İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Osmanlı Imparatorluğu
  3. Osmanlı Devletinin Kuruluşu
Trendlerdeki Yazı

Osmanlı Devletinin Kuruluşu

Osmanlı devletinin kuruluşu, Anadolu Türklüğünü yeniden birbirine kavuşturan Osmanlıların ortaya çıkışı olayı, Türkiye'nin doğuşu, kazanılan zaferler

Osmanlı Devletinin kuruluşu

Osmanlı devletinin kuruluşu Anadolu Türklüğünü yeniden birbirine kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlıların ortaya çıkışı olayı, Batı Anadolu’nun uç bölgesinde yeni bir Türkiye’nin doğuşu ile bağlantılıdır. Osmanlı hanedanının içinde bulunduğu, Oğuz boyunun sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyu, dokuzuncu yüzyıldan itibaren, Selçuklu devletiyle beraber Ceyhun nehrini geçerek İran’a ulaştı. Söylenenlere göre, Horasan‘da Merv ve Mahan bölgesine yerleşen Kayı Boyu, Moğolların tacizleri üzerine, bulundukları yeri bırakarak Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’ya göç ettiler.

Söylenenlere göre, Ahlat bölgesine yerleşen Kayı Boyu, oradan Erzurum ve Erzincan’a gitmiştir. Daha sonra Amasya’ya geldiler; oradan Halep taraflarına göç ettiler. Bir kısmı Caber Kalesi civarında kalırken, diğer kalan  kısmı Çukurova yerleşkesi tarafına gitti. Çukurova’ya gelenler, daha sonra Erzurum civarında Sürmeliçukur yerleşkesine vardılar. Aralarında çıkan ihtilaf üzerine, bir kısmı asıl yurtlarına döndüler; Ertuğrul ile kardeşi Dündar’ın emrinde bulunanlar bir süre Sürmeliçukur’da kaldılar. Daha sonra, Moğolların batıya akınları üzerine, Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubad’a danışarak Karacadağ taraflarındaki Rum (Bizans) sınırına yerleştirildikleri söylenirse de bu, tarihi gerçeklere pek uygun düşmemektedir.

Gündüz Alp’i Ertuğrul Gazi‘nin babası olarak gösteren ve bugün resmi olarak kabul edilen diğer bir yazılara göre ise; Gündüz Alp’in Ahlat tarafında vefat etmesinden sonra oymağın başına Ertuğrul Gazi geçmiştir. Buradan hareketle Erzincan’a oradan da Bizans sınırına yakın olmak amacıyla, Karacadağ mıntıkasına gelmiştir. Kesin olan bir şey varsa o da Ertuğrul Gazi liderliğindeki Kayı Boyunun, 13. yüzyıl ortalarında Ankara batısında bulunmalarıdır. Daha sonraları, tahminen 1231 yılında, Sultan Alâaddin’in kendilerine arazi olarak verdiği Söğüt ve Domaniç’e gelip yerleşmişlerdir.

Osmanlı Devletinin Kuruluşu : Orta Asya Türkleri

Diğer taraftan Moğollar, Orta Asya Türklüğünü ve medeniyetini ortadan kaldırırken, istilanın dehşeti karşısında; onların kılıcından kurtulan büyük göçebe gruplarını, şehirli âlim, tüccar, edebiyatçı ve sanatkârlar da Anadolu tarafına sığınıyordu. Göç dalgaları, Selçuklu sınırında eskiden beri mevcut göçebelerle yeni Türk boylarını birbirine karıştırıyor ve uclardaki kalabalığı sür’atli bir şekilde arttırmaya devam ediyordu. Kaynakların kayıt ve anlatımına göre, Azerbaycan ve Arran (Karadağ) ovaları ile vadileri, karıncalar gibi kaynaşıyordu; göç dalgaları buradan Anadolu tarafına akıyordu. Böylece, Moğollardan kaçan Türkmenistan vatandaşları, Anadolu’ya nüfus ve yaşama gücü getiriyordu; siyasi parçalanmaya rağmen bu ülke yeni bir güç kazanıyordu.

1261 yılından itibaren, Moğol kontrolünün daha zayıf bulunduğu ve Türkmen nüfusunun gittikçe arttığı Kızılırmak’ın batısındaki bölgede (Kastamonu-Ankara-Akşehir-Antalya bölgesinin batısında) uc beylikleri ortaya çıktı. Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uc merkezleri olarak yükselerek Gazi Türkmenlerin aktif bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu uc bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler. Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konya tarafına hakim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor; Selçukluların varisi olduğunu iddia ediyordu. Batı Anadolu tarafında Aydınoğulları, dönemin şartlarına göre mükemmel bir donanma gücüne sahip bulunuyordu.Göçebe bir kavmin sür’atle denizci olması ve Ege Denizini alt üst eden savaşlarıyla hayranlık uyandırması, şaşılacak bir gelişmeydi. Bu devir Anadolu’sunda yine önemli sayılabilecek bir güce sahip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğuları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri; kendi başlarına yayılma mücadelesine girişti. Bu sırada Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği en mütevazı bir durumda bulunuyordu.

