İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Genel
  3. Dünyaya egemen olan ‘Topal’ hükümdar Timur
Trendlerdeki Yazı

Dünyaya egemen olan ‘Topal’ hükümdar Timur

Timur, önemli izler bırakan, Osmanlı Devleti'nde tarihi kırılma anı yaşatan, pek çok devleti dize getiren, eşsiz savaş stratejileriyle dikkat çeken hükümdar

timur-1
1

Timur, Cengiz Han’ın üç oğlundan biri olan Çağatay’ın sahip olduğu çeşitli yollarla Türkleşmiş Maveraünnehir topraklarında bazı kaynaklara göre 8 bazı kaynaklara göre 9 Nisan 1386’da dünyaya geldi. Efsaneye göre de doğduğunda bir elinde kan pıhtısı diğer elinde yaşlı insanlarınki gibi beyaz bir miktar saç teli vardı. Dönemin alimleri tarafından yapılan yorumlara göre kan pıhtısı ileride çok kan dökeceğini ak saç telleri ise erken vakitte büyük bir olgunluğa erişeceğine delalet ediyordu. Bir süre medreselerde eğitim aldı ve babası gibi tasavvufla ilgilendi. Gençlik yıllarına gelip yağız bir delikanlı olduğunda ilk başta parlak işlerle uğraşmıyordu. Bir çete kurmuştu ve koyun çalıyorlardı.

Timur’un Aksak lakabı

Rivayete göre yine çete ile birlikte karıştığı bir olayda ayağına bir darbe aldı ve o olaydan sonra biraz aksamaya başladı. Bu sebepten ötürü ona ileride Timurlenk yani aksak Timur lakabı verilecekti. Yaşı biraz olgunluğa ermeye başladığı sıralarda Kazan Han’ın kızı Saraymülk hatunu kendine eş olarak seçti. Saraymülk hanım ilk evliliğini Emir Hüseyin ile yapmasına rağmen Emir Hüseyin’in Timur’un askerleri tarafından öldürülmesi sonucu geleneklere göre Timur ile evlenmiştir. Saraymülk hanım Cengiz Han’ın soyundan geliyordu. Bu sebeple onunla yaptığı evlilik ile beraber soyluluk ünvanı yanı sıra Cengiz Han’ın damatlarına verilen küregen ünvanının da sahibi oldu. Timur Cengiz Han’ın soyundan değildi fakat ona karşı büyük bir sevgi besliyor ve çok saygı duyuyordu. Bu sebeple kendisine han unvanını değil emir unvanını almıştı ve yanında Cengiz Han’ dan gelen bir han soylusunu mutlaka bulunduruyordu.

İsyanlar Çıkmaya Başlamıştı

Tüm bunları yaşadığı Maveraünnehir bozkırlarında siyasi bir karışıklık baş göstermeye ve isyanlar çıkmaya başlamıştı. Emir Kazan ile beraber bir isyana katıldı ve yükselmeye başladı. 1358’de kendi kavminin liderliğini 1368’de Bel emirliğini elde etti. Süregelen bu siyasi karışıklıktan faydalanarak 1370 yılında Sultan Hüseyin’i Semerkant’ta öldürerek Cengiz Han soyundan gelen Süyurgatmış’ı tahta oturttu ve kendisine değil el emir el kebir lakabını alarak idareyi ele aldı.

Orta Asya’dan Delhi’ye kadar uzanan büyük bir imparatorluğa sahip oldu. Bu süreçte kısa bir sürede Hindistan’da ardarda 20 savaşa girdi ve hepsini kazandı. Bu ve bunun gibi çokça zaferler almasından dolayı ona sahipkıran adı da verildi. Cengiz Han’ın yasaları ile İslami anlayışı harmanlayan bir yönetim biçimi benimsedi. İyi bir satranç oyuncusu ve savaş dehası olan Timur, bunların yanı sıra çok kurnazca ve bazen acımasızca savaş hileleri uygulardı. Tabi bütün bunları rahat bir şekilde uygulayabilmesi için Tatar ve Kıpçak piyade askerler, Harezmi ve Moğol okçular, süvari Türkmenler ayrıca Hindistan’daki Delhi Savaşı’nda ordusuna kattığı fiillerle çağına göre çok modern bir ordu kurmuştu.

