|
Kazan Hanlığı (1437-1552)
Altın Ordu Hanlarından Cambek'in 1357'de ölümünden sonra ortaya çıkan
taht kavgaları ve Aksak Timur ile Toktamış arasında 1391 ve 1395'lerde
cereyan eden savaşlar neticesinde zayıf düşen Kıpçak ilinde, "Kazan
Hanlığı", "Astrahan Hanlığı", "Kırım Hanlığı", "Sibir Hanlığı" gibi daha
küçük Türk devletleri meydana geldi ve büyük Altın Ordu devleti fiilen
sona ermiş oldu.
Kazan Hanlığı, Altın Ordu hükümdarlarından Celaleddin bin Toktamış
(1377-1395)'ın oğlu, eski Altın Ordu hükümdarlarından Uluğ Muhammed Han
tarafından, İdil (Volga) veya Kama Bulgarları ülkesinde 1437'de
kurulmuştur. Uluğ Muhammed Han 1419-1424 ve 1427-1436 yıllarında Altın
Ordu hükümdarı olarak Saray'da bulundu, fakat tahtını Küçük Muhammed'e
kaptırarak Kırım'a gitti, orada da tutunamayınca Bulgar ülkesine gelerek
Kazan Hanlığı'nı kurdu (1437-1445). Bu devletin esas kısmı, 43°-59° doğu
boylamı ve 52°-59° kuzey enlemi arasında bulunuyor ve aşağı yukarı bugünkü
Tataristan-Başkurdistan ve Çuvaşistan Cumhuriyetleri ile Vot (Udmurt),
Mari (Çirmiş) muhtar ülkelerini, eski Simbir, Penza, Perm, Vyatka,
Nijni-Novgorod, Şamar, Sarı-Tav (Saratov), Sarı-Tin (Tsaritsin), Tambov ve
Ryazan vilayetlerinin bazı kısımlarını içine alıyordu. Kazan Hanlığı'nın
güneyinde Astrahan Hanlığı, kuzeyinde Fin kavimlerinin oturduğu ülkeler,
doğusunda ve güneydoğusunda Nogay Hanlığı, kuzeydoğusunda Sibir Hanlığı,
batısında Moskova Beyliği, güneybatısında Kırım Hanlığı bulunuyordu.
Ahalisinin esas kısmını, başta Bulgarlar olmak üzere eskiden beri yerleşik
hayat süren Türk kavimleri ile doğudan zaman zaman buraya göç eden Kıpçak,
Uz, Peçenek gibi Türk boyları ve Islav kavimlerinin yayılmasına karşı
onlarla kader birliği yapmış olan Mordva, Çirmiş, Ar v.b. gibi Fin boyları
teşkil ediyordu.
1437'de Kazan Hanlığı'nı kuran Uluğ Muhammed, kendisini hala Altın
Ordu'nun hükümdarı sayıyor ve parçalanan ülkeyi tekrar kuvvetli bir merkez
etrafında birleştirmek gayesiyle hareket ediyordu. İlk adım olarak 1439'da
büyük bir ordu ile Moskova kapılarına kadar dayandı, 1444'de tekrar
harekete geçerek, 7 Haziran 1445'de Suzdal civarında vuku bulan meydan
muharebesinde büyük bir zafer kazandı. Esir edilen Vasiliy,bütün şartları
kabul ederek serbest bırakıldı. Böylece eskiden Altın Ordu'ya tabi olan
Moskova, şimdi de aynı mükellefiyetleri Kazan'a karşı ifa edecekti.
Moskova'nın durumunu ve tazminat işlerini kontrol için Vasiliy ile
birlikte 500 Kazanlı memurun Moskova'ya gönderilerek türlü vazifelere
tayin edildiği rivayet edilmektedir. Anlaşmanın en mühim maddesi olarak,
Moskova nüfuzu altında bulunan Oka nehri üzerindeki "Hankirman" şehri
merkez olmak üzere, Uluğ Muhammed Han'ın oğlu Kasım'ın idaresinde bir
beyliğin kurulduğunu görüyoruz. Tarihte "Kasım Hanlığı" . (1445-1681) adı
ile tanınan bu teşkilatın meydana getirilişinden maksat, Moskova'yı
kolayca kontrol etmek ve gerektiğinde derhal müdahale için kuvvet
bulundurmaktı.
