|
Otuz ikinci Osmanlı Pâdişâhı Abdülazîz Hanın tahttan indirilerek şehit
edilmesine sebep olanları yargılamak için kurulan mahkeme. Yıldız Sarayı
yakınındaki Malta Karakolunun yanında kurulan bir çadırda görüldüğü için bu ad
verilmiştir.
Sultan Abdülazîz Han; Sadrâzam Mütercim Rüşdî Paşa, Serasker Hüseyin Avni
Paşa, Şeyhülislâm HayrullahEfendi ve Midhat Paşanın gizli çalışmaları
neticesinde 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildi. Hüseyin Avni Paşanın ayda yüz
altın lira maaşla Fer’iyye Sarayına bahçıvan adıyla aldığı Cezayirli Mustafa,
Yozgatlı Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmed adlı pehlivanlar tarafından 4
Haziran 1876’da şehit edildi. Fakat intihar süsü verilerek olayın üzerine
gidilmedi.
Sultan Beşinci Murâd Hanın kısa saltanatından sonra pâdişâh olan Sultan
İkinci Abdülhamîd Han, amcası Abdülazîz Hanın şehit edilmesiyle ilgili olarak el
altından soruşturmaya başladı. Bizzat veya vâsıtalı olarak yaptığı soruşturma
neticesinde amcasının iddia edildiği gibi intihar etmeyip, sûikastle öldürüldüğü
kanaatine vardı. Olayın resmî olarak soruşturulmasını istedi. Savcı olarak
vazifelendirilen Fındıklılı Mehmed Efendi 1 Nisan 1881’de soruşturmaya başladı.
Soruşturma komisyonunda Şûray-ı Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Çorluluzâde
Mahmûd Celâleddîn Beyle mâbeynci Râgıb Bey de vazifelendirildiler. Yapılan
soruşturma sırasında sanıklar ve şâhitler dinlendi. Soruşturma neticesinde;
bahçıvan ve uşak olarak üç kişinin yüzer altın lira aylıkla Abdülazîz Hanın
hizmetine tâyin olundukları, Abdülazîz Hanın icâbında kendisini savunabileceği
palasının bir tertiple alındığı, üzerinde daha hayat eseri varken doktorlara
odasında muâyene ettirilmeden bir pencere perdesine sarılarak alelacele Fer’iyye
Karakoluna indirildiği, ölümü hakkında on dokuz doktor tarafından verilmiş
raporun yazılı ve açık olmadığı ve bileklerini keserek intihar ettiği söylenen
makasın bu yaraları meydana getirilebileceği kaydıyla yetinilerek kapalı ifâdede
bulunulduğu, Hüseyin Avni Paşanın; “Bu avam cenâzesi değildir. Size her tarafını
muâyene ettirmem.” demek sûretiyle tam muâyeneye mâni olduğu, cenâze görülmeden
yalnız Fahri Beyin sözüyle yetinilmek sûretiyle şer’î (dînî) îlam yazıldığı,
Abdülazîz Hanın hizmetine tâyin edilen pehlivan Mustafalar ve Hacı Mehmed’in
olaydan sonra cüzi bir maaşla emekliye ayrıldıkları halde “Yüksek maaşla
memleketlerine gönderilmiştir” diye halka îlân edildiği, Abdülazîz Hana büyük
kin besleyen Hüseyin Avni Paşanın olay günü Kuzguncuk’taki yalısından ilk olarak
Fer’iyye’ye gelmiş olduğu, Dâmâd Mahmûd Celâleddîn ve DâmâdNûri paşaların
Beşinci Murâd’ın annesinin isteğiyle Abdülazîz Hanı öldürmek üzere emir
verdiklerini beyan ettikleri ortaya çıktı. Soruşturma neticesinde hazırlanan
raporda Abdülazîz Hanın ölümünün intihar olmayıp suikast sebebiyle olduğu
belirtildi.
Sultan İkinci Abdülhamîd Han bu raporu Şeyhülislâm UryânizâdeAhmed Esad
Efendi, Dâhiliye Nâzırı Mahmûd Nedim Paşa, Tunuslu HayreddînPaşa ve Şûray-ı
Devlet Tanzimat Dâiresi başkanı Mahmûd Celâleddîn Beyden meydana gelen bir
komisyona ve Sadrâzam, Şeyhülislâm, Dâhiliye Nâzırı ve Hâriciye nâzırından
meydana gelen ikinci bir üst heyete inceletti. Bakanların tam kanaat getirmesi
için sanıkların ve şâhitlerin Bakanlar Kurulu huzûrunda ifâdelerinin
dinlenmesini de uygun gören Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bu görüşünü heyete
bildirdi. Ayrıca bu işle ilgili görülen Mütercim Rüşdî ve Midhat paşaların da
tutuklanarak muhâkeme edilmeleri için olağanüstü bir Soruşturma Meclisinin
kurulmasını Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) üyelerine bildirdi. Bunun için
sarayda toplanarak bir karar vermelerini istedi. Sadrâzam Saîd Paşanın
başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu (Vekiller Heyeti) meseleyi görüştü.
İfâdeleri tespit edilmiş olan sanıklar hakkındaki iddianâme okundu, fâillerden
bir kısmı getirtilip Bakanlar Kurulu huzûrunda konuşturuldu. Durumu tekrar
değerlendiren Bakanlar Kurulu, sanıkların cezâlandırılmak üzere evraklarıyla
birlikte mahkemeye sevk edilmelerini, Yıldız Sarayı yakınında Malta Karakolunun
yanındaki bir çadırda mahkeme kurulmasını, mahkemenin alenî (açık) olması ve
seyircilerin Adliye Nâzırlığından alınacak dâvetiye ile mahkeme salonuna
girmeleri gibi hususları kararlaştırdı.