Osmanlı Beyliği

Ertuğrul Bey, tahminen doksan yaşlarına geldiği anda 1288’de vefat etmiştir. Osmanlı Beyliği; Karacadağ, Söğüt, Domaniç ve çevresinde 4800 kilometrekarelik bir toprak parçasına sahipti. Ertuğrul Bey’in vefatından sonra, uçtaki Oğuz aşiretlerinin birleşmesiyle; Kayı boyundan olduğu için Osman Bey başa geçti. Diğer Anadolu beyleri birbirleriyle uğraşırken Osman Bey, Bizans imparatorluğu ile mücadele etmiştir. Bu sayede 1288 yılında Selçuklu sultanının gönderdiği hakimiyet belirtilerini alan Osman Gazi, böylece kendi nüfuz bölgesini ve oradaki halkı Bizans imparatorluğuna ve komşu beylere karşı koruma mes’uliyetini yüklenmiş oldu. Çevresine Samsa Çavuş, Konuralp, Akçakoca, Aykut Alp, Abdurrahman Gazi gibi aşiret beylerini aldı; birlikte fetih hareketini başlatan Osman Gazi kısa sürede İnönü, Eskişehir, Karacahisar, Yarhisar, İnegöl ve Bilecik’i ele geçirmiştir.

Bilecik şehrinin fethi ve Osman Bey’in beylik merkezini buraya aktarmasıyla; Anadolu Selçukluları tarafından Moğollara karşı girişilen başarısız Sülemiş isyanı neticesinde Sultan III. Alaaddin Keykubad’ın bulunduğu yerden kaçması hemen hemen aynı tarihlere denk geldi. Bu nedenle Selçuklu Devleti’nin kontrolsüz kalması sonucunda daha serbest hareket etmeye başlayan Osman Gazi; bağımsızlığını ilan etti (27 Ocak 1300). Bölgenin ve Bizans imparatorluğunun içinde bulunduğu durumdan faydalanan Osman Bey’in kuvvetleri; Bursa önüne kadar akınlarda bulunuyordu. Lefke, Mekece, Akhisar, Geyve ve Leblebici kalelerinin fethetmiştir. Daha sonra Osman Gazi, askerî harekâtın başına oğlu Orhan Gazi’yi getirdi (1320). Osman Gazi bundan sonra ölümüne kadar, teşkilât meseleleriyle ilgilendi. 1324 veya 1326 yılında öldüğü tahmin edilen Osman Bey vefat ettiği sırada; Bursa şehri Osmanlılar’ın eline geçti. Bursa’nın ele geçirilmesinden sonra, beylik merkezi buraya taşındı; şehir yeni binalarla süslendi.

Anadolu harabe görünümündeydi;

Gerçekte, Selçuklu devletinin tarih sahnesinden çekilmesiyle Anadolu bir harabe görünümündeydi. Çünkü, Moğollar’ın Anadolu’daki etkisi halâ hissediliyordu. Fakat, Selçuklu’dan değerli hazineler kalmıştı. Bunlar dil, din ve alfabe birliğiydi. Bunun ruhu da din için harp idi. Osmanlı devleti, bunların hepsini kendinde toplamıştı. Dil, din ve alfabe birliği sayesinde, halk engel tanımıyordu. Savaşma ve şehit olma isteği ile her an Hristiyanlarla savaş yapan Osmanlı Beyliği’ne büyük fırsatlar verdi. İşte bu aşk ve şevkle, diğer beylerin uyrukları Osman eline göç etti veya en azından onların başarısı için gönülden dua etti. Âlimler de aynı yolu takip ederek, Edebâli, Dâvüd-ı Kayserî, Dursun Fakih gibi büyük insanlar; Karaman ülkesinden kalkıp, Osmanlı toprağına geri döndüler ve kültür faaliyetlerini başlattılar.