Planın birinci kademesini mükemmel bir şekilde başaran Uluğ Muhammed
Han'ın son seferinden dönüşünde (1445) aniden ölmesi üzerine Altın
Ordu'nun diğer bölgelerini birleştirme tasavvuru tahakkuk edememiştir.
Ondan sonra tahta geçen Mahmud (1445-1462) ve Halil (1462-1467) zamanında
Moskova ve diğer komşularla münasebetin, normal şartlar altında devam
ettiği anlaşılıyor.
Kırım, Astrahan, Sibir, Nogay gibi komşu Türk hanlıkları ile
münasebetler dostane idi, o derecede ki, Kazan hanlarından bazılarının, bu
komşu sülalelerden olduğu görülmüştür. Bilhassa Kırım ile devam, eden sıkı
münasebet, Kazan'ın Moskova Rusyası ile mücadelesinde, her zaman müspet
yolda büyük önem taşımıştır. İleri görüşlü Uluğ Muhammed Han'ın bununla da
yetinmeyerek, Osmanlı Devleti ile de sağlam ve devamlı münasebetler kurmak
istediği, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed'e yazmış olduğu mektuplardan
açıkça belli olmaktır.
Ancak, Uluğ Muhammed Han'dan sonra gelen hükümdarların, onun mücadeleci
ve savaşçı ruhunu yeteri derecede kavrayamadıkları ve devam
ettiremedikleri görülmüştür. Halbuki, daimî savaş ve genişleme esasına
göre hareket eden komşu Moskova devletine karşı varlığını koruyabilmek
için, Kazan Hanlığı'nın da askerî, idarî ve iktisadî siyasetini buna göre
ayarlaması gerekiyordu. Fakat bu yapılamamış ve neticede devlet, iç
mücadelelerin ve taht kavgalarının da tesiriyle gittikçe zayıflamaya yüz
tutmuştur. 115 yıl süren Kazan devletinde 19 defa han değişmiş 15 han
tahta çıkmış, bunlardan bazıları ikişer, hatta üçer defa idare başında
bulunmuşlardır. Halbuki aynı devirde Moskova'da ancak 4 defa hükümdarlık
değişikliği olmuştur. Yerli aristokrasî sınıfının iki gruba ayrılarak
devlet işine karışması ve bilhassa son devirlerde amansız mücadeleye
tutuşması da devletin felaketini hızlandıran sebeplerden biri olmuştur.
Altın Ordu ve Kazan Hanlığı'nın ilk devirlerinde Moskova'da cereyan eden
taht kavgalarında hanlar söz sahibi olurken, Hanlık zayıfladıkça
Moskova'nın nüfuzu artmış, şimdi Kazan'da cereyan eden iç kavgalara Ruslar
müdahale etmeye başlamıştır.
Kazan tahtına Muhammed Emin'in ikinci defa çıkmış olması ile
(1487-1495) Kazan'ın eski şanlı devri sona ermiş sayılır. "Bulgar Beyi"
lakabını da kullanan Moskova hükümdarı III. İvan, artık Kazan'ın
tabiliğinden çıkmıştır. Görünüşe göre, her iki devlet de eşit sayılmakla
beraber, Moskova gittikçe baskısını arttırarak Kazan'a karşı tabi bir
devlet muamelesi yapmak istemiştir. Bununla beraber, çok defa Kırım ile
birlikte hareket eden Kazanlılar, XIV. yy.'in ilk yarısında da birkaç defa
Moskova'ya karşı zafer kazanarak üstün duruma gelebilmişlerdir. Mesela
1505'de Muhammed Emin zamanında iki devlet arasında patlak veren savaşta
Kazanlılar'ın Nijni-Novgorod'u zaptederek Oka boyunca ilerlemeleri,
1521'da Sahip Gerey'in tahta çıkması ile Kırım'la müştereken Moskova'ya
karşı harekete geçilmesi, Kazanlılar'ın Nijni-Novgorod'u tekrar almaları
ve Oka'yı geçerek Ruslar'ı hezimete uğratan Kırım ordusu ile birlikte
Moskova üzerine yürümeleri, bu cümledendir. Fakat, Moskova'nın genişleme,
yayılma ve ilhak esasına göre kurulan siyaseti karşısında sulh içinde
yaşamayı tercih eden ve toprak ilhakı düşünmeyen Kazan Devleti, iç
mücadelelerle de sarsılınca gittikçe zayıflamış ve Ruslar'ın müdahalesi de
o nispette artmıştır.
