel Kahire'deki bazı
hükümdar oğulları ile Halife III. el-Mütevekkil ale'llâh Muhammed ve
akrabalarını, nüfüzlu âlim, şeyh ve beylerden bir kısmını, Mısır'ın sayılı
mimar, mühendis, tüccâr ve sanat erbâbından bir haylisini, deniz yolu ile
İstanbul'a göndermiştir. Bu arada, Memlük Sultanlığı'nın tarihe ve
teşkilâtına ait kitaplar da İstanbul'a sevkedilmiş, Kansuh el-Gürî'nin
oğlu Muhammed de payitahta gönderilmiştir.
Türkçe'nin XIV. yüzyılda birdenbire büyük bir inkişâfa mazhar olarak
Suriye ve Mısır dahil bütün Orta-Doğu'ya yayıldığını, birçok müelliflerin,
Arapça ve Farsça'nın yerine geçen bu dille yazdıklarını ve eserlerini Türk
beylerine veya vâli ve hükümdarlara ithaf ettiklerini görüyoruz. Bilhassa,
Mısır ve Suriye'ye hâkim olan Memlüklu Sultanı el-Melikü'z-Zâhir Seyfeddin
Berkuk devrinde (1382-1399) Türkçe'nin gittikçe önem kazanması, hattâ
hukukî (=kazâ) meselelerin bile bu dille konuşulması, çok dikkate
şâyândır.
Nitekim, hukukî meselelerde Hanefî kadılarla Türkçe konuşan Berkuk,
birçok eserin bu dile tercüme edilmesini emrettiği gibi, Memlüklu nâib
(=vâli)leri de, kendi adlarına Türkçe eser yazdırmışlar veya tercüme
ettirmişlerdir. Kemal-oğlu İsmail, 1387'de ilk Ferah-Nâme'yi Trablus-Şam
Nâibi Mîr Gâzî namına; Berke Fakîh Kitâb İrşâdu'l-mülük ve's-selâtin adlı
eserini, Memlük Nâibleri'nden Seyfeddin Becmân, Manzüme'sini de Altubuga
el-Çobânî namına yazmıştır.
Öte yandan, Türkçe Yüz Hadîs'i yazan ed-Darîr, Vâkıdî'nin
Futühu'ş-Şam'ını 1393'de Halep Nâibi Çolpan namına tercüme etmiş, Tolu
Bey'in isteği üzerine de Ok atmak ilmi hakkında Türkçe bir eser kaleme
almıştır. Nihayet, Seyf Sarâyî de, Sa'dî'nin meşhur Gülistan'ını Memlük
emirinden biri namına Türkçe'ye tercüme ettiği gibi, baş-hassekî Demür Bey
namına Münyetü'l-guzât adında Türkçe bir eser kaleme almış ve Kitâb
baytaru'l-vâzıh Türkçeye tercüme edilmiştir. 1421'de Türkçe konuşulan
Mısır'da fıkıh hakkında Türkçe bir kitap (Kitâb fi'l-fıkıh
bi-lisâni't-Turkî) yazılmıştır.
XV. ve XVI. yüzyıllarda Türkçe, devletin resmî dili olarak
mevcüdiyetini muhafaza etmiş, Kansuh Gürî'ye kadar Memlük Sultanları
namlarına Türkçe eserler tercüme ettirdikleri gibi, bâzıları da, bizzat
Türkçe eserler kaleme almış veya Osmanlı tarzında şiir yazmışlardır.
Baybars, Aynî (öl. 1451)'nin Ikdu'l-Cumân adlı eserini Türkçe'ye
çevirmişti. Hattâ Aynî, Arapça eserini Türkçe olarak Baybars'a okurdu.
Kansuh da, Malatya vâlisi iken Osmanlı Türkçesi tarzında şiirler yazmış,
II. Bayezid'e Türkçe mektuplar göndermiştir. Onun zamanında İbrahim
Gülşenî Mısır'a giderek, Türkçe risâleler kaleme almıştır. Mısır ve
Suriye'de konuşulan Türkçe son zamanlara kadar devam etmiştir.
[ Geri Dön |
Okunma: 2227
|