|
On dokuzuncu asır Osmanlı Devlet adamı ve şairi. 1787 senesinde Yozgat’ta doğdu.
Devrin kadılarından Ayıntabizade Mehmed Efendinin oğludur. Altı yaşında iken
babası ile hacca gitti. Hac dönüşü ilk tahsiline Yozgat’ta başladı. Tahsilini
tamamladıktan sonra Yozgat ayanı Cabbarzade Süleyman Beyin divan katipliğinde
bulundu. Süleyman Beyin vefatı üzerine İstanbul’a gitti. Amcası Reis-ül-küttab
Mustafa Mazhar Efendinin yardımı ile Divan-ı Hümayun kalemine katip oldu (1814).
Başarılı çalışmalarından dolayı kısa zamanda arka arkaya terfi etti. 1825’de
amedci, 1827’de beylikçi, 1832’de de Reis-ül-küttab oldu. Üç sene sonra efendi
unvanı ve vezirlik rütbesiyle Hariciye nazırlığına getirildi. 1836 senesinde
hastalığı sebebiyle vazifeden alındı. Bir sene sonra kendisine daima rakip
gördüğü Pertev Paşanın azli ile boşalan Mülkiye nazırlığına getirildi. Bir sene
kadar bu görevde kaldıktan sonra hastalığı sebebiyle tekrar nazırlıktan alındı
ve Kocaeli mutasarrıflığına tayin edildi. Halkın şikayeti üzerine 1840 senesinde
azledilerek, önce Edirne’de daha sonra da Bursa’da ikamete mecbur edildi.
Şehzade Abdülhamid Hanın doğumu münasebeti ile sultana sunduğu bir tarih
üzerine İstanbul’a dönmesine izin verildi. Süleymaniye’deki konağında ve
Boyacıköy’deki yalısında ikamet etti. 1844 senesinde hac farizasını yerine
getirmek için Hicaz’a gitti. Hac dönüşü İskenderiye’de hastalanarak 1845’te
vefat etti.
Kindar, kavgacı, ikbalperest ve geçimsiz gibi sıfatlarla değerlendirilen Akif
Paşa, zamanında batı tesirine tamamen açık olan bürokratların hışmına uğradı.
Çevresinde meydana gelen hadiseler sürekli azil ve sürgünler onu çeşitli
tepkilere sevk etti. Akif Paşanın geçinemediği ve sevmediği en önemli rakibi
Pertev Paşa idi. Aralarında geçen çekişmeleri anlatmak ve kendisini temize
çıkarmak için Tabsıra adlı eserini yazdı. Ancak, Pertev Paşanın, kendisine
düşmanlık beslemediği ve zaman zaman yardım ettiği anlaşılmaktadır. Tabsıra’da
öne sürülen suçlamalar, Pertev Paşanın haksız yere öldürülmesine sebeb
olmuştur.
Akif Paşanın, devlet adamlığı yanında şairliği ve edebiyatçılığı da
meşhurdur. Onun Avrupai Türk edebiyatı ile hiç bir münasebeti yoktur. O,
Tanzimat devri edebiyat alemine; ilmini, bir iki değişik şiirini ve özellikle
nesirdeki üslup sadeliğini kabul ettirmiştir. Bu durumu, Türk edebiyatının kendi
içinde sadeleşip, duygu ve düşüncelerini Türk diline mahsus yerli üsluplarla
ifade etme hadisesinin bir devamıdır. Buna rağmen hadise, Tanzimatçılarca
Avrupai bir yenilik gibi görülmüştür. Akif Paşa, torununun vefatı sebebiyle on
birli hece vezniyle söylediği lirik mersiyenin, Avrupa şiir tarzı ile hiç
alakası yoktur. Bu mersiye bütünüyle aşık tarzında 6+5 veya 4+4+3 duraklı milli
hece üslubuyla, halk dörtlükleriyle ve yine halk şiirinin an’anevi yarım
kafiyeleriyle söylenmiştir.
Tamamıyla beşeri bir duyguyu dile getirdiği için, sevilen bu mersiyenin Türk
halk şiirinde benzerleri vardır. Bu şiir, Fransızca ve İngilizce'ye tercüme
edilmiştir. Bu mersiyenin dışındaki şiirlerini divan şiiri tarzında yazmıştır.
Bunlar arasında Adem Kasidesi mühim yer tutar. Paşa bu kasidede; varlıktan
nefret eder ve ondan kurtulmaya çalışır. Kasidenin adından da anlaşılacağı üzere
onun yokluğa dönüşü mevcudatın yokluktan yaratılma inancına dayanır. Eserin
yazılmasında imparatorluğun o günkü hali ve Paşanın başına gelen felaketler de
rol oynamıştır. Bütün bunların yol açtığı bedbinlikler eski şiirin mücerred ve
süslü ifadesi ile ortaya konmuştur.
Adem Kasidesi: Psikolojik, metafizik ve estetik olmak üzere üç cephe
gösterir. Hayattan bıkmış, muzdarip, kötümser görüşlü ve ümitsiz bir ruh halini
ortaya koyduğu kaside, zamanında konu yönünden yenilik kabul edilmiştir. Akif
Paşanın bu şiirde kullandığı tema daha sonra Hamid ile Recaizade Ekrem ve
Servet-i Fünuncular tarafından da işlenmiş, böylelikle Akif Paşa bir yol
gösterici olmuştur.
Nesir sahasında, Tabsıra’sında ve Şeyh Müştak’a yazdığı mektubun dilindeki
sadelik ve akıcılıkla tanınan Akif Paşa’ya yeni nesrin öncüsü gözüyle
bakılmıştır.
Akif Paşanın küçük bir Divan'ı vardır. Bu divan, Münşeat’ı ile birlikte
1843’te İstanbul’da ve 1845’te Mısır’da Münşeat-ı el-Hac Akif Efendi ve Divançe
adı altında basılmıştır. Eserin yazma nüshası, Üniversite Kütüphanesi 2597
numarada kayıtlıdır.
Diğer eserleri şunlardır: Tabsıra, Eser-i Akif Paşa (Muhtelif mektupları),
Muharrerat-ı Hususiyye-i Akif Paşa, Risalet-ül-Firasiyye ves-Siyasiyye.
[ Geri Dön |
Okunma: 1238
|