Kazan'da iktidarı elinde bulunduran zümre, sulhun muhafazası için Han
seçiminde Moskova'nın arzusuna boyun eğmek, topraktan fedakarlık etmek ve
hatta çocuk yaşta han ilan edilen Ötemiş (1548-1551) ile annesi Suyum
Bike'yi Moskova'ya teslim etmek gibi ağır şartlara katlanmışsa da, bu
tavizler sulhun korunmasına yardım etmemiş, Moskova Rusyası'na karşı ancak
kuvvete, mücadeleye ve savaşa dayanan bir siyasetle "sulh içinde beraber
yaşama"nın mümkün olabileceği ise çok geç anlaşılmıştır. Bu şekilde kuvvet
ve mücadele taraftarı zümrenin tekrar iktidara gelmesiyle, bir an için
bütün iç kavgalar durmuş ve mücadele fikri halkın bütün tabakalarını
birleştirmişti. Kazan hükümeti ilk iş olarak hükümdarlık işini halletmekle
uğraştı ve 1552'da Astırhan Hanı Kasım'ın oğlu Yadigar'ı Kazan tahtına
davet etti. Yadigar'ın Kazan'a gelmesiyle halkın kendisine olan güveni
arttı. Kazan'ın dağ tarafı Ruslar'a karşı ayaklandı ve tekrar merkez ile
birleşti. Ruslar arasında panik başladı. Moskova'ya karşı sefer açan Kırım
orduları da Tula'ya kadar ilerledi. Bu hareketler, Moskova'nın Kazan'a
karşı katî sefer açmasına vesile teşkil etti. Ruslar 150.000 asker, 150
top ve İngiliz mühendisi Butler'in kumandasındaki istihkam kıtası ile
Kazan'ı muhasara ettiler. Kuvvet farkı çok büyük olup, Kazan'ın içinde
ancak 33.000 kadar askerle, dışında bulunan 15.000 atlıdan ibaretti. Komşu
Türk ülkelerinden ve Osmanlı imparatorluğu'ndan yardım ve müdahale
teşebbüsleri de neticesiz kaldı.
Rus ordusu 20 Ağustos 1552'de Kazan'a ulaşarak 23 Ağustosta şehri her
taraftan kuşattı. Yapançca Bey, Sunak Mirza ve Eyyub'un Arca tarafında
bulundurdukları 15.000 kişilik süvari kuvveti, Ruslar'ı arkadan saldırarak
boyuna hırpaladığından muhasaradan bir netice alınamayınca, Moskova ordusu
önce bu dış kuvveti bertaraf etmeye çalıştı. Kazanlılar'ın yer altından
yaptıkları su yolu lağımlanarak havaya uçuruldu. 30 Eylül günü surların
bir kısmı havaya uçurulunca umumî hücum teşebbüsünde bulunulmuşsa da
Ruslar geri püskürtülmüştür. Ancak 2 Ekim (yeni takvime göre 15 Ekim) 1552
günü 30 fıçı barut ateşlenince surların bir kısmı yıkılmış ve Moskova
ordusu kitle halinde içeri saldırmıştır. Savaşa savaşa takatten düşen
Kazanlılar iç şehre çekildiler. Sokaklarda müthiş bir boğazlaşma başladı.
Kul-Şerif Molla etrafında toplanan Kazan ruhanileri, hafızlar,
Danişmendler, Kul-Şerif Camii civarında yalın kılıç Ruslar'ın üzerine
saldırdılar ve hepsi de dövüşe dövüşe şehid oldular. Yadigar Han,
etrafında birkaç kişi ile esir düştü. Kazanlılar bir tek kişi kalıncaya
kadar çarpıştılar. Şehir ele geçirilince Rus tarihinin en karanlık
sayfalarını teşkil eden korkunç bir katliam başlamış, erkeklerden kimse
sağ bırakılmamış, kadınlar ve çocuklar da öldürülmüş, ancak küçük bir grup
savaşçı şehirden çıkarak, mücadeleyi devam ettirmek üzere ormanlara
sığınmış, bir kısım ahali de esir edilmiştir, Kazan'ın bütün serveti yağma
edilmiş, camiler, mescitler, evler yıkılıp yakılmıştır. Bu suretle,
1437'de Uluğ Muhammed Han tarafından kurulmuş olan "Kazan Hanlığı" 115 yıl
yaşamış ve 15 Ekim 1552'de Moskova Çarı IV. İvan tarafın dan buna nihayet
verilmiştir.