Osmanlı Devletinin Kuruluşu : Bizans’a karşı kazanılan zafer

Orhan Gazi devrinde Bizans imparatorluğuna karşı zafer elde edilen Pelekanon Muharebesinden sonra İznik fethedildi (1330). Orhan Gazi’nin 1361 yılına kadar olan hükümdarlığı sırasında Osmanlı Devleti, kardeş beylikler üzerinde üstün bir güç haline geldi. Daha önce Ege ve Rumeli Karesi, Saruhan ve Aydınoğulları, gaza hareketinin öncüleri durumundaydılar. Fakat, Karesi Beyliği’nin ilhakı ve Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in, Haçlı saldırıları karşısında İzmir limanını elinden kaybetmesi üzerine; bu bölgedeki gaza liderliği Orhan Gazi’ye geçti. Bu sırada Bizans imparatorluğunda baş gösteren iç karışıklıklar ve Kantakuzen’in Gazi beylerle ittifakı, Türklerin Rumeli’ye geçişini kolaylaştırdı. Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa‘nın destanlara konu olacak mahiyette gerçekleştirdiği Rumeli’ye geçiş; Türk tarihinin en büyük olaylarından biri oldu. İlk önce Çimpe Kalesini ele geçiren Süleyman Paşa, burayı bir üs olarak kullanmaya başladı. Daha sonra Biga’da toplanan ordu ile Güney Marmara kıyısında Kemer limanından gemilerle karşıya geçirerek Bolayır’ı zapt etti.

Ardından güçlerini iki kola ayırarak, bir taraftan Gelibolu, öbür yandan da Trakya’ya karşı iki uç kurarak muntazam gaza akınlarına başladı. 1354 yılında Gelibolu’nun ele geçirilmesi ile, bu ilk Rumeli fatihleri yarımadanın fethini tamamladılar. 1357 yılında veliaht Süleyman’ın ve ardından Sultan Orhan Gazi’nin vefat etmeleri, Rumeli’deki fetihlerin bir süre duraklamasına sebep olsa da Sultan I. Murad (1361-1389) Anadolu’da birliği tekrar sağladıktan sonra; Rumeli tarafına yönelerek Osmanlılar’ın, Avrupa’da sağlam bir şekilde yerleşmesini sağlamıştır. 1362 yılında Edirne Osmanlılar tarafından fethedildi. Haçlı askerlerine karşı 1364’de Sırpsındığı, 1371’de Çirmen zaferleri kazanıldı. Bu fetih ve zaferlerin sonunda Osmanlılar garanti olarak Avrupa’ya yerleştiler ve etki alanları bütün Balkanları içine alan bir genişliğe erişti. Bulgaristan ve Sırbistan, Osmanlılar’a bağlı olmayı kabul ettiler. Osmanlı askerleri üç koldan harekâta devam ettiler; ve Kuzey Makedonya, Niş, Manastır, Sofya ve Ohri’yi işgal altına aldılar. Diğer yandan Anadolu topraklarında Türk birliğinin sağlanması için mücadele veriliyordu.

Balkanlar

Hamidoğuları Beyliğinden Akşehir, Beyşehir, Seydişehir, Yalvaç, Şarkikaraağaç; Germiyanoğullarından da Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve çevresinin Osmanlılara geçmesi, Karaman-Osmanlı ilişkilerini gerginleştirerek; çok geçmeden de iki devlet arasında savaş çıkmasına sebep oldu. Fakat, Karaman kuvvetlerini bozguna uğratan Osmanlılar, bir süre bu beyliğin saldırılarından emin oldular. Diğer taraftan Osmanlı askerlerini Balkanlardan atmak üzere, Sırp, Macar, Ulah, Boşnak, Arnavut, Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşturulan büyük Haçlı kuvvetlerinin, 20 Haziran 1389’da Kosova‘da yok edilmesi tarihe, örnek imha hareketlerinden biri olarak geçti. Türk tarihinin önemli olaylarından biri olan Kosova Meydan Muharebesi, Doğu Avrupa’nın kaderini de belirledi. Balkan yarımadasını yüzyıllar boyunca Türk hakimiyeti altına alan bu zafer sonunda, Sultan Murad-ı Hüdâvendigâr bir Sırp tarafından şehit edildi.

Osmanlı Devletinin Kuruluşu : Toprakların Büyüme Hızı

Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Gazi’ye bıraktığı 4800 kilometrekarelik beylik; 43 sene içinde üç katından daha fazla büyüyerek 16.000 kilometrekareye ulaşmıştır. Orhan Gazi ise, babasından devraldığı Osmanlı’yı 6 kat daha büyüterek 95.000 kilometrekareye kadar çıkarmıştır. Son olarak, Murad-ı Hüdâvendigâr 1361-1389 yılları arasında, Osmanlı devletini beş kat daha büyüterek; 500.000 kilometrekareye yükseltti. Artık aşiretten beyliğe geçiş yapan Osmanlı Devleti; imparatorluğa hazırlanıyordu ve amaç doğrultusunda yolunu da çizmişti.

Gerçekten de bir aşiretten bir imparatorluğa giden yolda neler yapıldığı gözlemlenecek olursa; devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır. Bu konuda Fransız tarihçisi Grengur da “Bu yeni imparatorluğun teessüsü, beşer tarihinin en büyük ve hayrete değer vakalarından biridir” demektedir.

İlgili Yazı

Osmanlı Devletinin Hızlı Yükselişinin Sebepleri

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (2)