Mahkemeye Adliye Nâzırlığından alınan dâvetiye ile girildiği için yabancı
muhâbirlerin ve kordiplomatiğin hepsine ve sanıkların âilelerine dâvetiyeler
verildi. Türk gazetecileri de mahkemeyi tâkip ediyorlardı. Sanıkların duruşma ve
muhâkemeleri temyize bağlı İstinaf Mahkemesinin Cinayet Mahkemesi tarafından
yürütülecekti. Bu mahkemenin reisi Ali Sürûrî Efendi, ikinci reisi de Hristo
Forides idi. Mahkeme heyetinin diğer üyeleri, Emin Bey, Hüseyin Hâmid Bey, Emin
Efendi, Gadban Efendi ve savcı, Latif Bey yardımcıları ise Reşid ve Raif
beylerdi. Ayrıca soruşturmayı yapmış olan Fındıklılı Mehmed Efendi ile Hüseyin
Şükrü Efendi de bu heyette yer almıştı.
27 Haziran 1881 Pazartesi günü saat 10.00’da başlayan mahkemeye başta Midhat
Paşa olmak üzere on bir sanık getirildi. Kalabalık bir dinleyici kitlesinin
tâkip ettiği sabah oturumunda savcının iddianamesi okundu. Sanıklar veya
avukatları ile şâhitler dinlendi.
Reis Sürûrî Efendi şâhitlere sanıkların itirazlarını dinlettikten sonra,
sanık avukatlarının savunmaları ve sanıkların savunmaları dinlendi. 29 Haziran
Çarşamba günü saat 11.00’de reis Sürûrî Efendi; “Bugün mahkeme, müdde-i umûmî
(savcı) beyle müdâfileri dinledikten ve yeniden müşâverede bulunduktan sonra hak
edilen cezâların miktarını açıklayan hükmünü beyân edecektir. Söz savcınındır”
dedikten sonra duruşmayı açtı. Savcı sanıklar hakkında Cezâ Kânununun ilgili
maddelerinin tatbikini taleb etti. Sonra söz alan sanık avukatları
müvekkillerini savundular. Bundan sonra hâkimler yarım saat çekildiler. Bu
müddet sonunda reis Sürûrî Efendi verilen cezâları bizzat okumaya başladı.
Karara göre; Abdülazîz Han tahttan indirildikten sonra kaldığı Fer’iyye
Sarayının bahçıvan ve bekçileri Pehlivan Mustafa, Cezayirli Pehlivan Mustafa ve
Boyabatlı Pehlivan Hacı Mehmed ile Mâbeynci Fahri Bey, Ali Bey, Necib Bey, Dâmâd
Mahmûd Celâleddîn Paşa ve Dâmâd Nûri Paşa îdâma, Seyyid Bey ve İzzet Bey onar
sene hapse mahkûm edildiler. Cinâyete ortak olduğu anlaşılan, fakat cezâsı
tespit edilmemiş olan Midhat Paşa da kendisini savundu. Mahkeme heyeti karar
için çekildi. İkinci reis Hristo Forides tekrar celseyi açarak, Midhat Paşanın
da îdâma mahkûm edildiğini, temyiz yolunun açık olduğunu, îtiraz için sekiz gün
mühlet verildiğini açıkladı.
Abdülazîz Hanın öldürülmesinde eli bulunanlardan Hüseyin Avni ve Kayserili
Ahmed Paşalar mahkemeden önce öldükleri için haklarında işlem yapılmadı. Midhat
Paşa 6 Temmuz 1881’de temyize başvurdu. Temyiz Mahkemesi Midhat Paşanın
îtirâzını görüşerek taleplerinin reddine karar verdi. Mahmûd Celâleddîn ve Nûri
Paşaların cezâlarının hafifletilmesinin kararı ile Temyiz Cezâ Dâiresinin
tasdikine âit iki îlâm Adliye Nezâretine gönderildi. Adliye Nâzırı Ahmed Cevdet
Paşa ve başvekil ünvânıyla Sadrazam olan Küçük Saîd Paşa da îlâmları göndererek
Vekiller Heyetinde görüşülmesini istedi. Vekiller Heyeti toplanarak felâketlerin
kaynağının Abdülazîz Hanın tahttan indirilmesi olduğunu, ayrıca mahkeme
kararlarını değiştirmeye selâhiyet ve lüzum olmadığını, cezâların affı veya
hafifletilmesinin Kânûn-i Esâsîye göre pâdişâhın yetkisi dâhilinde olduğunu
belirtti. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, bakanlar dışında birçok devlet adamının
katılmasıyla bir heyet toplayarak mahkeme kararlarının aynen tatbiki veya
değiştirilmesi hakkında tek tek tekliflerinin bildirilmesini istedi. 9 Temmuz
günü Yıldız Sarayında eski sadrâzamlardan Safvet Paşanın başkanlığında toplanan
25 kişilik heyetten 15 kişi kararların aynen uygulanmasını, 10 kişi ise
cezâların hafifletilmesini istedi. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, heyet
üyelerinin yazılı mütâlaalarını tek tek inceledikten sonra kendi yetkisine
dayanarak îdâm cezâlarının hepsini ömür boyu hapse çevirdi. Sivil ve askerî
rütbelerini, nişanlarını ve madalyalarını kaybeden mahkûmların on birinin de
cezâlarını Hicaz eyâletindeki Taif Kalesinde çekmeleri kararlaştarıldı.
Mahkûmlar cezâlarını çekmek üzere Taif’e gönderildi. Böylece Osmanlı târihinde
karanlıkta bırakılmak istenen bir cinâyet de aydınlığa kavuşturuldu.
[ Geri Dön |
Okunma: 1303
|