Kazanlılar'ın, Kazan'ın müdafaasında gösterdikleri kahramanlık, Türk
tarihinin en şanlı sayfalarından birini teşkil ederken, Ruslar'ın Kazan'da
işledikleri cinayetler, İstanbul'un zaptı sırasında Türkler tarafından
Hıristiyanlara karşı gösterilen merhamet ve alicenaplıkla
karşılaştırıldıkta, Rus tarihinin en çirkin sayfalarını aksettirir.
Nitekim, Kazan'ın zaptından sonra diğer Türk ülkelerine karşı girişilen
istilalar da da, Moskova çarlığı aynı metodla hareket etmiştir.
Kazan şehrinin düşmesiyle savaş durmamış. Tatar, Çuvaş, Çirmiş v.b.
boylar kaleler inşa ederek teşkilatlı mukavemette bulunmuşlardır.
Sarı-Batır, Mamış-Birdi, Ahmed-Batır ve Zeyn-Seyyid gibi şahıslar, bu
mücadelenin önderi olarak şöhret kazandılar. Mamış-Birdi, Kazan şehrinin
45 km. kuzeyindeki Çalım kalesini merkez yaparak eski Kazan melikesi
Süyüm-Bike'nin kardeşi Ali Ekrem'i han ilan etti, 1552-1556 yıllarında da
Kazan ile Kama arasında halkın isyanı ile karşılaşıldı. Moskova çarlığı bu
hareketleri tedricen bastırarak ancak 1556-60'ta vaziyete hakim olabildi
ve Kazan Hanlığı ülkesinde kendi menfaatine uygun bir nizam kurdu.
Kazan Hanlığı ahalisinin esas unsurunu, eski Bulgar, Kıpçak, Uz v.b.
boyların karışmasından meydana gelen "Kazan TOkleri" (veya Tatarları)
teşkil ediyor, bundan başka ülkede, Başkırt, Çuvaş gibi Türk asıllı
boylarla, Çirmiş, Ar ve Mokşı gibi Fin-Ugor asıllı boylar da bulunuyordu.
Kendilerine "Bulgarlı", "Kazanlı" veya "Müslüman" diyen bu ülkenin Türk
asıllı ahalisi için "Tatar" adının ne zamandan itibaren kullanılmağa
başladığı açık olarak bilinmiyor. Bazı tarihçiler "Tatar" sözünün bu
ülkede Cengiz istilasından sonra Ruslar'ın tesiriyle yerleştiğini
söylemekte iseler de, diğer bazıları, Orhon yazıtlarında da zikredilen bu
"Tatar" adının bir Türk boyunu ifade ettiğini ve Kaşgarlı Mahmud'un
1072-74 tarihli haritasına dayanarak, "Tatar" adını taşıyan Türk boyunun
Moğol istilasından önce de bu civarda mevcut olduğunu iddia
etmişlerdir.
Şamanizm dinine mensup Çuvaşlar'la Fin kavimleri, Kazan Hanlığı'na
vergi ödeyerek tam bir serbesti içinde yaşamakta idiler. Hanlığın devamı
müddetince bunların idareye karşı isyan etmeyişleri, aksine Moskova'ya
karşı her türlü mukavemet hareketine katılmış olmaları, Kazanlılar'la bu
"azınlıklar" arasında tam bir anlaşmanın hüküm sürdüğünü
göstermektedir.