Filleri ordusuna katma hikayesi askeri dehasını ve savaş hileleri konusunda nasıl uzman olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bölgeye hakim ve biraz da kalabalık olan Hint ordusuna karşı Timur savaşı kaybetmek üzereydi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi komutanları fillerin varlığını tespit etti. Bir istişare yapmak için hemen Timur’un otağına koştular ve ona fillerden bahsettiler. Timur bir süre düşündü ve sonra etrafındaki komutanlara yalnız kalmak istediğini söyledi. Yatağına geçip uyudu. Bir süre sonra uyandı ve hemen ikmal komutanlarını yanına istedi. Hepsine kaçar tane develeri olduğunu sordu. Komutanlar şaşırmıştı. Hatta bazıları Timur’un bu kötü gidişattan dolayı delirmekte olduğunu düşündüler.

Timur’dan Akılalmaz Strateji

Fakat bir yandan da kaçar develeri olduğunu bildiriyorlardı. Timur hemen tüm develerin yan yana konumlandırılmasını ve hepsinin birbirine sağlam zincirlerle bağlanmasını üzerine de yakacak malzeme yüklemelerini istedi. Bu develerin arkasına uzun mesafe okçu birliklerini ve onların da arkasına mızraklı sipahileri yerleştirdi. Filler üzerilerine gelmeye başladığında Timur askerlerine develerin üstündeki yakacakları yakmalarını söyledi. Paniğe kapılan develer düşman mevzilerine doğru koşmaya başladılar. Üzerine doğru bir ateş çemberinin geldiğini gören filler ise korkup geriye doğru kaçmaya başladı. Bu sırada Hint ordusunun bir kısmını ezdiler ve düzenlerini bozdular. Bu kargaşa başlar başlamaz Timur okçularına atış emri verdi. İyice panikleyen Hint ordusuna son darbeyi mızraklı sipahiler vuracaktı. Timur kaybedilmekte olan savaşı 1 saat gibi kısa bir sürede kendi lehlerine çevirdi. Anlatılanlara göre Timur 100000 kadar Hindunun Ganj Nehri kıyısında kellesini aldı ve Ganj Nehri artık su yerine adeta kan akıyordu.

Timur Sanata ve Sanatçıya Önem veriyordu

Kasırga gibi önüne çıkan her şeyi yok eden Timur sanata ve sanatçıya büyük önem veriyordu. Gittiği ülkelerde genelde eserlere dokunmuyor hatta alimlerini Semerkant’a davet ediyordu. Bazen gelmek istemeyenleri zorla götürdüğü bile olmuştu. Bu tip olaylar nedeniyle insanlar Timur’un katıksız bir diktatör mü yoksa gerektiği kadar sert bir savaş dehası mı olduğu üzerinde fikir ayrılıkları yaşıyorlardı. Bu ikilemler hala süregelmektedir. Edgar Allan Poe, Timurlenk şiirinde Timur’dan taç giymiş haydut olarak bahseder. Ama aynı zamanda Özbek halkın benimsediği bir kültür simgesi olmuştur ve ona emir demişlerdir.

İnsanlar bunları düşünürken Timur’un ise sahip olduğu düşünce eğer gökte tek bir tanrı varsa yeryüzünde de tek bir hükümdar olmalı. Onun bu düşüncesi bize nasıl bir egemenlik anlayışına sahip olduğundan bahsediyordu. Bunun paralelinde başta oraya yaptığı seferin ardından Türkleri hep kötüleyen şair Firdevsi’nin mezarını tekmelediği, tahrip ettiği ve tüm ordusunu onun mezarına işettiği o meşhur hikayenin gerçekleştiği yer olan İran olmak üzere Afganistan, Sicilistan, Irak, Azerbaycan, Horasan’a seferler düzenledi. Fakat bu konuda yalnız değildi. Onun gibi düşünen biri daha vardı. O da henüz Niğbolu’da haçlıları bozguna uğratarak zaferlerine bir yenisini ekleyen ve kendine güveni tam olan Yıldırım Beyazıt’tan başkası değildi. Nitekim bu düşünce elbet bir gün bu iki hükümdarı karşı karşıya getirecektir. Çok geçmeden öyle de oldu. Anadolu coğrafyasından Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk kurmuş olan Timur’un hedefleri arasına Anadolu’yu da dahil etmesi bu bölgede emelleri olan Osmanlılarla arasını açmaktadır. Memlüklerle Osmanlıların yıldızının barışamaması da Timur’un iştahını kabartıyordu.

Durumu Kendi Avantajına Çevirmek İsteyen Timur

Bu durumu kendi avantajına çevirmek isteyen Timur, 1399 yılında Bağdat’ı alır. Bunun üzerine Celayir hükümdarı sultan Ahmet ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf Timur’dan kaçarak Osmanlılara sığınır. Bu durum Timur’un Osmanlı Devleti’ne müdahale etmesi için bir koz niteliğindedir. Bu hükümdarların iadesi talebi Yıldırım tarafından reddedilir ve Timur ile Beyazıt arasında tehdit dolu mektuplaşmalar başlar. Bu mektuplaşmalarda kullanılan ifadelerin doğru olup olmadığı hakkında birçok bilgi bulunmaktadır. Söz konusu bu hararetli mektuplaşmalarda Timur fethettiği bölgeler ile övünüp bu başarıları er meydanındaki gücüyle kazandığını belirtip Beyazıt’ı ataları tarafından kazanılan hazır topraklara konmakla suçlamaktadır.

