|
Köprülü Mehmed Paşanın büyük oğlu. 1635 yılında Vezirköprü kasabasında doğdu.
Yedi yaşında İstanbul’a geldi ve burada medrese tahsilini meşhur Karaçelebizâde
Abdülazîz Efendiden alarak mezun oldu. On altı yaşındayken müderris oldu ve
yirmi iki yaşına gelince Sahn-ı Semân Medreselerine müderris tâyin edildi. Sonra
babası tarafından ilmiye sınıfından ayrılması istendi ve 1659 târihinde
vezirlikle Erzurum vâliliğine gönderildi. Daha sonra Şam ve Halep vâliliklerinde
bulunan Fâzıl Ahmed Paşa, babasının hastalanması üzerine, ona vekâlet etmek
üzere Edirne’ye çağırıldı. Nihâyet 1661 yılında babasının ölümü ile 26
yaşındayken veziriâzamlığa getirildi.
Fâzıl Ahmed Paşa, fâsılasız olarak 15 sene sadârette bulundu. Bu süre ile
Çandarlızâde Halil Hayreddin Paşa ile oğlu Çandarlızâde Ali Paşadan sonra
Osmanlı târihinin en çok iktidarda kalan sadrâzamıdır. Ahmed Paşanın on beş sene
süren sadâretinin dokuz senelik bir devri cephelerde muhârebeyle geçti. Üç sene
Avusturya ile Macaristan’da ve iki buçuk sene Venediklilerle Girit’te ve üst
üste üç sene de Lehistan’da savaştı.Osmanlı Devletine parlak zaferler
kazandırdı. 1676 yılında pâdişâhla berâber Edirne’ye giderken yolda hastalandı
ve hastalığı ağırlaşarak yola devâm edemedi. Ergene civârında, Karabiber
çiftliğindeyken 3 Kasım gecesi 43 yaşında olduğu halde vefât etti.Cenâzesi
İstanbul’a getirilerek Divanyolu’nda babasının yanına defnedildi.
Târihî kaynaklara göre Fâzıl Ahmed Paşa, vücutça uzun boylu, beyaz renkliydi.
Hal ve tavrı mütevâzıydı. Çok düzgün konuşur, karşısındaki kimseyi kolaylıkla
ikna ederdi. Cömertti. Haksızlığın büyük düşmanıydı. Çabuk kavrayışlı, metin
muhâkemeli, işlere kısa yoldan gitmesini bilen ve meselelere vakıf bir
şahsiyetti. İhtiyatlı konuşur, gevezelikten hoşlanmazdı. Yapamayacağı şeyleri
îmâ yoluyla da olsa, vaad etmezdi. Fâzıl Ahmed Paşa, fikir ve mütâlaaya kıymet
verir, söz dinler, tecrübeli adamların fikirlerinden istifâde eder ve sonra
harekete geçerdi. Muhârebelerde askerin gayretini arttırmak için esir ve belli
sayıda kelle getirene yirmi kuruş bahşiş vermekte idi. Fâzıl Ahmed Paşa, hemen
hemen bir altının dörtte biri veya yarısı olan bu parayı tamâmen kendi
kesesinden sarf ederdi. Bir gün kethüdâsı kendisine:
“Bu ihsâna sel gibi akça olsa yine dayanmaz!” demesi üzerine:
“Ya bizim akçemiz ne gün içindir. Hepsi böyle günlere fedâ olsun. Eğer
kifâyet etmezse, ödünç alır yine veririz.” cevâbını vermişti.
İlmiye sınıfından yetişen Fâzıl Ahmed Paşa, fıkıh ve kelâmda âlimdi. Yazısı
güzel olup, sülüs ve nesih yazısını, meşhur hattat Derviş Ali’den
öğrenmiştir.Hocası kendisini ziyârete geldiği zaman elini öper ve makâmında
yanına oturturdu. Paşa, Devletin her yerinde hayır eserleri yaptırdı. Bunlar
arasında Divanyolu’nda kütüphâne ve Dârülhadîs, Uyvar Kamaniçe ve Kandiye’de
câmi, İzmir ve Çemberlitaş’taki han en önemlileridir.
[ Geri Dön |
Okunma: 1023
|