Orta İdil boyunda ve Ural dağlarının güneyinde yerleşen Türk
kavimlerinin Bulgarlar devresinden beri ekin ektikleri ve ziraat
bakımından üstün seviyede bulundukları, arkeolojik araştırmalar
neticesinde ortaya çıkarılan malzeme ile de ispatlanmaktadır. Aynı
şekilde, Kazan Hanlığı ahalisinin de büyük bir kısmı ziraatla meşgul
olmakta idi. İri baş hayvan yetiştirmenin tabiî bir neticesi olarak
dericilik sanayii çok inkişaf etmişti. İdil, Kama, Noktrat (Viyatka) ve
diğer nehirlerde çok miktarda bulunması dolayısıyla balıkçılık da
gelişmiş, bilhassa tuzlu balık ihraç maddeleri arasında mühim yer
almıştır. Ülkenin ormanlarında gelişmiş olan diğer mühim gıda sanayii de
arıcılık ve dolayısıyla bal ve balmumu ile ilgili hususlardı. Yerli
tüccarların köy köy dolaşarak kürk ve bal topladıkları ve Kazan
panayırında bu maddelerin mühim yer tuttuğu bilinmektedir.
Kazan Hanlığı'nın düşmesi, Türk ülkeleri tarihi bakımından bir dönüm
noktası teşkil eder: bu hadiseden sonra İdil (Volga) nehri Ruslar'ın eline
geçmiş, o zamanına kadar 1000 yıl müddetle bir "Türk nehri" sayılan İdil,
bundan sonra bir "Rus nehri" olmuş ve Rusya'nın ekonomisi için can damarı
vazifesini görmeğe başlamıştır. Ruslar İdil boyunca güneye inerek 1556'da
Astırhan'ı (Ejderhan, Astrahan)zaptettiler ve Hazar'a ulaştılar, sonra
burada da durmayarak Kuzey Kafkasya'ya indiler. Böylece Osmanlı
İmparatorluğu ile Rusya arasında ilk temaslar meydana geldi ve gerginlik
başladı. Nogaylar'dan ve Türkistan'dan gelen ikazlar üzerine Osmanlı
Devleti, Kazan ve Astırhan hanlıklarını tekrar canlandırmak arzusu ile
harekete geçti. II. Sultan Selim tarafından IV. İvan'a yazılan tehdit dolu
mektuplardan sonra 1569'da Astırhan'ı istirdat maksadıyla bir sefer tertip
edildi ise de bunun arkası gelmedi. 1571'de vuku bulan İnebahtı hezimeti
ve 1571'de tertiplenen Kıbrıs seferi dolayısıyla Osmanlı Devletinin
dikkati başka tarafa çekilmiş oldu ve bu hadiseler bir müddet için Rus
tehlikesini unutturdu. Dışarıdan yardım görme dikleri için zaman zaman
vuku bulan iç isyanlardan da bir netice alamayan Kazanlılar böylece kendi
kaderlerine terkedilmiş oldular.
Kazan Hanları
l. Uluğ Muhammed sülalesi; II. Sibirya sülalesi; III Kasım hanları
sülalesi; IV. Kırım sülalesi; V. Astırhan hanları sülalesi; VI. Nogay
sülalesi.
1. Uluğ Muhammed b. Celaleddin b. Toktamış (l)
2. Mahmud
b. Uluğ Muhammed (l)
3. Halil b. Mahmud (l)
4. İbrahim b. Mahmud
(l)
5. Ali b. İbrahim (l; 1, defa)
6. Muhammed Emin b. İbrahim (l.;
l.defa)
7. Ali b. İbrahim (I; 2.defa)
8. Muhammed Emin b. İbrahim
(l; 2.defa)
9. Mamuk b. İbak (II)
10.Abdüllatif b.lbrahim(l)
11.
Muhammed Emin b. İbrahim (l; 3.defa)
12. Şah Ali b. Seyid Avliyar (III;
1 .defa)
13. Sahib Giray b. Mengli Giray (IV)
14. Safa Giray b.
Fetih Giray (IV; 1 .defa)
15. Can Ali b. Seyid Avliyar (III)
16.
Safa Giray b. Fetih Giray (IV; 2. defa)
17. Şah Ali b. Seyid Avliyar
(III; 2. defa)
18. Safa Giray b. Fetih Giray (IV; 3.defa)
19. Ötemiş
b. Safa Giray (IV; Süyün-Bike)
20. Şah Ali b. Seyid Avliyar (III; 3.
defa)
21. Yadigar Muhammed b. Kasım (V)
22. Ali Ekrem b. Yusuf (VI)
[ Geri Dön |
Okunma: 1685
|