Tehditlerle Beyazıt’ın gözünü korkutmaya çalışan Timur’a karşı, girdiği savaşlardan başarılarla çıkan ordusuna güvenen Beyazıt, Osmanlı ordusunun dini yayma amacıyla savaşlar verdiğini de vurgulamaktadır. Karşılıklı ağır ifadelerin kullanıldığı bu mektuplar, ortamı daha da çok germiştir. Bu gelişmelerin üzerinde Osmanlılara vergi veren Erzincan emiri Mutahharten’in Timur’un hakimiyetine girmesi ile birbirlerine karşı zaten iyice öfke besleyen bu iki hükümdarın arasındaki bardağı taşıran son damla olur. Akkoyunlu bey Kara yülük Osman bey ile Mutahharten’in rehberliğinde Sivas’a doğru yürüyen Timur, Malkoçoğlu Mustafa bey tarafından savunulan Sivas’ı kuşatır. Kimsenin ölmeyeceği sözünü veren Timur, 18 günlük kuşatma sonucu şehri alır ve anlatılanlara göre söz verdiği gibi kan dökmez. Bununla beraber binlerce insanı diri diri toprağa gömer. Timur bundan sonra Elbistan üzerinden hareket ederek önce Malatya’yı sonra Behisni’yi alır ve 1401’de Suriye seferine çıkar. Sivas’ın kuşatılmasına hazırlıksız yakalanan Beyazıt, buna müdahale edemese de olası istilaya karşı Kayseri dolaylarına gelir.

Timur’un Suriye Seferi

Timur’un Suriye seferi ile meşgul olduğu bir sırada Sivas seferinde Timur’a yardım eden Mutahharten’i cezalandırmak maksadıyla doğu sınırına giderek Erzincan ve Kemah’ı alır. Orta Asya’daki kuvvetlerinden takviye alan Timur, 13 Mart 1402’de Tebriz’den gönderdiği elçi vasıtasıyla savaşın sorumluluğunu Beyazıt’a yüklemek için ondan bazı isteklerde bulunur. Timur’un istedikleri arasında Kemah’ın Mutahharten’e iadesi, Anadolu beylerinden alınmış olan toprakların geri verilmesi, bir şehzadenin kendi yanına gönderilip bağımlılığa işaret edilen külah ve kemeri kabul etmesi, ayrıca Kara Yusuf’un da kendisine iadesi yer alıyordu. Ancak bu tekliflerin hiçbiri Beyazıt tarafından kabul edilmez. Teklifleri reddedilen Timur bütün ordusunu toplayıp Anadolu’yu istila etmek amacıyla harekete geçer. Timur’un Anadolu’ya hareketi karşısında çaresiz kalan Yıldırım Beyazıt Bizans imparatoru ile anlaşarak İstanbul kuşatmasını kaldırır.

Bu olay İstanbul’un fethinin 50 yıl kadar gecikmesine yol açar. Timur iki koldan hareket ederek Ankara önlerine gelir. Bunun üzerine ordusunun çoğunluğu piyade olan Yıldırım da dağlık bölgede mevzilenmek için hareket eder ve Timur’u burada karşılamayı planlar. Osmanlı ordusunun her türlü hareketini casuslarının yardımı ile öğrenen Timur, Tokat tarafının tutulduğu bilgisini alınca Kayseri Kırşehir yolu ile Ankara’ya gelir ve kaleyi kuşatır. Önceden geldiği için ordusu dinlenme şansına sahip olacaktır.

Fakat Timur çoğunluğu piyade olan Osmanlı kuvvetlerinin yorgun ve susamış olacağını düşündüğü için tüm kuyuları zehirlemiş ya da üstlerini büyük taşlarla örtmüştür.  Bu sırada Beyazıt hızlı bir yürüyüşten sonra Kalecik Ravlı üzerinden ve Timur’un hiç beklemediği bir yoldan Topukova’ya Melikşah köyüne varır. Fakat askerleri yorulmuştur ve içecek su da bulamazlar. Timur’un askeri stratejileri tekrar başarılı olmuştur. Timur Yıldırım’ın hemen saldırmaması sebebiyle bir gece içinde yer değiştirerek yeni bir cephe oluşturur. Kaynaklara göre Timur’un ordusu 160000 Osmanlı ordusu ise Timur fetihnamesine göre 70 bin Behişti’ye göre ise 90000 kişidir. Bu sayı farkına Timur’un askeri dehası ve Osmanlı askerlerinin belki de daha önce hiç görmediği filler eklenince Yıldırım Beyazıt’ın mağlubiyeti kaçınılmaz olur.

