Astrahan Hanlığı (1466-1577)
Astrahan Hanlığı, İtil (Volga) Nehri'nin Hazar Denizi'ne döküldüğü
yerde, Astrahan şehrinde kurulmuştur (1466). Astrahan şehrinin asıl adı
Hacı Tarhan idi. Altın Ordu hanlarından Küçük Muhammed'in torunu Kasım Han
tarafından kurulan bu hanlık ancak 91 yıl bağımsız kalabildi.
Astrahan mıntıkası, Orta Asya ile Güneydoğu Avrupa bozkırları arasında
tabiî bir geçit teşkil ettiği için, asırlarca Türk kavimlerinin doğudan
batıya doğru giden akınlarına ve bunlar tarafından kurulan birçok devlet
teşkilâtlarına sahne olmuştur. Biz burada V. Asırda Bulgarlar'ı, VII-X.
Asırda Hazarlar'ı, X. Asırda Peçenekler'i, XI. Asırda Kumanlar'ı buluyor
ve nihayet XIII. Asırdan itibaren, Moğollar'ın rehberliği altında harekete
geçen yeni ve kuvvetli bir dalganın gelmesiyle, Altın Ordu adı altında
büyük bir devletin kurulduğunu görüyoruz.
XV. asrın sonlarına doğru, merkezî kuvvetin zayıflaması ile, dağılmak
mecburiyetinde kalan Altın Ordu devleti sahasında, Kazan, Kırım hanlıkları
ile Nogay Ordası yanında, payitahtı Astrahan olmak üzere, Küçük
Muhammed'in torunu, Mahmûd oğlu Kasım Han tarafından bir de Astrahan
Hanlığı tesis edilmiştir (1466). En mühim ticaret yolu üzerinde bulunduğu
ve zenginliği yüzünden komşu devletler ile göçebe kabileleri celb ederek,
bunların daimî hücumlarına maruz kaldığı için dahilî istikrarını bulamayan
bu Türk hanlığı, kuvvetleri ve devamlı bir varlık gösterememiştir.
Ahalinin büyük bir kısmının göçebe olup, merkezî hükümetten ziyade, kendi
beylerine bağlı kalmaları da, Hanlığın zayıflamasına sebep olmuştur.
Astrahan Hanlığı, Kâsim Han (1466-1490) ile kardeşi Abdülkerim Han
(1499-1504) devirlerinde, merkezi Saray olmak üzere, eski Altın Ordu'nun
bir kısmında hüküm süren amcaları ile işbirliği temini sayesinde, nispeten
sâkin bir hayat yaşamışsa da devletin son devirleri, bilhassa Kırım Hanı
Mengli Giray'ın Saray'ı tahribinden sonra (1502), komşu Kırım Hanlığı ile
Nogay Orda'sının bu mıntıkayı kendi nüfuzları altında bulundurmak için
yaptıkları mücadeleler içinde geçmiştir. Bu mücadelelerin iç vaziyeti ne
kadar sarsmış olduğunu hanların sık sık değişmeleri de açıkça
göstermektedir.
Rus Çarı IV. İvan, Kazan Hanlığı kuvvetlerini mağlûp edip, Kazan'ı
zaptettikten sonra (1552), Astrahan üzerine asker sevk ederek kendi tabii
sıfatiyle Şeyh Haydar oğlu derviş Han'ı, tahta geçirmiş (1554), fakat
Derviş Han'ın, Ruslar aleyhine Kırımlılar'la münasebete girişmesi üzerine,
tekrar asker sevk edip, Astrahan Hanlığını Çarlığa ilhak etmiştir (1557).
Derviş Han, kaçarak Azak kalesine sığınmıştır.
Gerek yerli Türk kuvvetleri ve gerek Kırım ve Türkiye, Ruslar'ın
buralara kadar uzanarak, Türkler'in arkasına düşmelerinin iyi bir netice
vermeyeceğini anlamışlar ve mühim mıntıkanın Türkler elinde kalması için
çalışmışlardır. Fakat kuvvetlerin birlikte hareket etmelerinin temin
edilememesi, bu yoldaki teşebbüsleri neticesiz bırakmıştır. Bu yüzden
Kanunî Süleyman'ın 1563'te yapmak istediği sefer, Malta seferi de araya
girdiği için, yapılamamıştır.
II. Selim devrinde, Sokullu Mehmed Paşa, gerek İran seferi için
nakliyatı ve gerek Türkiye ile Türkistan arasında ulaşımı temin etmek
için, Don ile İdil nehirleri arasında bir kanal açarak, Karadeniz ile
Hazar denizini birleştirmek istemişti. Bu maksatla Astrahan seferine karar
verilmiş ve 1567'de seferin maddî ve manevî bakımdan zarurî olduğu izah
edilerek, Kırım Han'ına yazı gönderilmişti.
Nihayet 1569 senesinin ilkbaharında, Kefe Beyi Kasım Bey kumandasında,
3000 yeniçeri ile 20.000 sipahi gönderilmiş, Silistre, Niğbolu, Köstendil,
Amasya, Canik ve Çorum alay beyleri ve 30.000 asker ile Devlet Giray da
onlara katılmışlardı. Bu kuvvetler himayesinde kanalın kazılmasında ancak
başlanmakla kalmıştır. Karadan hareket eden kuvvetler Eylülde Astrahan
yakınlarına gelince, kışlamak üzere bir istihkâm da yapılmağa başlanmıştı.
Fakat asker arasında yayılan haberlerden kuşkulanan Kasım Bey, Devlet
Giray'ın da teşviki ile, ağaçtan yapılmış olan istihkâmları yakarak, 20
Eylül'de Kırım'a geri çekilmek mecburiyetinde kalmıştır.
III. Murad zamanında, Astrahan meselesi tekrar mevzubahis olmuş, Rus
Çarı nezdinde teşebbüsler yapılmış ve nihayet bir sefere karar verilmişse
de, bunun da arkası gelmemiştir. Böylece, düşmanın kuvvetinden ziyade Türk
zimamdarlarının kendi aralarında anlaşamaması yüzünden, bu Türk ülkesinin
mukadderatı, uzun bir zaman için tâyin edilmiş oldu.
Astrahan şehri, Altın Ordu Devleti'nin başlangıçlarında, eski Hazar
Devleti'nin merkezi olan İtil şehri civarında, şehrin sağ sahilinde
kurulmuş ve ticaret limanı olarak ehemmiyetini bugüne kadar muhafaza
etmiştir.
İbn Battuta'nın "büyük çarşıları havi, pek güzel bir şehir" diye tarif
ettiği bu şehrin, o zamanlarda hanların yazlık ikametgâhları olduğu
anlaşılıyor. A. Kontarini, şehrin hanın üç yeğenine ait olduğunu ve
bunların da burada yalnız kışın birkaç ay kaldıklarını, alçak duvar ile
çevrilmiş olan bu büyük şehrin, evlerinin pek iyi olmadığını ve yakında
tahrip edilmiş olmaları icab eden büyük binaların harabeleri bulunduğunu
zikrettikten sonra, şehrin evvelce mühim ticaret merkezi olup, Bizans'tan
Don yolu ile her nevi malın geldiği söylendiğini kaydediyor.
Şehir 1395/1396'da Timur tarafından tahrip edilmişse de, XV. Asırda,
bilhassa Altın Ordu'nun payitahtı olan Saray'ın inhitatından sonra,
tekrar, ticaret merkezi olarak eski ehemmiyetini kazanmıştır.