Savaşı Kaybetmiştir

Aslında Yıldırım Beyazıt kibrine yenik düşerek savaş kararı aldığı an bu savaşı kaybetmiştir. Çünkü Osmanlı henüz beylikten yeni çıkmış küçük bir devletken Timur büyük bir imparatorluktur. Casusları yardımı ile Osmanlı ordusundaki kara Tatarları da kendi tarafına çeken Timur büyük bir başarı elde eder ve Yıldırım Beyazıt da sonunda esir düşer. Bu esaretin içeriği hala gizemini korumaktadır. Kimi kaynaklara göre Timur’un Beyazıt’ı bir kafeste Semerkant’a götürdüğü söylense de bu çoğu tarihçi tarafından yalanlanmaktadır. Aksine Timur Beyazıt’a çok iyi bakmış ve üstelik ölümüne de çok üzülmüştür. Bu esirlik süresince yaşananlar şöyle bir hikayede anlatılmaktadır. Askerleri Timur’a esir alınan Yıldırım Beyazıt’i getirirler. Timur gülmeye başlar. Beyazıt sinirlenir ve ne gülersin esir düşmüş bir cihangire gülmek senin anlayışına uyar mı diye çıkışır.

Bunun üzerine Timur gülmem o sebepten değildir. Allah’ın işine bak ki dünyayı senin gibi bir kör ve benim gibi bir topalın egemenliğine kılmış buna gülerim der. Türk tarihindeki iki Müslüman devlet arasında yapılan en büyük savaşlardan biri olarak kayda geçen Ankara savaşı ile Anadolu’da uzun mücadeleler sonunda kurulmuş olan Türk birliği bozulur. Bu düzenin bozulması ile beraber Osmanlı şehzadeleri arasında başlayan taht mücadeleleri pek çok vilayetin elden çıkmasına ve kardeş kanı dökülmesine yol açarak meşhur Fetret Devri’ni başlatır. Ayrıca bu savaşta Timur‘un kullandığı fillerin kumandanı olan İsenbugan’ın adı bu savaşın yapıldığı geniş bozkır ovası üzerine kurulan Esenboğa Havalimanı’na verilmiştir. Timur’un bu zaferi Avrupa’ya korku salar ve Hristiyanlığı ortadan kaldıracak korkusuna kapılan Avrupalılar kara kara düşünmeye başlar. Ancak Timur Avrupa’yı fakir olarak görüp orayı fethetmeye değer bir yer olarak görmez. Esas hedefi Çin’i himayesi altına almaktır.

Timur’un Mezarı

Asıl hedefi olan Çin’i almak için çıktığı yolda 18 Şubat 1405’te hayata gözlerini yumar. Cenazesi Semerkant’ta varisi olarak gördüğü ancak henüz 24 yaşında ölen torunu için yaptırdığı türbeye gömülür. Rivayete göre bu mezarda bir kitabe vardır ve bu kitabe de her kim Timur’un mezarını deşerse onun ülkesinde savaş şeytanları dolanmaya başlar yazmaktadır ve bu mezarın lanetli olduğuna inanılmaktadır.

19 Haziran 1941 yılında bir Rus antropolog Timur’un mezarını açtırmak istemiş yüksek protestolara rağmen kemikleri alıp Rusya’ya götürmüştür. Tam 3 gün sonra Nazi Almanyası Sovyet Rusya’ya savaş açmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın en geniş harekat alanına sahip ve eşi görülmemiş vahşetin ve yıkımın yaşandığı 20 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği Alman-Rus savaşı dünya tarihinin en kanlı muharebesi olarak tarihe geçmiştir. Büyük kanlar dökülmüş, yıkımlar yaşanmış ekonomik ve siyasal olarak bir buhran başlamıştır. Bunların sorumlusu olarak Timur’un kemikleri tutulmuş ve en sonunda 1942 yılında kemikler tekrar götürülüp mezara konulmuştur. Yaklaşık iki iki buçuk yıl sonra 2. Dünya Savaşı sona ermiştir. Günümüzde dünya siyasetinin gittiği yere ve yaşanan gelişmelere bakacak olursak kim bilir belki birilerinin daha Timur’un kemiklerini mezarından alması hiç de uzak değildir.

Yorum Yap

Yorum Yap